En Sıcak Konular

Hakverdi Murat Merdamert

Mefkure
Hakverdi Murat Merdamert
18 Haziran 2008

Nazım Hikmet Doğmasa İnsan Yanımız Eksik Kalırmış (!)



    Haziran ayı bu ülkenin bazı kesimlerince adeta "Nazım Hikmet" ayıdır.Bu Haziran'da da Nazım Hikmet Ran, ölümünün 45. yıl dönümünde düzenlenen bazı etkinliklerle anıldı.
     Bu etkinliklerden biri,İstanbul Barosu Orhan Apaydın Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen program idi.Burada şair yazar  Sennur Sezer, bir laf etti ki hak getire: ''Nazım işçi sınıfının yenilmez çocuğudur". ''Nazım doğmasaydı insan yanımız eksik kalacaktı. Hepimiz onunla umudumuzu koruyoruz''.
     Peh peh peh.Aman yavaş aheste,değmesin yağlı boya.
     Milyonlarca insanı katleden bir Stalin'i düşünün,bir de,"beni Stalin yarattı" diyen Nazım'ı.Sonra da insanlık denen evrensel değeri.(Nazım'ın Stalin'ı yeren şiiri de vardır,fakat bir önemi yoktur.Çünkü Nikita Kruşçev, Stalin'in ölümünden 3 yıl sonra,Şubat 1956'da Moskova'da toplanan . Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 20. Kongresi'nde;Tarihe "Destalinizasyon politikası" diye geçen bir süreç başlatmıştır.Nazım'ın Stalin'i yeren şiiri;Kruşçev'in,bu kongrede,İktidarın tek kişide toplanmasını tenkid ettiği, Stalin'i acımasızlık, hoşgörüsüzlük ve iktidarı kötüye kullanmakla suçladığı, "Stalin'in  imajını yıkmak ve Stalincilikten köklü bir şekilde uzaklaşmak" kampanyası başlatmasından sonra yazılmıştır)
     Nazım Hikmet iyi bir komünisttir de,nasıl bir insandır bir bakalım:
     Yavuz Bülent Bakiler,"Gidenlerin Ardından" isimli kitabına da aldığı ve daha önceden Tercüman Gazetesi’nde Nazım Hikmetle ilgili yazdığı satırlarda bakın neler söylüyor:
     "Nazım Hikmet'in karakter çizgisinde, insanı şaşırtan dehşetli çarpıklıklar var. Evvela Nazım Hikmet, hatırı sayılır derecede yalancı bir adam Rusya dışına çıktığı zaman, etrafını çeviren gençlere, kuyruklu kulaklı yalanlar söylüyor: 'Rusya'da her işçinin bir arabası var! Seneye ekmek de parasız verilecek' diye Bulgaristan'ın Kırcaali şehrinde, Türkiye aleyhinde soydaşlarımıza söylediği yalanlar, kendi boyundan daha fazladır. Nazım Hikmet çok korkak, korkak, korkak bir adamdır. Ruslar Ona inanmadıkları, arkasına bir KGB ajanı taktıkları, evinin içinde, yattığı hastahane odasında dahi Onu çok sıkı bir takip altına aldıkları halde, bu uygulamaya tek kelimeyle bile itiraz edememiştir.
     Bir Japon kızının bile ölümüne ağıtlar yazmış, ama Sovyetler'de milyonlarca Türk katledildiği halde onlar için tek cümle söyleyememiştir. Anlatsam kırk sayfa ister: Nazım Hikmet çok kötü bir koca, çok kötü bir baba, çok kötü bir insan, çok kötü bir vatandaştır da. Biz Onun neyini örnek alacağız...
(08 Temmuz 2003 - Tercüman •Yavuz Bülent Bakiler, Nazım Hikmet Oyunu)

" Hiroşima'da öleli / Oluyor bir on yıl kadar / Yedi yaşında bir kızım / Büyümez ölü çocuklar./ Çalıyorum kapınızı / Teyze, amca bir imza ver / Çocuklar öldürülmesin / Şeker de yiyebilsinler.

    Peki, çocuklar öldürülmesin de, Azerbaycan'da, Türkmenistan'da, Özbekistan'da, Kazakistan'da, Kırgızistan'da, Kırım'da, Uygur ülkesinde eli kalem tutan yüzbinlerce, milyonlarca Türk sürülsün mü, öldürülsün mü, bir dilim kara ekmeğe muhtaç duruma getirilsin mi? Nâzım Hikmet, Türk soyunun Türkistan'da uğradığı o çok vahşi, o çok kanlı, o çok rezil katliamlar karşısında gık bile diyememiştir. Niçin? Çünkü milyonlarca Türk'ü yerinden yurdundan süren vuran, kıran, öldüren devrimci, ilerici, yurtsever Sovyet Rusya'dır da ondan. Peki ama bu nasıl bir insanlık anlayışıdır, söyler misiniz? ( Yine Nazım Hikmet Üzerine 05.07.2005-Yavuz Bülent Bakiler,Tercüman )
    “Nazım Hikmet, kırk kadınla düşüp kalktı. Çok yakın arkadaşlarından Zekeriya Sertel, ondan bahsederken: "Elbet hayatına birçok kadın karıştı" diyordu. Bu kadınlardan sadece üçüyle nikâhlı yaşadı. Türkiye'deki son eşiyle, dayısının kızı, tek çocuğunun anası Münevver Hanım ile resmi nikâhları yoktu. Münevver Hanım, Memet'e hamileyken, Nâzım hapisteydi. Onu tam on yıl, büyük sıkıntılarla, çilelerle bekledi.....
    ......Nazım Hikmet, Demokrat Parti iktidarının 1950 yılında çıkardığı aftan istifade ederek dışarı çıkınca, Münevver Hanım ile çok az beraber oldular. Çünkü o, 1951 yılında Moskova'ya kaçtı. Çileli eşi, oğlu Memet ile birlikte İstanbul'da kaldı. Nâzım Hikmet kaçarken, karısını ve oğlunu pekâlâ yanına alabilirdi, ama almadı. 1951 yılında Moskova'ya yerleşince Dr. Galina isimli bir Rus kadınıyla on yıl kadar birlikte nikâhsız yaşadı. Günün birinde Vera'ya rastladı ve doktor metresini bırakıp Vera ile evlenmek istedi. Halbuki Vera evliydi ve bir de çocuğu vardı.
    Nâzım Vera'ya çok ısrarla, birlikte yaşamayı teklif ediyordu. Yazlığı, kışlığı, özel otomobili vardı. Geliri yerindeydi. Araya Vera'nın kocası girdi. Gelip Nâzım ile konuştu:
    - İki şartım var. Onları kabul etmezsen Vera'yı kat'iyyen boşamam, evlenemezsiniz! Vera'yı resmi nikâhla alacaksın ve haftada bir defa da benim evime gelmesine izin vereceksin!
    Nâzım Hikmet, ikinci şartı kabul edebilir miydi?
    Türkiye'de iken Şeyh Bedrettin Destanı isimli şiirinde şöyle seslenmişti:
    "Hep bir ağızdan türkü söyleyip / Hep beraber sulardan çekmek ağı / Demiri oya gibi işleyip hep beraber / Hep beraber sürebilmek toprağı / Ballı incirleri hep beraber yiyebilmek / Yârin yanağından gayrı her şeyde / Her yerde, hep beraber diyebilmek için..."
      .....Ama Moskova'da, Vera'nın nikâhlı kocası İvan, karısından boşansa bile, onun ballı incirlere benzeyen dudaklarına ve yanaklarına, Nâzım ile birlikte ortak olmakta ısrarlıydı. Peki bu Türkiyeli şair şimdi ne yapmalıydı? O, çok kötü bir koca, çok kötü bir baba, çok kötü bir vatandaş, çok kötü huylu bir adamdı. Vera'nın kocasının iki teklifini de kabul etti.
       ......Zekeriya Sertel, Nâzım Hikmet'in Son Yılları isimli kitabının 259. sayfasında aynen şöyle yazıyor:
     - Bir gün kendisine evliliğin nasıl gittiğini sorduğumda bana şu cevabı vermişti... Bilmediğin kadar mutluyum ben demişti. Görmüyor musun be! Gençleştim be! Yahu Zikri (Zekeriya) şu yeni Sovyet kuşağı yok mu, alabildiğine serbest. Mesela bizim Vera, istediği zaman, bana sormadan çıkar gider. Günlerce gelmez. Nereye gider, niçin gider, nerde kalır bana söylemeye bile lüzum görmez!
Nâzım Hikmet, beş yıl kadar süren son evliliğinde sarı saçlı, mavi kirpikli güzel Vera'ya göz kulak olamadı Yatakları da, odaları da ayrıydı...
     ......1960 temmuzunda Münevver Hanım ile Memet de Türkiye'den kaçırıldılar. Önce Polonya'ya (Varşova'ya) götürüldüler. O tarihte Nâzım Moskova'daydı ve Vera ile evliydi. Varşova'ya getirilen Münevver Hanım'a ve oğlu Memet'e Nâzım kat'iyyen sahip çıkmadı. Ana oğul, bir başlarına Varşova'da kaldılar. Nâzım 3- 4 yıl içinde, dayısının kızıyla, oğlunun iyi yürekli anasıyla, çok çileli eski karısıyla, sadece iki defa görüşebildi. Yanlarında 3- 4 gün bile kalamadı. Tekrar Moskova'daki hovarda karısına döndü.
     Nâzım Hikmet, sadece çok kötü bir koca değildi; kötünün kötüsü bir babaydı da.
( 28 Haziran 2005 Salı - Tercüman •Yavuz Bülent Bakiler Nâzım Hikmet'in Ruh Fotoğrafı)
     Her ölüm yıldönümünde, SSCB'nin yarattığı -ana tarafından-Polonya asıllı Türk(!) şairin mezarı Türkiye'ye taşınmak istenir ya.TBMM Genel Kurulunda, CHP Sivas milletvekili Malik Ecder Özdemir, Nazım Hikmet'in ölümünün 45. yıldönümü sebebiyle yaptığı gündemdışı konuşmada bu konuyu Kültür ve Turizm Bakanı'na,sorar.AKP'li bakan belki de  CHP ile tek ortak yanı olan Nazım Hikmet sevgisini dile getirirken serzenişte bulunur.Nazım Hikmet'in mezarının Türkiye'ye taşınması için ailenin bir talebi olmadığını, bu sebeple de yapılacak fazla bir şeyin bulunmadığını belirtir.
     Nazım Hikmet'in, mezarının Türkiye'de bir köy mezarlığına gömülmesiyle ilgili vasiyetinin bulunduğunu da hatırlatan Günay,vasiyetin manevi olarak yerine getirilebileceğini söyler: ''Anadolu'da köy ve kasabalarda, bir çınar ağacına 'Nazım Hikmet burada yatıyor' diye bir plaket asılabilir.Tıpkı Anadolu'nun gerçekten içselleştirdiği insanlar gibi, birçok yerde sahiplenilir''
     Günay, vatandaşlık konusunda ise bir şeyler yapılabileceğini ifade ederek, şöyle devam eder:
"Yanlışın neresinden dönülürse doğrudur. Bizim yasalarımızda vatandaşlıklarla ilgili işlem ancak, yaşayan kişilere yapılıyor. Nazım Hikmet yaşamadığı ve mirasçılarından da herhangi bir başvuru olmadığı için bu kadük olmuş.Nazım Hikmet'in vatandaşlığının iadesi, bir itibar iadesi değil, bir yanlışın düzeltilmesidir. Bu, şu andan itibaren hiç bir hukuki sonuç da doğurmaz. Bu konuda bir düzenleme yapılabilir.''
     Hiç sormazlar,ailesi neden getirtmez mezarını.Herkesin (!) çok sevdiği Nazım'ı ailesi neden istemez?Neden vatandaşlık talebinde bulunmaz?Sebebini bilirler ama asla sormazlar.
     Günay'ın bahsetttiği o sembolik mezar  aslında vardır.
     Nazım Hikmet'in Eskişehir'in Seyitgazi ilçesine bağlı Doğançayır beldesinde bir  temsili mezarı bulunmaktadır.
     Bu yıl yedincisi düzenlenen ''Nazım Hikmet ve Kuvayi milliye Şehitlerini Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri''nin açılışı bu mezarın başında yapılırken, Eskişehir Vali Yardımcısı Ömer Faruk Günay,Nazım Hikmeti'in sadece Türkiye'de değil dünyada da anıldığını söyler:
    "Nazim Hikmet'i vatan haini olarak ilan eden ve bir yerlere gönderen adamlar da ideolojisini reddeden insanlar da sonunda onun şiirlerini okudular. İnsanların düşünceleri ve ideolojileri değil, ülke ve insan sevgileri önemlidir. Bir ön yargıyla insanları kötü olarak göstermek doğru bir davranış değil.''
     CHP Eskişehir Milletvekili Murat Sönmez ise tarihin her döneminde ve her toplumda kurulu düzenin bozuk yönlerine karşı başkaldıran, güçlünün değil, haklının yanında olan bilim adamları, sanatçılar, şairler, ozanların ömürlerinin çoğunu, ya sürgünlerde ya da hapishanelerde geçirdiğini, Nazım Hikmet'in de doğru bildiklerini söylemesinin bedelini ağır ödediğini anlatır:
    "Nazım Hikmet emperyalizme, onun yerli iş birlikçilerine, kapitalist sömürü düzenine karşı paranın padişahlığı, yobazın karanlığına karşı işçi sınıfının iktidarını savunmuştur." Ulusal" Kurtuluş Savaşı'nın destanını yazan Nazım Hikmet, ne acıdır ki vatan hainliğiyle suçlanmış, ömrünün büyük bir bölümünü hapishanelerde geçirmiştir. Ve en sonunda hayatına kastetmek isteyenlerin kurduğu komplodan kurtulmak için yurt dışına çıkmıştır. Nazım Hikmet'i anlatmak zor, ama anlamak kolaydır.''
     Doğançayır Belediye Başkanı Kemal Ulukoca da Nazım Hikmet'in "ulusal" kurtuluş mücadelesinin yanında yer aldığını ve vatan haini olmadığını şiirleriyle en güzel şekilde ispatladığını söyler.
     Peki gerçekten öyle midir?Mesela 1950'lerin başında yazdığı şu şiir onun Kuvay-ı Milliyeci olduğuna delil olabilir mi?

ŞEHİTLER 

Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!

Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
Dumlupınar'dakiler de elbet
ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,

Siz toprak altında ulu köklerimizsiniz,
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!

Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!

    Şiirde bahsettiği gibi;Kuvay-i Milliye şehitleri,Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'da,Dumlupınar'da, Aydın'da, Antep'te vurulup düşerken Nazım neredeydi?Bizim nesil gibi daha doğmamış mıydı?Yoksa dedelerimiz gibi çocuk muydu?
    Rahmetli Dündar Taşer Sosyalistlerin ve Nazım Hikmet'in Milli Mücadele'ye olan alakasını Devlet Gazetesi’nde yazdığı, "Solcular ve Atatürk" başlıklı yazısında anlatır :
    “.....Milli Mücadele esnasında,Türk Sosyalistleri'nin başı bulunan ve ölünceye kadar da başında kalan,Şefik Hüsnü Değmer,Türkiye’de milli mücadeleye karşı çıkmış,bir kısım Türk toprağı itilaf devletlerinin işgalinde kalırsa,geri kalanı sosyalistleştirmenin daha kolay olacağını hesaplamış ve bunun tahakkuku için de İngilizlerle işbirliğine girişmiş,milli mücadeleye karşı çıkmış,Kuvayı Milliye liderlerini,burjuva mümessili olarak isimlendirmiş,onları tahkir etmiş,en ağır sözlerle safatlandırmıştır.
    Türk solcularının kahramanı olan,hayranlıkta”tüm”ünün ittifak ettikleri  Nazım Hikmet,milli mücadelenin en mühim ve en sıkışık devresinde,1921’de Türkiye'den Rusya'ya kaçmış ve 1927’ye kadar orada kalmıştır.
    Bu devre içinde Türkiye’de:Sakarya Savaşı,Büyük Taaruz,Gaziantep,Adana,Urfa,Maraş muharebeleri cereyan etmiştir.Emperyalist İngiltere,Fransa,İtalya ve Onlar'ın desteğinde hareket eden Yunanlılar,Anadolu!nun ortasında,Türk Mileti de 1914’te girdiği savaşın siperlerinde idi.
    Nazım Hikmet eğer emperyalistin,Kapitalistin hasmı ise,o tarihte Rusya’da değil Anadolu’da müstevlinin karşısında  bulunmalıydı.Türk Milleti aç,çıplak,silahsız,malzemesiz-fakat cephede- yaşarken onun kaderine ilgi duymayıp,Moskova’da kara ekmek ve Lenin mısraları yazmakla vakit geçirmemeli idi.
    Türk Milleti,var olmak ve olmamak savaşını yaparken,cepheden yedi gün ayrılanın kurşuna dizildiği bir zamanda,yedi yıl Türkiye'den kaçan bir insanı vatansever sayan ve bunu kahraman ilan edenlerin,"Kurtuluş Savaşı’na taraftar olduklarını söylemeleri, Mili idrakle alay etmekten başka bir şey değildir.
    Atatürkçülük,Kurtuluş Savaşçılığı,halktan yana olma gibi kelimeler bu kimselerin,yalnız dillerinde vardır.”
(Solcular ve Atatürk,Dündar Taşer,30 haziran 1969 Devlet Gazetesi.)
    “Bizim solcuların hatırasına hürmet,fikirlerine riayet duydukları birinci adam Nazım Hikmet'tir.Onu Türkçenin en büyük şairi,Türk Milleti için çile çekmiş, bir milli kahraman göstermek için sarfetmeyecekleri gayret yoktur.Ona ,hiçbir toz kondurmazlar.
    Nazım Hikmet milli kahraman ise,Sakarya’da,Dumlupınar’da,Erzurum’da,Kars’ta,şehit düşenler,Gaziantep’in Şahin Bey’i,Söylemez Mahmur’u,Karayılan’ı nedir?Fadai Hakkeş’e,Kara Hüseyin’e,Maraş’ın,Şütçü İmamı’na ne sifat vemeliyiz.
    Milli Mücadele esnasında,1921 tarihinde Rusyaya kaçıp,1927 ‘de yurda gelen,milletin en ızdıraplı yedi senesini,milletinden alakasız geçiren Nazım Hikmet milli kahramansa,asker kaçağı, vatan haini,yabancı ajanı acaba nasıl olur?.....
     Evet bizim solcular bir de Atatürkçülük iddiasına sahiptirler…..Atatürk’den de Atatürkçüdürler,Ataürk’ü çok severler.En çok seven de şüphesiz,Nazım Hikmet’tir ve bu sevgisini de (!) 6 satırda ifade etmiştir.
     “Burzuva Kemal’in omuzuna binmiş,
     Kemal Kumandanın kordonuna
     Kumandan kahyanın cebine inmiş
     Uluyorlar
     Hav.hav. hav. hak tu…”
     Atatürk’ü böyle anlar,böyle değerlendirir böyle bilirler……”
(21 temmuz 1969.Dündar Taşer, Devlet Gazetesi)
     Denebilir ki,"ama O,Milli Mücadele'nin destanını yazmıştır".Doğru yazmıştır ama Orhan Veli'nin dediği gibi;
     "Neler yapmadık şu vatan için!
     Kimimiz öldük;
     Kimimiz nutuk söyledik."
     Nazım da ikinci şıkkı tercih edip nutuk söylemiştir.
     Nazım Hikmet ve Kuvay-i Milliye Şehitlerini yan yana yad etmek.Dünyada bundan daha büyük bir edepsizlik,aymazlık olabilir mi ?...
    Ahmet Bican Ercilasun," Nazım Hikmet’in  Sağcı Avukatları" adlı bir makalesinde,Nazım Hikmet'in neden vatan haini tanındığını yazar:
    ".....Nazım Hikmet, toplumumuzda, şairliğinin yanı sıra "vatan haini" olarak da tanınmıştır. Hafızalarda bu iki vasfı ile yer tutmuştur. Vatan hainliği ciddî bir suçlamadır ve -vatanla filan pek ilgisi bulunmayan-Nazım'ı bile rahatsız etmiştir. (Bk.Nazım Hikmet'in Son Yılları ,Zekeriya Sertel, İstanbul 1978). Ona bu sıfat, şu davranışları yüzünden yakıştırılmıştır:
• Nazım Hikmet, genç yaşlarda yakından gözlediği komünist ihtilalinin ve yeni Sovyet kültürünün etkisi altında kalmış; Türkiye'ye döndükten sonra, macerasever, atak ve hayalci ruh yapısının da etkisiyle o tip bir devrimin Türkiye'de de gerçekleşmesi için çalışmıştır Bu sebeple de. Türk yargısı tarafından defalarca hapse mahkum edilmiştir.
• Türkiye'de Sovyet tipi bir ihtilalle yönetimi ele geçirmek amacıyla kurulmuş olan ve doğrudan doğruya Kremlin den emir alan TKP'ye kaydolmuş, bu partinin propaganda araçlarından biri haline getirilmiştir,
• Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra çıkarılan genel afla hapisten kurtulunca (başka bir ülkeye değil. Türkiye'den hem de o sıralarda Boğazları ve bir kısım topraklan isteyen) Sovyet Rusya'ya kaçmıştır.
• Moskova'ya vardığı zaman. kendisini karşılayanlara, milyonlarca Türk'ün ve çok daha fazla sayıda insanın katili olarak tescil edilmiş bulunan kanlı Sovyet diktatörü hakkında "Beni Stalin yarattı, Bütün ilhamımı ona borçluyum" diye medhiyeler düzerek feci bir dalkavukluk örneği göstermiştir.
• Komünist saldırganlığını önlemek üzere Kore'de savaşan Türk askerlerine "Ahmet, teslim ol" diye çağrıda bulunmuş; Moskova'nın talimatıyla bu yolda yazdığı propaganda şiirleri, beyannameler halinde Türk siperlerine atılmıştır.
• 1950'lerde Bulgar Komünist Partisi, Türklerin anayurda göçlerine izin verince, baskılardan ve haksızlıklardan usanmış olan Türk topluluğu adeta ayaklanmış, göç etmek için Türkiye temsilciliklerinin kapısına yığılmıştı. Bundan ürken ve hesabının yanlış çıktığını gören Bulgar komünistleri kararlarını geri alamamışlardı. Bunun üzerine 'büyük patron Moskova, Nazım Hikmet'i görevlendirerek Bulgaristan'a yollamış, o da buradaki Türklere Türkiye'yi kötüleyerek göçten vazgeçirmeye çalışan nutuklar vermişti, (Gündüz böyle nutuklar atan Nazım Hikmet'in, akşam olunca Varna kıyılarında kafayı çekip memleket özlemi terennüm eden şiirler düzmesini nasıl izah edeceğiz?)
• Sovyet vatandaşlığına alınması için teklif bekleyen Nazım Hikmet bunu bulamayınca, yine komünist rejimle yönetilen ve anne tarafından akrabalarının bulunduğu Polonya vatandaşlığına, oradan da, yeniden müracaatı üzerine Sovyet Rusya vatandaşlığına geçmiş ve bir Sovyet vatandaşı olarak ölmüştür.
     Nazım Hikmet'e vatan haini sanının takılması bu sebeplerledir. Haksız olup olmadığına sağduyu sahibi olanlar karar vermelidir."
(Orkun - 24. Sayı - Şubat 2000 Nazım Hikmet’in  Sağcı Avukatları )
     Nazım Hikmet birileri için neden bu kadar mühimdir ve neden dillerinden düşürmezler?
     Bu sorunun cevabını,Nazım Hikmet hakkında pek çok neşriyat okuyan ve yazı yazan,bizim de yazılarından istifade ettiğimiz,Milletimiz'in tarih boyunca taşığı değerleri şahsında muhafaza eden,Yavuz Bülent Bakiler'den alıyoruz::
“…Türkiye'de malum çevreler, Nazım Hikmet'in, 'edebiyatımızın, hatta bütün dünyanın en büyük şairi' olduğunu iddia ediyorlar. Bu, elbette yanlış bir hüküm. Nazım Hükmet, Türkiyeli komünist şairlerin en büyüğüdür' diyebiliriz. Benim samimi inancıma göre, Nazım Hikmet, sadece Türkiye'nin ve Sovyet Rusya'nın değil, dünyanın da en büyük komünistlerinden biri, belki de birincisidir. Komünist sisteme inancı, bağlılığı, sevdayı, bir termometre hassasiyetle tesbit eden bir cihaz yapılabilseydi, Nazım Hikmet'in Marks'tan da, Lenin'den de Stalin'den de çok daha müthiş bir komünist olduğu görülürdü. Nitekim, çeşitli ülkelerde, Komünist düşünceye kapılanlar, zamanla, yanıldıklarını anlamış ve o kızıl ideolojiden vazgeçmişlerdir. Nazım Hikmet ise vatanını terk ederek Rusya'ya kaçmış, orada Komünist sistemin, insana dehşet veren kanlı yüzünü görmüş, adam yerine konulmamış, adım adım takib edilmiş, Ruslar tarafından öldürülmek istenmiş, aşağılanmış... Fakat bütün bunlara rağmen, rejimden kat'iyyen kopmamış, Sovyet Rusya aleyhinde yazmamış, konuşmamış, üstelik şiirlerinde: 'Ben bu avluda, (yani Moskova'da) bahtiyar yaşadım bilemediğiniz kadar!' diye böbürlenmiştir de.
     Boş beyinlere Nazım...
     Türkiye'de, Nazım Hikmet'in heykelini dikenler, Onu ikide bir ortaya sürenler, Onun şair tarafını sevdikleri için böyle davranmıyorlar. Onlar, Nazım'ın komünist vasfına sevdalandıkları için çırpınıp duruyorlar. Maksatları, boş beyinlere. Nazım'ı önce bir şair olarak işlemek, sevdirmek, sonra Onun fikir cephesini anlatarak komünizme yeni ırgatlar kazanmaktır. Bu konuda Türkiyeli komünistlerin bir hayli başarılı oldukları ve binlerce gencimizi komünizm uçurumuna çektikleri doğru.
      .....Irkımızın, dilimizin, dinimizin, vatanımızın en kanlı düşmanlarından biri olan Rusya'ya sığınmasına, orayı 'rüyalarının memleketi' olarak kabul etmesine, Sovyetleri 'Dünyanın en hür ve en zengin bir ülkesi' olarak görmesine, göstermesine nasıl bir isim koyacaksınız siz koyun artık..
( Nazım Hikmet Oyunu Tercüman,8 temmuz  2003)
     Nazım Hikmet'in hayatında git-gellerin olduğu da muhakkak.İlk geçlik yılarında,yanı 1920'lere kadar, "Milli Edebiyat Akımı''nın tesirinde kaldığını ortaya koyan, vatan, Mevlana, sevgi temalarını işlediği bazı şiirleri bulunmaktadır.Mesela bir Mevlevi olan dedesinden etkilendiğini gösteren  Hz.Mevlana'ya yazdığı şiiri vardır :

MEVLÂNÂ

Sararken alnımı yokluğun tacı
Gönülden silindi neşeyle acı.
Kalbe muhabbette buldum ilacı,
Ben de müridinim işte, Mevlânâ

Ebede set çeken zulmeti deldim
Aşkı içten duydum, arşa yükseldim
Kalbten temizlendim, huzura geldim,
Ben de müridinim, işte Mevlânâ.

Mesela, Beyoğlu'ndaki Ağa Cami için yazdığı şiir :

AĞA CAMİİ

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce,
Ah, ey zavallı mabet, seni böyle görünce
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım,
Allah’ımın ismini daha çok candan andım.
Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!
Böyle sokaklarda, ki anası canverirken
Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var;
Böyle sokaklarda ki çamurlu kaldırımlar
En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini.
Üstünde aşifteler yükseltiyor sesini...
Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor;
Yalnız senin göğsünde büyük ruhum ağlıyor!
     Bu şiirler Onun Komünizm'le tanışmadan önceki ruh halleridir.Ruhunu Komünizm'e teslim ettikten sonra,gençliğinde ‘ben de müridinim’ dediği Hz. Mevlânâ'yı bile, "polemik" konusu yapar.
Bursa hapishanesinde yatarken,1945 senesinde dostu Vala Nurettin'e yazdığı bir mektupta şöyle demektedir.
     “Görüyorsunuz ya polemiği ve kavgayı Hazreti Mevlânâ’ya kadar götürmüşüm. “Sureti hemi zillest” diye başlayan ve dünyanın bir hayalden ve gölgeden ibaret olduğunu söyleyen bir rübaisi vardır. Benimkisi yüzlerce yıl sonra Hazrete cevap:
    Bir gerçek alemdi gördüğün, ey Celaleddin, heyula filan değil,
    Uçsuz bucaksız ve yaratılmadı ve ressamı illeti—ula filan değil,
    Ve senin kızgın etinden kalan rübailerin en muhteşemi;
    Sureti hemi zillest falan diye başlayan değil...”

    Onun gibi komünizm'e inanıp Türkiye'den SSCB'ye kaçan Yusuf Yıldırım,30 yıl sonra tekrar Türkiyeye döndüğünde,1972'de yazdığı "İnanmıştım" isimli hatıratında Nazım Hikmet'le olan diyaloglarından bahseder ve aslında Nazım'ın son yıllarında dahi git-gellere devam ettiğini ama artık dönemeyeceğini belirtir.
     Nazım Hikmet kısaca budur.Fakat bizim eski tüfekler için O;
Çok Büyük İnsandır,
Çok Büyük Vatanseverdir,
Çok Büyük Şairdir.
Mavi Gözlü Bir Devdir.
     Peki neden?
Çünkü Komünist'tir.


 



Bu yazı 2,194 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 29 Mart 2020 Cuma Namazı Bundan Sonra Farzı Kifaye mi Oldu?
    • 20 Mart 2020 Hürriyet Olmayan Yerde Cuma Namazı Kılmak Caiz Değildir
    • 13 Mart 2020 Salgın Hastalık Olan Yerlerde Cuma Namazı Kılınamaz!
    • 9 Mart 2020 Allah Belamızı Çoktan Vermiş de Farkında Değiliz!..
    • 24 Şubat 2020 Neden İlle de Su Manzarası?
    • 5 Ocak 2020 9 Işık'ı 1 Ampule Bağlamak
    • 6 Aralık 2019 Müslümanın 12 Ödevi
    • 27 Kasım 2019 Anlarsın yalan Dünyayı
    • 19 Şubat 2019 Göçtü Gitti Ozan Arif -Sagu-
    • 15 Şubat 2019 ''Çağrımız İslam'da Dirilişedir'' ve OZAN ARİF
    • 12 Ocak 2018 Beyin Yetmezliği
    • 1 Eylül 2017 Aldığı Nefese Hükmedemeyen İnsan
    • 3 Ağustos 2016 Milliyetçi Camia'nın Fethullah Gülen'le İmtihanı
    • 30 Temmuz 2016 Çarşı 15 Temmuz Gecesi Niye Sokakta Değildi?
    • 30 Kasım 2015 Otoritenin Sarsılmaz Gücü Saldığı Korkuda Saklıdır
    • 11 Ocak 2015 Talak Suresi 4.Ayeti Aslında Ne Diyor?
    • 11 Eylül 2014 Rantiyecilikten Rantkeşliğe
    • 28 Nisan 2014 Güneş Sabahına Doğmaz Bir daha
    • 22 Ekim 2013 Bu Ülkede Adalet Yok Diyenler Haksız mı?
    • 2 Eylül 2013 Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Türkleri Seviyormuş

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    14,936 µs