En Sıcak Konular

Nurullah Aydın

Zulmetten Aydınlığa
Nurullah Aydın
8 Ocak 2015

Uyutma Ve Uyuşturmanın Dili



Halk sersemlemiş durumdadır. Bir yandan ulusal gazeteler, TV’ler, sosyal medya diğer yandan uluslararası alanda yansıtılan haber ve görüntüler insan yaşamının ayrılmaz parçasıdır. İnsanlar; bilgi almak, bilgi edinmek çabasındadır.

Yolsuzluk, katliam, terör, hırsızlık yoğun gündem oluştururken, bilim, sanat, teknoloji, sevgi, huzur, adalet, refah, rahatlık, dayanışma, paylaşma çok sınırlı yer alıyor.

 

Beyinler sözcük tuzaklarıyla kilitleniyor.

Sözcükler sandığımızdan çok daha önemli etkilere sahiptir.

Sözcükleri kullanarak kavramları değiştiririz. Sözcüklerle düşünceleri değiştirir, davranışları yönlendiririz.

 

Sözcüklerle; tuzaklar kurulur, kitleler yönetilir, cinayetler işlenir.

Sözcükler; tehlikeli değildir, tehlikenin kendisidir.

Sözcüklerin kendisi kadar, bir o kadar söyleniş biçimi tehlikelidir. Ses tonu, diksiyon, vurgu, tonlama, sözcüğün karşıdakine yansımasında ve etkilemesinde önemli role sahip. Hoşluk ya da iticilik, sözcüğün ifade ediliş biçiminde gizlidir.

 

Kullanılan sözcükler neler?  İstikrar, Mağduriyet, Engellendik, Demokratikleşme, Paralel, Yolsuzluk, Terör, Yandaş, İstismar, Yalan, Hırsızlık, Gemi, Namert, Yardım, Dönek, İşbirlikçi, Yandaş, Kayırma, İhale, Özgürlük, Adalet, Ulusalcı, Dinci, Laik, Demokrat.

 

İstikrarı koruyalım: Bu slogan hem gizli bir tehdit içeriyor, hem de bütün yanlışların, bütün hataların koruyucu örtüsü yapılıyor.

 

Bu çok masum görünen sloganda, sonra ekonomi bozulur, gene siz perişan olursunuz tehdidi var ki, işadamlarından sokaktaki insana kadar herkesi duralatıyor. Ayrıca başınıza çok kötü şeyler gelir iması taşıyor. İstikrar sözcüğü tehlikeli bir tehdit ve gizemli felaket imalarıyla siyasal iktidarın en önemli silahı oluyor.

 

Oysa, günümüzün istikrarı, en büyük kayıplarımızın şifresidir. Görünürdeki ortada ne var ki, geçinip gidiyoruz kandırmacası, her türlü yolsuzluğun paravanıdır.

 

Laiklik; açıkça bu sahte istikrar ortamında tahrip ediliyor.

Bağımsızlık sözcüğü; öylesine unutturuluyor ki her türlü teslimiyet normal işler olarak yutturuluyor.

 

Demokratikleşme; Bu anlamlı sözcük de anahtar sözcüğü yapılmış durumda. Yıllardır her alanda demokrasi istemiş, başına bu nedenle türlü işler gelmiş bizler bile artık bu sözcüğe yüklenen yeni anlamlara şaşıyoruz.

 

Günümüzün demokrat ülkeleri, her türlü din ve etnik ayrımcılığı kabul eden, içinde barındıran çokkültürlü, çokdilli, çokdinli toplum projesini gerçekleştirmekle eşanlamlı sayılıyor. Ulus devletlerin böyle yapılanmalardan geldiği unutulmuş gibi yeniden bölünüp parçalanma alkışlanıyor, bunu söyleyip isteyenler günümüzün demokratı sayılıyor.

 

Demokratikleşmeyi halkın bilinçlenmesi olarak anlayan, bilinçli katılımla, ne yaptığını bilerek hareket eden özgür vatandaşların kurup yaşattığı rejim olarak kabul edenler, üniter devleti savunanlar, ayrımcılığı kabul etmeyenler, laiklik karşıtı gelişmelere karşı çıkanlar ise demokrat sayılmıyor, insan yaşamını ve emeğini savundukları halde solda da görülmüyor, elitist ve darbeci olarak etiketlenmeye çalışılıyor.

 

İnsan Hakları kavramı da; anlam ve eksen değiştirmiş durumda. İnsan hakları dendiği zaman hemen öne sürülenler, he dini ve ideolojik gruba göre farklılık taşıyor. Oysa insan haklarının ne olduğu; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ve Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinde yer almaktadır.

 

İnsanın korkması gereken, aşması gereken, yıkması gereken bu sahte istikrar duvarlarıdır.

Bu sahte ve yalancı istikrar sözcüğünün maskesi düşürülmelidir.

Bu korkutmaların aslı açıklanmalıdır.

 

İşte, sözcük tuzakları böyle kuruluyor, böyle çalıştırılıyor.

Bu tuzaklara düşenlere ne demeli?

 

Günün Sözü: İnsan sözcüklerle düşünür, anlamlandırır ve yansıtır.



Bu yazı 81 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Ekim 2018 İKTİDAR SAVAŞI VE PROPAGANDA
    • 9 Ekim 2018 SİYASAL/EKONOMİK ŞEKİLLENDİRME
    • 1 Ekim 2018 ABD-NATO VE TÜRKİYE
    • 4 Aralık 2017 ÖVÜLENLER, ELEŞTİRENLER, SUÇLANANLAR KİM NE?
    • 29 Ağustos 2017 Mikrodalga ile Beyin Kontrolü
    • 21 Ağustos 2017 Kimler Neleri Tartışıyor
    • 14 Ağustos 2017 Egemenlik Duygusu Stratejik Aldatma ve Yanıltma
    • 7 Ağustos 2017 Sinsi Hainler ve Robotlaştırılanlar
    • 31 Temmuz 2017 Mürteciler Yobazlık ve Kimlik Parçalanması
    • 24 Temmuz 2017 Sapkın İslamcı araplarçıların Çığırtkanlığı
    • 17 Temmuz 2017 Ders Almasını Bilmek
    • 10 Temmuz 2017 Güveni İstismar Edenler
    • 3 Temmuz 2017 Kirletilen Solan Adalet
    • 29 Haziran 2017 Küresel Odaklar ve Türkiye
    • 19 Haziran 2017 Çığırtkanlar Güven ve Umut
    • 12 Haziran 2017 Yalan Rüzgarı, Kin, Nefret Fırtınası
    • 5 Haziran 2017 Vahhabi Selefi Haşhaşiler Zihniyeti ve Türkiye
    • 29 Mayıs 2017 Bilgi Algı Medya Hukuk
    • 22 Mayıs 2017 Duyarlı Olmak Ama Neden Nelere?
    • 15 Mayıs 2017 Kuklalar Görevliler ve Karar Vericiler

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,030 µs