En Sıcak Konular

YENİ ZELANDA’DA ANZAK RUHUNU HORTLATMAYA ÇALIŞMAK

17 Mart 2019 12:41 tsi
YENİ ZELANDA’DA ANZAK RUHUNU HORTLATMAYA ÇALIŞMAK Bu olayın amacı, hem bütün Batılıları İslam’a ve Müslümanlara, hem de bütün Müslümanları Batıya ve Hristiyanlara karşı savaştırma kışkırtmasıdır.

YENİ ZELANDA’DA ANZAK RUHUNU HORTLATMAYA ÇALIŞMAK


Birinci Dünya Paylaşım Savaşı'nda, Siyonistlerin güdümündeki İngiltere Devleti, kendi şeytani emellerini, emperyalist hedeflerini, yağmacı, talancı, gaspçı niyetlerini gerçekleştirebilmek için Avustralya ve Yeni Zelandalıları toplayıp ANZAK (Anzac: (Australia and New Zeland Army Corps) adı altında 1915’te Çanakkale’de tetikçi lejyoner olarak bize karşı saldırtarak kullandı. Bugün de Siyonist çetenin aynı oyunu tezgâhladığını görüyoruz.

15 Mart 2019 günü Yeni Zelanda'nın Christchurch kentinde El Nur ve Linwood adındaki iki camiye Cuma namazı sırasında düzenlenen silahlı saldırılarda 49 Müslüman şehit oldu. 48 Müslüman da yaralandı. Katil, aşırı sağcı, ırkçı, yabancı, Müslüman düşmanı, Neo Nazi ideolojisine sahip 28 yaşındaki Avustralya vatandaşı Brenton Tarrant.

Bu olay karşısındaki duruşumuz şudur:
*Öncelikle biz Müslümanlar akılcı çözümlemeler yapmalı ve soğukkanlı tepkiler vermeliyiz. Teröristle terörist olmayan kitleleri birbirinden ayırmamız gerekiyor. Nasıl bütün Müslümanlar terörist IŞİD/DAEŞ taraftarı değilse bütün Hristiyanlar, dinsiz batılılar ya da başka dinden olanlar da terörist değildir. Bütün Batılı ülke vatandaşlarını toptan Haçlı diye suçlayıp onlara cihat açma söylemi hem doğru değil, hem de Müslümanlara fayda sağlayacak bir tutum değildir.

Bu olayın amacı, hem bütün Batılıları İslam’a ve Müslümanlara, hem de bütün Müslümanları Batıya ve Hristiyanlara karşı savaştırma kışkırtmasıdır. Bugün batılı ülkelerde yabancı, Müslüman düşmanı, aşırı sağcı, ırkçı diye tanımlanan küçük bir terörist grup var. Bunların dışında da Müslüman düşmanlıklarını içlerinde saklayıp teröre hoş gözle bakmayan, liberal ve demokrat görünen bir geniş kitle var.

Bu olay, aslında “sizin hayır bildiğiniz şeyde şer, şer bildiğiniz şeyde hayır vardır” ilkesi gereğince herhangi bir dine inanmayan, ya da Hristiyanlıkta aradıklarını bulamayan o çok geniş Batılı kitlenin İslam’ı gerçek yüzüyle tanımalarına, Kur’an ve Hz. Muhammed merkezli doğru İslam’la temasa geçtikten sonra Müslüman olmalarına yarayabilecek tetikleyici bir etkiye de sahip olabilir. Öncelikle bizim bu geniş kitleyi ürkütmeyen, tedirgin etmeyen, onları suçlamayan yumuşak, medeni, zarif, insanî ve İslamî nitelikte bir barış dilini geliştirmemiz lazım. Zira İslam zaten barış ve herkese güven veren demektir.

Müslüman, kimsenin elinden ve dilinden zarar görmediği, herkesin kendisinden emin olduğu kişi demektir. Bütün Batı dünyasına İslam’ın aslında bir barış dini olduğunu, din ve vicdan hürriyetine, insan haklarına önem verdiğini, başkalarına saygıyı önemsediğini, yaşama hakkını kutsadığını, canı Allah’ın verip Allah’ın alacağını, terör ve nefretle işi olmadığını anlatmamız lazım.

İslam’ın iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan, temizliği, düzeni, insanlığı, şefkati, merhameti, zarifliği, efendiliği, doğruluğu, çalışmayı, üretmeyi, bilimi, hoşgörüyü, güveni, huzuru ve mutluluğu savunan bir din olduğunu anlatmamız lazım. Batılı ülkelerde yaşayan, oraları vatan tutmuş Müslümanların İslam’ı öylesine güzel, doğru ve sağlam yaşamaları lazım ki, Müslüman olmayan geniş kitleler, bu mükemmel Müslümanlardan etkilensinler ve İslam’a ısınsınlar. Müslümanlar, sokakta, caddede, her türlü sosyal, ticari, medeni kurumda ve başka yerlerde İslam’ı tam olarak, doğru biçimde yaşayarak iyi, mükemmel, güzel, örnek Müslümanlar halinde dolaşırlarsa elbette Müslüman olmayanlar bundan etkilenecektir.

Ayrıca biz Yeni Zelanda olayına biraz da şu açıdan bakmamız lazım: “Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar yapmaya değer azmi gerektiren işlerdendir.’’ (Ali İmran, 186).

Yani Yeni Zelanda’da şehit edilen Müslümanlar canlarıyla imtihan oldular, bizden önce kendilerine kitap verilenlerden yani Hristiyanlardan ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işittiler. Geride kalan Müslümanlar da sabrederek kazanacaklardır. Her türlü şiddete, baskıya, zorbalığa karşı tek kurtarıcı sığınak sabırdır. Sabır şiddeti yenecektir.

*Bu olay İslam’ın barışçı, medenî, insanî yönünün ön plana çıkmasına hizmet etmiştir. Zira camilere yapılan saldırı Hristiyanlık adına yapılmıştır. Halbuki İslam böyle bir saldırıyı hiçbir zaman hoş görmezdi. Nitekim Hz. Peygamber savaşlarda çocuklara, kadınlara, yaşlılara, tapınaklara, din adamlarına, rahiplere ve hatta yeşil ağaçlara dokunmamayı emretmiştir. İslam, kilise ve havra gibi tapınaklara saldırmaz, başka dinden olanlara düşmanca, katilce, canice saldırmaz. IŞİD, DAEŞ gibi İslam adına terör yapanların ise İslam’la bir alakası yok. İslam bu konuda açık ve net bir tavır takınmıştır. Kur’an’da geçen ayet açıktır: “Sizin dininiz size, benim dinim banadır."(Kafirun, 6)

Nitekim Fatih Sultan Mehmet, Bosna-Hersek’i fethettikten sonra, ilk insan hakları belgesi sayılan 4 Temmuz 1776 yılındaki ABD Anayasası’ndan 324 yıl önce 28 Mayıs 1463 tarihinde Milodraz’da Bosnalı Hristiyanlara özgürlük ve koruma veren Ahidname adında bir ferman yayınladı. Bu fermanın aslı Bosna-Hersek’in Fojnica şehrindeki Fransisken Katolik Kilisesi’ndedir. 
Fermanın günümüz Türkçesiyle karşılığı şöyledir:

Ahidname
Ben ki Sultan Mehmet Han’ım. Sıradan ve seçkin bütün insanlar tarafından bilinsin ki, bu padişah buyruğunu ellerinde bulunduran Bosnalı [Fransisken] ruhbanlara büyük bir lütufta bulunarak şunları buyurdum:
Adı geçenlere ve kiliselerine hiç kimse engel olmayacak ve sıkıntı vermeyecektir ve onlar sakınmaksızın ülkemde yaşayacaklardır. Ve kaçıp gidenler bile güven içinde olacaklardır.

Gelip ülkemizde korkusuzca oturacaklar ve kiliselerine yerleşeceklerdir. Ne ben, ne vezirlerim, ne kullarım, ne uyruklarım, ne de ülkemin bütün halkından hiç kimse adı geçenlere -kendilerine ve canlarına ve mallarına ve kiliselerine ve dışarıdan ülkemize gelenlerine- dokunmayacak, saldırıp incitmeyecektir. Yeri, göğü yaratan Rızıklandırıcı adına ve Kur’an adına ve ulu Peygamberimiz adına ve yüz yirmi dört bin peygamber adına ve kuşandığım kılıç adına yemin ederim ki, bu kişiler emrime itaat ettikleri sürece, bu yazılanlara hiç kimse uymazlık etmeyecektir.
Böyle biline.”

*Yeni Zelanda’da yaşanan terör olayına benzer hadiselerin son zamanlarda artmasının iki sebebi vardır:

1.Tarihsel: Bütün Müslümanların temsilcisi, yolbaşçısı olarak Türklerin önce Anadolu’yu alıp buraları Türkleştirip Müslümanlaştırması, sonra Avrupa içlerine kadar İslam’ı yaymaları Haçlı Batı dünyasının zoruna gitti. Anadolu, Balkanlar ve diğer yerlerdeki Müslümanların ortak, genel millet adının “Türk” olarak yerleşmesini, tarih boyunca Haçlı saldırılarının Türkler tarafından geri püskürtülmesini hazmedemediler ve Türkleri kendileri için tehdit olarak hissettiler. Buna Turkophobia yani Türk korkusu ve Türk düşmanlığı deniyor.

2.Güncel: Son yıllarda Batılı ülkelerde Müslümanların sayıca artması, oraları yurt edinmesi Batılıların hoşuna gitmedi, bundan rahatsız oldular. Hem bu göçmen Müslümanlara hem de kendi içlerindeki yerli Batılıların Müslümanlaşma oranının artmasına tepki duydular. Buna da Islamophobia yani İslam korkusu ve İslam düşmanlığı deniyor.

Haçlı-Siyonist Emperyalist batının fikir adamı Samuel Huntington, Türk ve İslam düşmanlığını kendince “medeniyetler çatışması” formülü altında şöyle ifade etti: “Dünyada savaşlar bundan sonra devletler arasında değil, kültürler arasında olacaktır. İslamiyet en alt kültürü temsil etmektedir. Bu nedenle öncelikle enterne edilmelidir.”

Batı, bu doğrultuda hemen harekete geçti ve şu uygulamaları başlattı:

1.İslam içi savaş: Bu bağlamda Müslümanları Sünni ve Şii diye iki bloka ayırdı ve bunları birbiriyle çatıştırmak için güya sünnilik adına EL-KAİDE, IŞİD/DAEŞ gibi terör örgütleri üretti. Hem Batılı ülkelerdeki safra olarak gördükleri radikal aşırı İslamcı grupları topladı, onlara silah, para ve her türlü imkân vererek Suriye, Irak, Afganistan gibi İslam ülkelerine gönderdi ve onlara Müslümanları mahveden bir terör ortamı sağladı. Bu yolla emperyalist Haçlı Siyonist Batı, bir taşla iki kuş vurdu. Hem kendi içlerindeki aşırı İslamcı grupları söküp attı, hem Müslümanları birbirine kırdırdı.

2.Hristiyan-Müslüman Savaşı: Bu tamamen İsrail ve Batıdaki İsrail lobilerinin tezgâhıdır. Amaç, Hristiyan-Müslüman savaşı çıkararak aradan parsayı toplamak ve İslam’a karşı Hristiyan-Yahudi birliğini güçlendirmektir. Nitekim Yeni Zelanda olayı da tamamen bu güruhun tezgâhıdır. Olayın bir boyutu da Siyonizm yani uluslararası Yahudi siyasi hareketi tezgâhı olmasıdır.

Zira Yeni Zelanda Siyonizm ile mücadele eden, MOSSAD ajanlarını tutuklayan bir ülke idi. İsrail ve Batılı Siyonistler, böyle bir olay tezgâhlayarak ya da zaten var olan aşırı sağcı, ırkçı Hristiyanları kışkırtarak Yeni Zelanda ile ya da daha genelleyerek Batılı devletlerle, Hristiyanlarla Müslümanları birbiriyle savaştırmaktır. Bu olayın CIA, MOSSAD ve MI6 ortaklığında bir planlı tezgâh olma ihtimali çok yüksek.

*Cami Saldırısı Meselesi: Dünya tarihi boyunca Müslümanlara genellikle düşmanca, canice, katilce saldırılar camilerde ibadet esnasında olmuştur. Nitekim Hz. Ömer rükuda, Hz. Osman rahlede, Hz. Ali secdede iken şehit edildi. Hem 1877-78 Osmanlı Rus harbi sıralarında, hem 1912 Balkan Savaşlarında Balkan Türkleri Bulgarlar, Yunanlılar, Sırplar tarafından camilere doldurulup yakıldı. Birinci Dünya Paylaşım Savaşı sıralarında Türk erkekleri cephelerde savaşırken geride kalan yaşlı, çoluk çocuk, kadın gibi Türkler Hınçak, Taşnak adlı Ermeni Komiteleri tarafından camilere doldurulup yakıldı.

30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi sonrası süreçte ülkemiz Batılı Haçlı orduları tarafından işgal edildiği sıralarda Anadolu içlerinde köylerde, kasabalarda İngiltere’nin jandarması ve lejyoneri olan Yunan askerleri Türkleri camilere doldurup yakmışlardı.

Yeni Zelanda’da da Müslümanlar topluca cami içinde katledildiler. Bizim gibi ülkelerde de Müslümanlar özellikle Müslüman Türk gençleri camilere gitmesin diye cami dışında dinsizlik, ateizm, deizm, liberalizm, komünizmle ve her türlü batı kaynaklı zehirli, sapık düşünceyle, ruhları, kalpleri, beyinleri, zihinleri, duygu ve düşünceleri topluca katliama uğruyor.

*Olayın Türklük Boyutu: Saldırgan, yayınladığı bildirgede ve silahına işlediği motiflerde Türklere yönelik düşmanlığını da yoğun olarak işlemiş. Silahına “Türk yiyici” lafını yazmış. Bu, aslında Haçlı Siyonist Batının bütün Müslümanlara “Türk” demesiyle alakalı tarihsel bir algıdır. Tarih boyunca Batılılar, Türk deyince Müslüman, Müslüman deyince Türk anlarlar.

Nitekim Bosna-Hersek’in bilge kurtarıcısı ve kurucusu Aliya İzzetbegoviç şöyle demişti:
”Müslüman olduğumuz için Sırplar bize Türk derdi. Bosna’da kim Müslümansa Türk’tü. Tabuta konmuş da olsa toprağa gömülmediği sürece Türkler tek güvencemizdir.”

Bu olayda da aynı yaklaşım görülüyor.
Bu aslında bize yeni bir ders veriyor. Türk olup da Türk’üm demekten çekinenlerin artık Türklüklerini haykırmaları gerekiyor. Zira Ebulfez Elçibey’in dediği gibi: “Sen Türk olduğunu unutsan da düşmanın asla unutmaz!.” O halde “Ne mutlu Türk’üm diyene!” uranımızı öne çıkararak millî kimliğimizi daima canlı bir bilinç halinde korumalıyız.

Ayrıca İslam adına Türklüğü reddedenlerin bundan sonra ister Arap, ister Kürt, ister Arnavut, ister Boşnak, ister Çerkes kim olursa olsun bütün Müslümanların artık kendilerinin millet adının Türk olduğunu benimsemeleri, göğüslerini gere gere kendilerinin Türk olduğunu söylemeleri gerekir ki Haçlı Siyonizm terörü karşısında bir olduğumuzu, birlik içinde hareket edeceğimizi göstermeliyiz.

*Propaganda Boyutu: Batı, yıllardır kendi ürettikleri bazı Müslüman kılıklı teröristlere terör yaptırarak “İslamcı terör”, “terörist İslam” gibi propaganda terimleri üretti ve terör işleyen İslamcıları değil de bütün Müslümanları terörist gösterme şebelekliğine soyunmuştu. Nitekim 11 Eylül 2001’de Amerika’daki ikiz kulelere yönelik saldırının amacı, bütün Dünya Müslümanlarını terörist göstermekti. 
Yeni Zelanda olayı, aslında terörün dininin imanının olmadığını, Hristiyanlar arasında da ruh hastası, manyak, sapık, gözü dönmüş cani teröristlerin çıkabileceğini kanıtlamış oldu.

*Teknolojik Boyutu: Yeni Zelanda'daki katliam, tamamen playstation oyunu formatındadır, GTA gibi bilgisayar oyunlarındaki operasyon, terör, savaş oyunlarıyla aynı kurguya sahip. Bu tür şiddet oyunları çocukları esir alıyor ve terörist olmayı, silahla kalabalıkları taramayı kahramanlık olarak algılatıyor. Dolayısıyla bu tür oyunların dünya çapında yasaklanması gerekiyor.

*Diplomatik Boyut: Bugün Batılı devletlerde milyonlarca Müslüman ve Türk yaşıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bunların can, mal, namus güvenliğini sağlayacak şekilde Batılı devlet makamlarıyla çok iyi ve ustaca diplomatik münasebetler kurarak Müslüman Türk düşmanlığına dayalı terörist odak ve eylemleri yok edecek bir politika geliştirmelerine gayret etmesi gerekiyor.

Ey Filan! diyerek devletlerarası düşmanlık olmaz; asgari müştereklerde anlaşma, uzlaşma ve karşılıklı menfaat ilişkisi olur. Savaş, devlet ve millet haklarımız yok sayıldığı noktada başlar.

*Türk ve İslam Birliği Boyutu: Bugün dünyada bütün büyük kitlesel saldırılar hep Türk ve İslam ülkelerine ve milletlerine yöneliktir. Bütün kargaşalıklar, bilmem ne baharları, iç isyanlar, kalkışmalar, terör eylemleri ve savaşlar hep Türk ve İslam ülkelerinde görülüyor. Çünkü Müslümanların teşkilatlı birliği yoktur. Dünyanın dengesinin kurulabilmesi ve Müslümanların güven, huzur ve rahat içinde yaşayabilmeleri için mutlaka Türk ve İslam Birlikleri kurulmalıdır.

*Terörist Hristiyanlara da şunu söyleyelim: They think if they shoot us on Friday when we pray our death will be meaningless. They think if they live-stream it on internet it will scare our brothers and sisters in faith. İn the name of Allah that won’t happen.

(Onlar, Cuma günü biz ibadet halindeyken bizi vururlarsa ölümümüzün anlamsız olacağını düşünüyorlar. Onlar internet üzerinden yaptıkları canlı yayının, mümin kardeşlerimizi korkutacağını düşünüyorlar. Allah adına söylüyorum ki bu hiçbir zaman olmayacak.)

Prof.Dr.Nurullah Çetin

 

Kaynak: https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=1182237151944527&id=279378925563692&__tn__=K-R



Bu haber 37 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,818 µs