En Sıcak Konular

Aziz Dolu

Atabey
Aziz Dolu
29 Aralık 2015

Prut, Tekerrürden İbarettir



Türk-Rus ilişkileri denildiğinde akla ilk gelen figürler Baltacı Mehmet Paşa ile Çariçe Katerina'dır malûmunuz. Mehmet Paşa, serdar-ı ekrem (başkomutan) olarak deşt-i Kıpçak'a yani Kıpçak bozkırlarına sefer eylemiş; Prut bataklığında kıstırdığı Rus ordusunu tam yok edecekken, Çariçe Katerina'nın araya girmesiyle bir barış anlaşması imzalayarak dönüp gelmiştir. Anlatılanlar bu yöndedir. Kimi tarihçiler, bu beklenmedik tutumu, ordunun merkezinde yer alan yeniçerilerin huzursuzluk çıkarması yüzünden Paşa'nın, savaştan imtina ettiği şeklinde yorumlamışlardır. Velhâsıl (kısacası), mesele hâlâ tam anlamıyla açıklığa kavuşmuş değildir.

 

Prut'ta, gerçekte ne olduğu konusunu biraz daha deşeleyelim. Rus Çarı Deli Petro'nun (Rusların gözünde I. veya Büyük Petro'dur bu arada) zor durumda olduğunu dahası her an öldürülebileceğini haber alan Çariçe Katerina apar-topar savaş alanına gelmiş; burada Baltacı Mehmet Paşa ile görüşmüş ve Türk Ordusunun başkomutanını barış anlaşması yapmaya ikna etmiştir. Yine bu bilgi de tekrarlanagelmiş olan tarih bilgisidir. Kimi tarihçiler ise, serdar-ı ekrem Baltacı Mehmet Paşa ile Çariçe Katerina'nın yüz yüze dahi gelmediğini söylemektedir.

 

Bu konuda, bizim aklımızı kurcalayan nokta ise Çariçe Katarina tarafından Prut savaşından sonra kaleme alınan şiir veya günlükte (adı her neyse artık) geçen birkaç mısradır. "Ligne Prensine Mektuplar" adlı esere de konu olan Çariçe Katerina'ya ait mısraların Türkçe çevirisi şu şekildedir:

"Han'ın sofası üzerinde

Kıtık doldurulmuş yastıklar üzerinde,

Bir altın köşkte,

Demir parmaklıklarla çevrilmiş."

 

Söz konusu dizeler (veya mısralar) bazı kaynaklarda şu şekilde de verilmiştir:

"Bir Han'ın sarayında,

Nakışlı yastıklar üzerinde,

Bir altın köşkte,

Demir parmaklıklarla çevrilmiş."

 

Birçok araştırmacının, Baltacı Mehmet Paşa ile Katerina arasında bir şeylerin geçtiğine yahut geçmiş olabileceğine dair ortaya attığı dedikoduların, iddiaların, tezlerin vs. nereden çıktığına dair görüşler başlıca bu minval üzeredir. Yeri gelmişken, aslen Çorumlu olan Baltacı Mehmet Paşa'nın savaş sırasında "80'ine merdiven dayamış" denecek kadar yaşlı olduğu dahası mazbut bir hayat sürdüğü de yazılıp, çizilmektedir. Ki hacı-hoca ayağına makamları, mevkileri birer-ikişer atlayarak sadrazamlık koltuğuna oturduğu da vakıadır. Hiçbir askerî eğitiminin yahut deneyiminin olmaması da cabası… Savaş sonrasında Baltacı Mehmet Paşa'nın, Padişah'ın emri ile sadrazamlıktan azledilip, sürgüne gönderilmesi, üstüne üstlük Deli Petro'nun ileriki yıllarda neredeyse çıldırmışçasına ardı ardına Osmanlı'ya savaş açıp durması gibi gelişmeler de aşk-meşkle ilgili söz konusu bu iddiaların ardı-arkasının kesilmemesine yol açmıştır.

 

Tarihin yatak odasına -affedersiniz- arka odasına bakıldığında -şu veya bu şekilde- 1711'deki Prut savaşının, Avrasya için bir dönüm noktası olduğu ortadadır. Kırım Hanı ve İsveç Kralının bütün ısrarlarına rağmen Baltacı Mehmet Paşa'nın savaştan vazgeçmesi bize göre de telâfisi mümkün olmayan büyük bir hatadır. Zira hem Viyana bozgununun kötü etkilerini silecek hem de Rusya'nın tarih sahnesine çıkmasını asırlarca engelleyecek bir fırsat kaçmıştır. Dahası Ruslar, yüzyıl gibi tarih bilimi açısından kısa sayılabilecek bir zaman diliminde Karadeniz'in kuzeyini tamamen ele geçirmekle kalmamışlar Kafkaslar ve Balkanlarda da Osmanlı'yı taciz ve tehdit eder hale gelmişlerdir. Haliyle Prut'ta, Tatung Fu benzeri bir zafer kazanılmış olsaydı bugün belki de Moğolistan'dan, Macaristan'a; Kazan'dan, Kartaca'ya dek uzanan büyük bir devletin, Büyük Türkiye'nin vatandaşı olacaktık. Kim bilir?

 

Söz açılmışken Tatung Fu zaferinden de bahsedelim. Milattan önce 209-174 yılları arasında yaşayan Büyük Türk Hakanı Mete Han, 30 bin kişilik ordusu ile Çinlilere meydan okumuş ve tarihe Tatung Fu Meydan Muharebesi olarak geçen savaşta uyguladığı yanıltma, oyalama ve baskın taktikleri ile 320 bin kişilik Çin ordusunu kelimenin tam anlamıyla imha etmiştir yani ortadan kaldırmıştır. Böylece Çin asırlarca belini doğrultamamış tabir-i caizse Çin seddinin içine hapsolmuştur. Türk Devletinin sınırlarının Kore'den, Ukrayna'ya; Sibirya'dan, neredeyse Hint Denizine kadar genişleyip, 1.800.000 km2'ye ulaşması da cabası… Kısacası biz, Prut savaşını/anlaşmasını, Türk tarihi açısından bir kırılma noktası olarak görüyoruz.

 

Türk ordusu, NATO'nun dolayısı ile Batı ülkelerinin onlarca yıldır yapamadığını yaparak sınır ihlali yapan dahası Türkmen kardeşlerimizin üzerine bomba yağdırmaya hazırlanan bir Rus savaş uçağını düşürdü. Üstüne de, keşif için bölgeye gelen savaş helikopterini -Türkmen direnişçiler eliyle de olsa- havaya uçurarak tuzun üstüne, biberi serpiştirdi. Bu gelişmeler üzerine başta karizması çizilen Vladimir Putin olmak üzere Rus yetkililer her gün yeni bir demeç vermeye, her gün yeni bir yaptırım açıklamaya başladılar. Misal bunlardan birinde, bir Rus yetkili İstanbul'u isteme küstahlığında bile bulundu. Biz bu hususta, koskoca İstanbul'u mundar etmeyip; bir tek Galata kulesinin verilmesinin kâfi geleceğini düşünüyoruz. Yeterince iş görür ne de olsa!..

 

Bütün bunlar olup, biterken ardına İran'ı, Rusya'yı hatta Çin'i filan da alan sözde Irak Devletinin bir yetkilisi de çıktı "Türkiye, iki gün içinde Musul'dan askerlerini çeksin" diye aklı sıra kesin uyarı (ültimatom) verdi. Bizimkilerde -ilk anda- bir telâş (panic) havası sezinlense de meselenin çözümü çok basit aslına bakarsanız. Bir kesin uyarı da bizimkiler verebilir mesela. İki gün içinde Kandil'i boşaltın diyebilir. Türkmen ve Gurmanç bölgelerinden IŞİD cânilerini çıkarın diyebilir. Dahası Irak'ın kuzeyinde yer alan ve doğusu Gurmanç, batısı Türkmen kardeşlerimizle meskûn olan bölgenin bağımsızlığını tanıma kartını masaya koyabilir. Yahut Ankara anlaşmasındaki ilgili şartlar gereği Türkiye'nin, -resmî olarak olmasa bile- fiilen bölünmüş durumdaki Irak'ın kuzeyine müdahale hakkının saklı olduğunu Birleşmiş Milletler nezdinde ilân edebilir.  Daha da olmadı eski usul yönteme başvurarak bir Osmanlı tokadı hak eyleyebilir sözde Bağdat yönetiminin şah damarına doğru. "Baharda, cenge hazır ve nazır ol üleyn" cümlesinin de çiziktirileceği bir mektup da çok iş görecektir kuşkusuz. Kısacası, bizde seçenek çok…

 

Önce tedbir, sonra tevekkül demiş atalar. Ruslar, Suriye'ye S- 400 füze bataryaları kurarken; bizimkiler başta da Hıyanet -affedersiniz- Diyanet İşleri Başkanı Mehemmed Görmez S-500 Mercedeslere kuruluyor ne yazık ki. Son teknoloji iman gücü ile her türlü harp (savaş) tekniklerini alt edecek bir imamlar kadrosuna başkanlık eden Görmez Efendi'nin, savaş meydanlarında yenilgi yüzü görmeyeceğine; Görmez'in fendinin, Rus'undan, Farisî'sine değin yedi düvele haddini bildireceğine inanıp-inanmamak ise size kalmış. Bir de cihat-ı ekberin ehemmiyetine yani önemine inanıp, inanmama meselesi var tabi bu arada.

 

3. Dünya Savaşı çıkar mı çıkmaz mı bilemiyoruz. Ama şayet çıkarsa, çıkacak hengâmede atlar tepişirken, Türkiye'nin merkep yerine konarak arada ezilmemesi, kendini ezdirmemesi gerekiyor. Gerçi Atatürk'ün de dediği gibi zorunlu (mecbur) olmadıkça savaş bir cinayettir ama yine Atatürk'ün dediği gibi Türkler, Rusya'nın göbeğinde asırlarca kımız içmiş bir millettir de aynı zamanda. Bölgesel veya küresel ölçekte bir savaş kaçınılmaz olduğu takdirde bu savaşın, Türkiye'ye, birçok fırsatlar sunacağı ortadadır. Rusların da en az bizim kadar bu gerçeğin farkında olduğuna eminiz. Haliyle biz, Rusların deli danalar gibi oradan, oraya koşturup durmasını istihza ile karşılıyoruz. Dahası atalarımızın da dediği gibi: Isıracak köpek, havlamazmış!. Hoş, havlasa ne yazar; havlamasa ne yazar. Olsa olsa Prut, tekerrür eder. Üstelik yeni serdar-ı ekremimiz Hulusi Akar Paşa, Kayserili olmasının yanı sıra; Baltacı'ya nazaran hem daha genç, hem de epeyce yakışıklı!..

 

Aziz Dolu Atabey

http://azizdolu.blogcu.com/

 



Bu yazı 188 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2017 Ömer Halisdemir
    • 5 Temmuz 2017 Musul; Nureddin Zengi'nin Yadig
    • 23 Mayıs 2017 Ra, Rab, Tanrı ve Türkler
    • 7 Mart 2017 Türkiyeyi Ve Dünyayı Anlamak
    • 14 Ocak 2017 Rainadan, Radikalizme
    • 1 Ocak 2017 İslam, İslamcılar ve Anarşizm
    • 22 Aralık 2016 Kurt Ulur, Vatan Kurtulur
    • 7 Aralık 2016 Şangay Bilmem Ne Kaçlısı
    • 20 Kasım 2016 Başkanlık Tartışmaları
    • 20 Kasım 2016 Fıratın İki Yakasını Bir Araya Getirmek
    • 7 Ekim 2016 Bir Meşrep Olarak Alevilik
    • 22 Eylül 2016 Piruz Dilenci; Güney Azerbaycanın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam
    • 11 Eylül 2016 Bu da oldu; Atatürkün resmine sansür
    • 31 Ağustos 2016 Yüksekova İl Olmalı
    • 18 Ağustos 2016 Yapılandırma Ayarlarına Dönüş
    • 8 Temmuz 2016 Atatürk Türkiyesinden, Humeyninin İranına
    • 2 Temmuz 2016 Akıl ile vicdanın hasbıhali
    • 2 Temmuz 2016 Almanların Maskarası, Çerkezlerin Yüzkarası
    • 29 Mayıs 2016 Bir, Üç, Beş
    • 23 Mayıs 2016 Otizmliler, ille de AKP diyormuş

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,891 µs