En Sıcak Konular

Cephe Gerisinde Bir Kahraman Tüfekçi Yusuf Usta

3 Mart 2022 17:30 tsi
Cephe Gerisinde Bir Kahraman Tüfekçi Yusuf Usta Araştırmacı yazar Mehmet Fatih Bozkurt'un HİBYA'ya yaptığı açıklamaya göre, 1893 yılında Antep'te doğan Tüfekçi Yusuf usta, babasını 1910 yılında kaybettikten sonra, önce baba mesleği olan çulha dokumacılığına devam etti.

 Cephe gerisinde bir kahraman, tüfekçi Yusuf usta

Araştırmacı yazar Mehmet Fatih Bozkurt'un HİBYA'ya yaptığı açıklamaya göre, 1893 yılında Antep'te doğan Tüfekçi Yusuf usta, babasını 1910 yılında kaybettikten sonra, önce baba mesleği olan çulha dokumacılığına devam etti.

MEHMET BAYER - 03.03.2022 - HİBYA - Seyit Onbaşı, Bigalı Mehmet Çavuş, Ezineli Yahya Çavuş, Niğdeli Ali, Tokatlı Kınalı Ali gibi ismi bilinenlerin yanı sıra adı bilinmeyen binlerce vatan aşığı cephede, siperde memleketin savunması için canını hiçe sayarken, Antepli tüfekçi Yusuf usta gibi diğer kahramanlar da cephe gerisinde, tamirhanelerde onlara destek oldu, güç verdi.

Araştırmacı yazar Mehmet Fatih Bozkurt'un HİBYA'ya yaptığı açıklamaya göre, 1893 yılında Antep'te doğan Tüfekçi Yusuf usta, babasını 1910 yılında kaybettikten sonra, önce baba mesleği olan çulha dokumacılığına devam etti. Bu işin pek kazançlı olmadığını görerek köşkerliğe başlayan Yusuf usta, bu arada Amele-i mükellefe kanunu gereği, Osmaniye'nin Bahçe ilçesi civarında inşa edilen Ayran Tüneli'nde bir süre işçilik yaptı. Burada, demiryolu ve tünel çalışması işinden sorumlu subay ve mühendisler gözetiminde dinamit patlatma, delim işlemleri, ihtisas ve ustalık isteyen makine işleri, tünel, istasyon yapımı, ray ve travers döşenmesi, traverslerin konulacağı toprak setlerin hazırlanması ve toprak kazımı gibi işlerin yapılması sürecinde yeni bilgi ve tecrübeler kazanma fırsatı buldu. 

Yusuf usta, avcılığa ve ateşli silahlara meraklıydı. Bozulan tüfeğinin tamiri için Tahir ismindeki bir ustanın yanına sıkça uğruyordu. Silah tamirciliği dışında anahtar ve kilit yapım, tamiri gibi demirciliğin ince işlerini de yapan bu ustayı çalışırken dikkatle izleyerek ve yardım ederek kendini geliştirip, artık kendi tüfeğini kendisi tamir eder hale geldi. İlgi ve kabiliyeti sayesinde kısa süre içinde metali delmesini, diş açmasını, perçin yapmasını, ocakta iş çıkarmasını, kaynak ve lehim yapmasını öğrendi. Keşfettiği bu kabiliyetini geçim kaynağına dönüştürmeye karar veren Yusuf'un bu düşüncesinden haberdar olan arkadaşı Mustafa Çavuş, askerliğe çağrılması nedeniyle, sevk edilmesinden önce Tuz Hanı çevresindeki saraç dükkanını ve içindeki takımları hiç bedel istemeksizin ona bırakmayı teklif etti. Yusuf, bu teklifi kabul ederek 1912 yılında bu dükkana yerleşti. Küçük atölyede basit silah tamirleri, fişek doldurma işlerini, lüks lambalar, gemici feneri, şemsiye ve gramofonların tamir işlerini de yapmaya başladı. 

1. Dünya Savaşı başlıyor

Osmanlı Devleti, kendini, büyük devletlerin hesaplaşmalarına da sahne olacak dünya savaşının içinde buldu. Bu süreçte Yusuf usta da daha evvel kendisine askerlik mükellefiyetinden muafiyet hakkı tanıyan, ''muinsiz usulü'' uygulamasının yürürlükten kaldırılmasıyla 22 yaşında yeniden askere çağrıldı. 1915 yılının Mayıs ayında, Antep Ahz-ı Asker Şubesi tarafından son yoklama işlemleri yapılan Yusuf usta, piyade sınıfına alındı ve 6 Haziran 1915 tarihi itibariyle askerlik görevine başladı. Günler süren yolculuk nihayet İstanbul’da, Haydarpaşa Garı'nda sona erdi. Trenden inen Yusuf usta farklı askerlik şubeleri marifetiyle sevk edilmiş olan acemi eratla birlikte, subaylar himayesinde, Tarabya sırtlarındaki eğitim yerine götürüldü. Yusuf usta, Çanakkale'ye gitmeden evvel burada 6 hafta, sıkı bir acemi eğitimi gördü.

Çanakkale'ye geliş

Sağlık kontrolleri tamamlandıktan sonra Uzunköprü ve Keşan üzerinden yürüyerek Bigalı köyüne ulaşan Yusuf ustanın çantasında bir iğne, küçük bir pense ve eğe gibi bir takım aletleri vardı. Bunlarla köşkerlikten gelen becerilerini kullanarak arkadaşlarının tüfeklerinin kopan askı kayışlarını dikiyor, sökülen postallarını, bozulan benzinli çakmakları tamir edebiliyordu. Bu sebeple bölüğünde çok seviliyordu. Savaş uzadıkça kullanılan silahlar yıpranmaya ve daha çok arıza vermeye başladı. Yusuf usta, sivildeki mesleği tüfekçilik olduğundan kimseye muhtaç olmadan ve üstlerinden söz işitmeden silahının eksiklerini giderebiliyordu. Zamanla teknik konulardaki becerisi çevresi tarafından fark edilmişti. 

Bulunduğu ihtiyat alayından, şehit düşenlerin yerine sürekli asker sevkiyatı oluyordu. Gönüllü istendiğinde her seferinde Yusuf usta da dahil bütün alay gönüllü olmak için bir adım öne çıkıyordu. Her seferinde de Tabur Komutanı Fehmi Bey ona ''Sen geri dur'' diyordu. Bir gün kendisine ''Yusuf tüfekhaneden eleman istiyorlar seni tüfekhaneye yollayacağım razı mısın?'' deyince, ''Siz daha iyisini bilirsiniz komutanım'' cevabını veren Yusuf usta, farkında olmadan cephe hayatının dönüm noktası olacak bir karar aldı.

Fehmi Bey'in Bigalı Esliha Tamirhanesi'ne gönderdiği Yusuf usta, buradaki yetkili usta ve uzmanlar tarafından bir imtihana tabi tutuldu. Yaptığı iş, heyet tarafından beğenilen ve imtihandan başarıyla geçen Yusuf usta, nereli olduğu sorulduğunda da gururla ''Antepliyim'' dedi. Böylece Yusuf ustanın terhisine kadar sürecek olan Bigalı Esliha Tamirhanesi’ndeki günleri başladı.

Tamirhane günleri

Pek çok farklı hizmet verilen Bigalı Esliha Tamirhanesi'nde istihdam edilen kıta tüfekçileri ve yamakları önemli işler başardı. Muharebe sahasında İngilizlerden ele geçirilen silahlar, arızalanan silahlar, boşalan erzak veya cephane Bigalı Esliha Tamirhanesi’ne gönderiliyordu. Menşei ve özellikleri birbirinden farklı uluslara ait arıza veren tüfekler, makinalı ve topların bakım ve tamiratları, istihkam sınıfının kullandığı aletlerin tamiri, büyük nakliye arabalarının koşum takımları ve paşaların otomobillerinin bakım ve tamiratları burada yapılıyordu. 

Bu tür işlerin en kısa şekilde kıtaya sevk edilmesinin hayati bir önem taşıdığının bilinci içinde olan tamirhane personeli, eldeki sınırlı imkanlara rağmen adeta mucizeler yaratıyordu. Bigalı Kalesi içindeki tamirhanede muharebeler boyunca 90 bine yakın tüfeğin tamiri yapıldı. Ganimet olarak elde edilen İngiliz ağır makineli tüfeklerinin sayısı 10’a kadar yükselmiş olmasına rağmen şerait ve cephane işi nispetsiz derecede azdı. Bu haliyle bu tüfeklerin cephede devamlı muharebe kabiliyetleri de yoktu. Fakat bu tüfeklerden mutlak istifade edilmesi elzemdi. İmalathanedeki Ustabaşı Ahmet epeyce düşündükten sonra mermi yuvasında yapılacak basit bir raspadan (kazıma) sonra İngiliz ağır makineli tüfekleriyle Türk mermisi atmak imkanları üzerinde uğraşmaya başladı ve 15 gün gibi kısa bir sürede bu tasavvurunda muvaffak oldu. 

Bir gün kolordu kumandanının huzurunda yapılan atış tecrübesinde 250 mermilik bir şeritte Türk fişeği olmak üzere inkıtasız (kesintisiz) olarak attı ve usta bu muvaffakiyetinden dolayı liyakat madalyası ile taltif edildi. Usta bu durumu şöyle ifade etti: ''Kumandan huzurunda atış tecrübesi yapılmadan evvel bu tüfeklerden bir ganimet makineli tüfek bölüğü teşkil edilmek üzere kolordu kurmay başkanına müracaat ettim. Kendilerini ikna ettim ve binnetice kolordu kumandanına arz edilmek üzere teşkilatın tarafımdan yapılması kararlaştırıldı. Bölüğün hayvan ve eratı birliklerden ve tüfek semeri yerine tevhit (birleştirme) semerlerinden istifade olundu. Bölük kısa bir zamanda teşkil olunarak teşkil merasimine Ordu Kumandanı Liman Paşa davet olundu.'' 

Tüfekçi Yusuf usta, Bigalı Esliha Tamirhanesi’nde bu makinalı tüfek ustabaşısı olan, onun ifadesiyle Çerkez Ahmet Usta’nın emrine verildi. Bu ustanın hizmet verdiği kısımda arıza veren makineli tüfeklere bakılıyor, arızalanarak buraya getirilen makineli tüfekler söküp dağıtılarak, arızası tespit ediliyordu. Kırılan veya bozulan parça varsa depodan isteniyor, yerine takılıp tamir edildikten sonra montajı yapılarak deneniyor ve bir raporla gelen birliğe tekrar iade ediliyordu. 

Günler böyle bir düzen içinde geçtikten sonra Yusuf usta ocak işçiliğinde ve tesviyecilikte de kabiliyetli olduğunu gösterdi. Diğer ustaların yapılamaz dedikleri bazı işleri başardığı görülünce hurdalıkta terk edilen tüfeklerin bazıları getirilerek Yusuf ustanın bu tüfekleri bildiği metotlarla tamir etmesine ve servise sokmasına izin veriliyor, o da tüfeklerin bozulan bazı basit parçalarını ocakta döverek yapıyor ve yerine monte ederek çalıştırıyordu. Bu sayede komutanlarının takdirini bir daha kazanmıştı. Çünkü savaş olanca şiddetiyle sürerken, yıpranmış olan silahların yerine yenileri koyulamıyordu. Bu sebeple hurdaya ayrılan bazı değerli silahların tekrar servise girmesi herkesi mutlu etti.

Süngüler yenileniyor

Savaş sırasında Bigalı Esliha Tamirhanesi’ne muharip bir subay tarafından verilen raporda, düşmana karşı çok basit bir müdahale esnasında bile süngüleri uzun ve ağır olması yüzünden hareket ettirmekte zorlanıldığı, süngülerin tüfekle birleşmesini sağlayan sustalın kızağından çıkarak düştüğü ve tüfeğin bu sebeple zarar gördüğü belirtildi. Rapor üst makamlarda epeyce tartışıldı ve süngülerin boyunun kısaltılmasına karar verildi. Hem bu sayede tüfeklerin hafifletilmesi de sağlanmış olacaktı. 

İşlemin 10 tüfek üzerinde denenmesi için Bigalı Esliha Tamirhanesi’nde çalışan ilgili usta çağırılarak vazifelendirildi. Bu usta da Yusuf ustaya istenilen ölçüleri vererek, ''Yusuf bu işi ancak sen yaparsın, kasaturanın aslını bozmadan boyunu kısalt ve bana getir.'' dedi. Yusuf usta, bu ölçüye göre bir şablon çıkartıp kasaturanın ucundaki şeklin aynısını ucundan 12 santimetre aşağıya, şablonu kullanarak çizdi, atılacak kısmın sertliğini ocakta aldıktan sonra öncelikle gez denilen el makasıyla kaba olarak kesti. Daha sonra zımpara taşında şablona göre şekillendirip, yağlı bileği taşında zımpara taşının izlerini giderip, keskinleştirip tekrar yumuşattığı yeri su vererek sertleştirdi ve ustasına gösterdi.

Ustası dikkatle inceledikten sonra ''Yusuf eline sağlık, fabrikasyon gibi olmuş'' deyip sevinerek hazırlanmış olan numuneyi komutana götürüp gösterdi. Komutanın oluru alındıktan sonra diğer 9 süngü de Yusuf ustaya verildi. Usta, onları da aynı şekilde, bu sefer daha kolay ve daha az bir zaman içinde yapıp, teslim etti. 10 kısaltılmış süngü talimgaha tatbikattaki durumun tespit edilmesi için gönderilip, muhariplerin elinde tecrübe edilen süngülerin başarılı oldukları tespit edilmişti. Daha sonra bu durum diğer cephelerdeki birliklere de bildirildi ve istirahate çekilen birliklerin süngülerini kısaltılmak üzere acilen tüfekhaneye göndermeleri emredildi. Çok geçmemişti ki arabalar dolusu süngü tamirhaneye acele yapılması emriyle gönderilmeye başlandı. Ancak işin ivedilikle bitirilmesi gerektiğinden ve Yusuf ustanın takip ettiği yolun çok zaman almasından dolayı, bu gelen partiler doğrudan ustanın çıkardığı şablona göre kesilerek kısaltılıp, uçları zımpara taşıyla düzeltildikten sonra birlikler emrine bilenmeden ve sertleştirilmeden iade edilebildi. Yusuf usta ve diğer çalışanlar bu gayretlerinden dolayı üstleri tarafından takdir edildi.

Düşmanın Gelibolu Yarımadası'ndan tahliyesi

Tüfekçi Yusuf usta, müttefik kuvvetlerinin Gelibolu Yarımadası'ndan ayrılışı hakkında yaşanılanları şöyle aktardı:

''Çanakkale’de bütün olumsuzluklara rağmen yapılan başarılı Türk savunması karşısında, İtilaf kuvvetlerinin morali çökmüş ve Çanakkale’nin geçilebileceğine dair umutları yok olmuştu. Böylece düşman çekilmiş, ortalık ıssız kalmıştı. Bütün askerler sevinç içindeydi. Çünkü artık herkes memleketine ve sevdiklerine kavuşacağını düşünüyordu. Ama hiç de öyle olmadı. Kısa bir rahatlıktan sonra savaşın geçtiği tüm alanların temizlenip, eski haline getirilmesi için çalışmalar başladı. Öncelikli olarak açıkta kalan şehitlerin defin işleriyle uğraşıldı ve şehitlerin yoğun olduğu yerlerde şehitlikler oluşturuldu. Gelibolu Yarımadası’nda ve boğazın her iki yakasında hareketlilik vardı. Orada da savaşların yapıldığı yerleri taramak suretiyle mayın temizliğine başlanmıştı. Bir kısım erat da arazide savaştan arta kalan ne varsa, silahları, boş kovanları, patlamış veya patlamamış mermileri toplayarak kaydetmekle görevlendirilmişti. Yani öyle çabucak sevdiklerine kavuşmaları mümkün değildi. Birçok konserve kutusu, un ve arpa yığınları, kaleler gibi yığılmıştı. Türk askerleri kendi vatanında yokluk içinde çok zor şartlarda savaşırken, onların mevzilerinde döşenmiş akar vaziyette su tesisatları vardı. Her yerde çok kıymet verilen türden cep saatleri, para cüzdanları, tütün tabakaları, benzinli çakmaklar ve pilli el fenerleri gibi albenisi olan eşyalar bulunuyordu. Bu alanda en makbul eşya ise İngiliz ölülerinin ayaklarından çıkarılan postallardı. Fakat bunlardan birisine dahi bilinçsizce dokunulması yasaktı. Çünkü bunların bazıları tuzaklanarak bilinçli olarak açığa bırakıldığı bir iki zayiat verildikten sonra anlaşılmıştı. Bu sebeple hepsi yerinde yakılarak imha edildi.'' 

Yusuf usta bu süreçte içinde bulunduğu teknik ekiple Kireçtepe, Seddülbahir, Arıburnu, Kilitbahir, Nara Burnu ve Anadolu kıyıları dahil Çanakkale Savaşları'nın cereyan ettiği birçok cepheyi dolaşma fırsatı da buldu. Çanakkale Boğazı’nın her iki yakasında, İstanbul yolunun güvenliğini sağlamak için geçmiş Osmanlı padişahları zamanında yaptırılan ve dosta düşmana ''Çanakkale geçilmez'' dedirten Rumeli Hamidiye, Rumeli Mecidiye, Ertuğrul ve Seddülbahir gibi tabyaları gördü. Büyük bir bölümü toprağın altına gömülmüş ve neredeyse denizden fark edilmesi imkansız olan tabyalarımızın içinde siperler, hendekler, toplanma yerleri ve komuta noktalarının yanı sıra fırın, tuvalet ve istirahat yerleri bulunuyordu. Bütün bu birimler koridorlarla birbirine bağlıydı. Bu kapalı alanlar ile dışarıda namlusu boğaza bakan muhtelif çapta toplar arasında yüzlerce kilo ağırlığındaki topların taşınmasında kullanılan tekavil rayları döşeliydi. Rumeli Mecidiye Tabyası’nda meşhur Koca Seyit ve tabyadaki diğer personellerle tanışıp, topçu personelinin nasıl çalıştığını birebir kahramanların ağzından dinleme fırsatını da bulmuştu.

Çanakkale'den ayrılış

Çanakkale cephesinde çarpışmaların sona erdikten sonra Bigalı Esliha Tamirhanesi'nde askerlik hizmetine devam eden Yusuf usta, çalışkanlığı ve görevleri hususundaki gayretiyle buradaki komutan ve ustabaşılarının takdirini kazanmış ve tamirhane efradından olan 3 askerle cephane ve silahlar hakkında eğitim almak üzere Zeytinburnu Mavzer ve Fişek Fabrikası’na gönderildi. 

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra memleketine döndüğünde, Antep’i işgal etmek isteyen Fransız ve Ermenilere karşı Kuva-yı Milliye saflarında yer alan, Antep İmalat-ı Harbiye (imalat-ı harika) Fabrikası’nda marifetlerini sergileyerek vatanına ve milletine hizmete devam eden Yusuf ustanın bu hizmetleri devlet tarafından da takdir gördü ve İstiklal Madalyası ile taltif edildi. 

Çanakkale kahramanlarından Tüfekçi Yusuf usta, 1971 yılında yaşama gözlerini yumdu.

Hibya Haber Ajansı



Bu haber 375 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler

    Şirket Haberleri ŞİRKET HABERLERİ


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,932 µs