En Sıcak Konular

MEHMET ERTE'DEN ''KURMACA''NIN ''DOĞAL'' YASALARI

6 Mart 2020 23:49 tsi
MEHMET ERTE'DEN ''KURMACA''NIN ''DOĞAL''  YASALARI Varlık dergisi editörü Mehmet Erte, “Perşembe Edebiyat Konuşmaları” etkinliği kapsamında okurlarıyla “Kurmacanın Doğası” üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.

Mehmet Erte’den kurmacanın “doğal” yasaları


Varlık dergisi editörü Mehmet Erte, dün (5 Mart 2020) Kadıköy Belediyesi Tarih Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi’nin düzenlediği “Perşembe Edebiyat Konuşmaları” etkinliği kapsamında davet edildiği Tarih Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi Konferans Salonunda okurlarıyla “Kurmacanın Doğası” üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.  


18.00’de başlayan söyleşi, yayıncı olmasının ötesinde yazar kimliğiyle de tanınan, Erte’nin biyografisinin takdimiyle başladı.


Daha önce Nilüfer Belediyesi’nin öncülüğünde “Kurmacanın Doğası” adında 22 hafta süren bir atölye çalışması yaptıklarını söyleyen Erte, İstanbul’da böyle bir atölye imkânı bulamadıklarını ve bu yüzden bugünkü söyleşinin bu uzun atölye çalışmasının bir tür özeti gibi olacağını söyleyerek konuşmasına başladı. 


Dinleyicilere “Kurmaca sözcüğünün anlamı nedir?”, “Raskolnikov ile Örümcek Adam arasında bir fark var mıdır?” gibi sorular yönelterek söyleşiye başlayan Erte, günümüzde “kurgu”nun anlatımsal bir biçim olmaktan çıktığını, iktidarların bizi belli seçimlere zorlamak amacıyla kullandığı bir aparat haline geldiğini söyledi. Her şeyde olduğu gibi kurgunun/kurgusal karakterlerin de belli yasalara tabi olduğunu söyleyen Erte, bu yasaların ilkini “yazarla okur arasındaki sözleşme” olarak tanımladı. 


“… Kurguya ilk önce olduğunuz yerden başlayın. Bu size kurguda büyük kolaylık sağlar. Yazar daha ilk paragrafta bizimle bir sözleşme yapar. Okur olarak bu sözleşmeyi/yönlendirmeyi kabul ediyorsak okumaya devam ederiz. … Kurmaca gerçeklik denen şeyi elde etmemizin tek aracıdır. … Kimse âşık olmaz, aşk hikâyesi sahibi olabilir ancak. Tarih bir kurmacadır, diyor Hayden. … Piramidin bütün açılarını gören tek kişi Tanrı’dır. … Dostoyevski’nin başarısı çizdiği karakterleri dışsal gerçekliğin dışına çıkarabilmesindedir. … Çoğul bir kimlikle yaşarız çoğu kez: sosyal, bireysel… …Kendimizi gerçekten ifade edebilmek için sahte bir kimliğe/karaktere bürünmeye ihtiyaç duyarız kimi zaman…”


Okurla sözleşmenin ilk üç-dört sayfada mutlaka yapılmasını öneren Erte, kurgunun bu ilk yasasına Rabelais’nin Gargantua’sından, Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ından Kundera’nın Roman Sanatı’ndan, Kafka’nın Dönüşüm’ünden örnekler verdi. 


Erte, kurgunun ikinci yasasını “tetikleyici olay” olarak sıraladı.


“… Olay örgüsü olağan seyrinde ilerlerken sonra birden bir tetikleyici olay olur ve düzen bozulur böylelikle hikâye başlar. Bronte’nin Uğultulu Tepeler romanında malikâneye giren esmer Çingene çocuk Heathcliff tam da budur. Elbette tetikleyici olay tek başına hikâyeyi yürütmez, önemli olan tetikleyici olayların birbirini tetiklemesi. Euthyphro ikilemi gibi bir durum söz konusu: İyi Tanrı iyi dediği için mi iyi, yoksa gerçekten iyi olduğu için mi iyi? …”


Kurguda karakterin önemine de değinen Erte, Aristotelesçi görüşe göre karakterin ancak kendisine rağmen karakterleşebileceğinin ve bunun yolunun da kendine rağmen yaptığı seçimlerle olabileceğinin altını çizdi.  


Erte, kurguda tetikleyici olaydan sonra sırayı “düğüm noktası”nın aldığını söyledi.


“… Düğüm noktası, popüler bir örnek verecek olursak, ‘bomba nerede?’ sorusunun sorulduğu sahnedir. Yani karakterin düşmanıyla karşılaştığı sahne…”


Kurguda düğüm noktasından sonra “kriz “ aşamasına geçildiğini söyleyen Erte, bu aşamada işlerin ters gittiğini söyledi.


“… Kriz aşaması; bombayı bulduk, ama ‘mavi kabloyu mu keseceğiz, kırmızı kabloyu mu?’ aşamasıdır…”


Krizden sonra öykünün dinlendirilmesini tavsiye eden Erte, kurgudaki son aşamayı ise “çözüm “aşaması olarak tanımladı. 


“… Krizden sonra öykü dinlenme ihtiyacı hisseder. Çay molası gibi bir şeydir bu. Öykünün derlenip toparlanma noktasıdır…” 


Söyleşiyi “kurgunun doğası” konusuyla sınırlı tutmayan Erte, soru-cevap içinde perspektiften kadraja, sanat tarihinden edebi akımlara kadar pek çok konuda konuştu. 


“Yazar metni kurgularken okuru da kurgular mı”


“Yazar okunacak şeyleri yazar. … Aslında anlatım tekniği diye bir şey yoktur, yazarın ‘ben’i (karakteri) kavrayış biçimi vardır. … Sanatın ilerlemesi bilimin ilerlemesi gibi değildir. … Bir yazar olarak bir başka yazardan etkilenebilirsiniz ancak sizin yeni bir benlik tasarısı ortaya koymanız gerekir. … Bir gün Brahms ve Mahler bir gölün kıyısında otururlar. Brahms, Beethoven’in yaptıklarını kastederek, ‘Mahler yapacak yeni hiçbir şey kalmadı’ der. Mahler, göldeki dalgayı işaret eder ve “Yeni bir dalga gelmeyecek mi yani?’ diye cevaplar.”


“Sanatta ilerleme diye bir şey var mı?”


“Kavrayışta bir değişme yoksa teknik ilerlemenin hiçbir anlamı yoktur. … Perspektif nedir? Ben buradayım demektir. Bu bütün bir anlatım sanatı tarihini değiştirecek bir şeydir. … Resim yazıdan elli yıl önde gider. Nedimeler tablosunda Velazquez, tablonun içindedir. … Sanat tarihi öncelikle benlik tarihidir. Siz bunu bilin, sonra da yıkın, der. … Pascal Bonitzer, ‘kadraj, tuvale ne koyacağımızdır’ der. … Cervantes, Don Kişot’ta aslında şövalyelerle dalga geçer. Don Kişot kalın kafalı bir adamdır, hep burnunun dikine gider. Aslında bütün kahramanlar kalın kafalıdır. Aristo buna ‘sürdürücü ilke’ diyor. Kahraman macerada ısrar eder. … Don Kişot ilk romandır biliyorsunuz. Aslında roman sanatı uzun süre muallakta kalır. Henry Fielding, nesirle yazılan komik bir epik, der roman sanatı için. Fielding’in Tom Jones’u beni ilk beşimdedir. Sonra Diderot’nun Kaderci Jacques ile Efendisi gelir. Altıncı olarak Voltaire’in Candide’ini sayabilirim. … Saydığım bu kitaptalar roman sanatını bir ironi üzerine kurarlar. Bir şeyin ironi olabilmesi için kültürel bir bağlam içinde anlaşılması gerekir. … İktidar bizi niçin cezalandırır? Çünkü ironiden anlamaz. … Bize bu gün sanatta sinemada hâkim olan kafa 19. yüzyıl erken romantizm kafasıdır. Başımızın belası… … İstatistik hayatımıza girdikten sonra hiçbir şeyi kendisi gibi düşünemez olduk. … Hawthorne’un Wakefield öyküsündeki evden ayrılıp karısını yirmi yıl boyunca gözleyen adamın görmek istediği aslında kendi yokluğudur. … Ben’i, karakteri, öyküyü tek bir üslupla kavrayamazsınız: Joyce’un Ulysses’i böyledir. … Varoluş, sürekli bir oluştur, diyor Nietzzsche. … Ben’i sorunsallaştırmayan bir eserin modern olduğunu söyleyemeyiz. Modern sanatta ‘ben’ cümlenin bir ögesi değildir. Vüs’at O. Bener’de cümlenin yüklemi sadece bir çağrışımdır. Karakter çağrışımlar zinciri altında kendi benliğini arar. Özne tamamen sorunsallaşmıştır: ‘Ben miyim değil miyim?’. … Sokrates’i niçin severiz? Hala bir seçim yapabileceğimizi buyurduğu için. Ama dışsal etkiler bu seçimi biçimlendirir. Yani dış dünya bize bazı biçimleri dayatır. … Toplum olarak bizi iyi hissettirecek şeyleri izlemeyi, okumayı seviyoruz ama sanata giden yol bu değil. Zor olan sorunsalı seçmek ve oradan sanata yürümektir. … Şahsen aktarılabilir bilgiyle ilgilenmiyorum aşkla ilgileniyorum; bu da elbette karşılıklı elektrik olduğunda oluyor. … Ben Tolstoycuyum ki kendisi bilinç akışı tekniğinin mucididir. Dostoyevski çok büyüktür ama sevmem. Tolstoy politik doğruya karşıydı belki biraz da o yüzden ilgim. Bize dayatılan biçimin içine girersek politik doğrucu oluruz. … Dil bir uzlaşma alanıdır ama özgürlük bu uzlaşma alanına rağmen bu uzlaşma ağının dışına çıkıp farklı bir şeyler yapabilmektir. … Varılacak bir öz yoktur… Ayşe’ye baktığımızda ona bakan on adamın ardındaki perdeden ona bakarız aslında. … Aynada kendimizi tam olarak göremeyiz çünkü bakışımızı kolektif bilincimizdeki yorumlar zehirler. Asla kendimizi göremeyeceksek geriye ne kalıyor? Kendi kurmacamızı yaratmak zorunda olan bireyleriz. … Özgür irademizle farklı bir insan olmayı seçeriz bu yüzden farklılaşıyoruz. … Maalesef Türk edebiyatı tiplemelerle dolu: Bütün kadınlar acı çekiyor, biri de çıkıp tokat yemekten hoşlanıyorum demiyor…” 


“Kurmaca ile olay örgüsü arasındaki fark nedir?”


Arasında bir fark yok. Olay örgüsü ile anlatı arasında fark var. Hikâye artı yorum eşittir anlatı. … Aristotelesçi katarsis kuramından ziyade burada modern anlamda kurguyu anlattık. … Geçmiş biz ileriye gittikçe genişler…”


Haber: Osman Akyol/6 Mart 2020, İstanbul




Bu haber 513 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    17,566 µs