En Sıcak Konular

Aziz Dolu

Atabey
Aziz Dolu
23 Eylül 2011

Türkiye'de Türk Olmak



Türkiye'de Türk Olmak

 

Türkiye adı verilen üzerinde yaşadığımız coğrafyada yaşayanların ortak adı (Batılıların söylemiyle kod adı) 'Türk' olarak kabûl görmüştür. Bu adı bize Araplar, Farisîler ve bilumum Avrupalılar takmıştır. Tabi öncelikle de Çinliler…... Hâliyle Türkeli denildiğinde Edirne'den, Kars'a kadar değil; Balkanlardan, Ulan-Batur'a (Moğolistan'ın başkenti) kadar bir büyük saha akla gelir. Orta kuşak boyunca, Asya'yı bir uçtan diğerine geçerek, Avrupa'ya kadar uzanan; Türk kuşağı olarak adlandırabileceğimiz bölge ve bu bölgede yaşayan insanlar yani milletimiz söz konusu olduğunda dünya siyaseti çetrefil bir mesele ile karşı karşıya kalmaktadır. Aslında Türk olmak, Türklük için bir mesele değil; bir gönül birliği hareketidir. Ama bunu mesele yapanlar bizim dışımızda yer alan düvel devletleri ya da halklarıdır.

 

 

Hazır söz açılmışken, orta kuşakla ilgili bilimsel; bilimsel olduğu kadar da ilginç olan bir bilgiyi nakledeyim. Bilim adamları, insan ırkı için en elverişli sıcaklık değerlerinin 15-35 'C olduğunu hesaplamışlardır. Bu sıcaklık değerleri orta kuşağa has değerlerdir. Ve Türkler tarih boyunca hep orta kuşakta hareket etmiş, Asya'nın kuzeyi ile Afrika'nın güneyine rağbet etmemişlerdir. Bu arada insanlık adına bir misâl daha vereyim. Fıtrat olarak halim-selim yaratılışlı olan Güney Asya ve Afrika halkları ile Vikingler, Cermenler gibi haşin ve saldırgan kuzey halkları arasında tampon oluşturarak, bir yerde insanlığın büyük felaketlerle karşı karşıya kalmasını da engellemişlerdir. Türkler, savaşçı kavimleri Asya'dan kovmakla kalmamışlar; bunlar, ellerinde birer haçla çıkıp geldiklerinde de 'Bismillah' deyip karşılarına dikilmişlerdir. Dahası Çin'i neredeyse bin iki yüz elli yıl boyunca bugün Çin Seddi olarak adlandırılan duvarın arkasına hapseden de Türk milletinden başkası değildir. Dahası mı? Dahası tarihin şanlı sayfalarında okunmayı bekliyor cancağızlar.  

 

Türklük kavramını, ne kadar olumsuz niteleme var ise onlarla doldurmaya çalışanlar; Türk'ü, barbar, ilkel gibi hâllere sokmaya çalışanlar; hatta din (İslâm) adına ortaya çıkanlarda bile görülen düşmanca tutumlar, ister istemez Türk'ün canını sıkmaktadır. Kınayanların kınamasından korkmayan bir millete mensup olmanın şuurunu taşımakla birlikte, cevap hakkının kutsallığına atfen birkaç kelâm (söz) söylemenin farz olduğunu düşünüyoruz. Sözgelimi (misâl) kimilerinin Ayetullah; kimilerinin lanetullah olarak nitelediği bir budala çıkıp da -sırf Türk olduğu için- Yavuz Sultan Selim Han'a "İslâm birliğini parçaladı." diye iftira atıyorsa, layık olduğu cevabın verilmesinin elzem olduğunu düşünüyoruz. Hele de söz konusu olan İran gibi, tebaası gayrimüslim bir devletle tarihinde hiç savaşmamış bir ülke ve bu ülkenin mevta olmuş lideri ise, dilin kemiği yoktur. Hatta kıkırdaktan bile bahsedilmemelidir. Kasr-ı Şirin'i hazmedememenin belirtileri (emâre) olarak ortaya çıkan bu tür serzenişlere 'Kızılay' sodasının iyi geldiği de unutulmamalıdır. Bu arada, Kızılay sodasını da rahmetli Atatürk'e borçlu olduğumuzu biliyor muydunuz? 

 

Türkiye'de, Türk olmak kimilerince bir mesele olarak düşünülebilir. Bu tür zevat belki kendince haklı gerekçeler de ileri sürebilirler. Eşarî itikadına özlem de duyabilirler. Ama unutulmamalıdır ki, İslâm sancağının indiği yer bu topraklardır. Hâliyle bu topraklardan sökün edip, şafakları kaplayacaktır. Yoksa bir zamanlar Osmanlı vilâyeti olan Libya'da olduğu gibi; resimli mecmua çıkarırcasına, resimli Kur'an bastıran serkeş tafracılar, Muhammed (Allah'ın selamı üzerine olsun.) ümmetine hiçbir şey veremez. Hatta bu serkeş ve serkeş gibi düşünenler bilmiyorlar ki, yaptıkları hatanın ucu günün birinde Nisa suresinin geçtiği sayfaların çıplak kadın figürleriyle (nü) dolmasına kadar gidecek… Hıristiyanlığın nasıl yozlaştırıldığını, bozulduğunu (tahrif) bir anlayabilseler… Ama nerede? Üstelik Endülüs'e sahip çıkamayan Araplarla; Bosna'nın, Endülüs olmasına izin vermeyen bir Türk milleti arasındaki farkın ne kadar açık olduğu da ortadadır. Hoş, Endülüslü Müslümanları da biz kurtarmıştık. Peki, oradan getirdiğimiz Müslüman Araplar nerelere yerleşmişti, biliyor musunuz? Kuzey Afrika kıyılarına! Sarayının inşaatında çalışan bir Türk işçisinin bile elini öpmesi gerekirken; Türkiye Cumhuriyetinin bir başbakanına bile tafra satarak, ahde vefâsızlık yapan densiz nereden bilecek ki nenelerinin namusunu kurtaranları? Kısacası 'Türk' olmak meziyetimiz,  'Müslüman Türk' olmak ise şahsiyetimizdir canlar.  

 

Velhâsıl-ı kelâm yani sözün kısası Türkiye'de Türk olmak zordur. Sözgelimi İstanbul Evrenkentinde (univercity) görev yapan, Yahudi asıllı bir Alman hoca II. Dünya Savaşının başlaması üzerine, Almanya'nın iâde talebinden çekinerek Türk vatandaşlığına geçer. Neyse uzatmayalım, ay sonu gelir ve maaşını almaya gider. Bir de ne görsün? Maaşı epeyce azalmıştır. Hemen bir görevli bulur ve sebebini sorar. Aldığı cevap "Sen Türk olmayı kolay mı sanıyorsun hoca?" olur. İşin içyüzü cevaptan daha ilginçtir. Yabancı uyruklular, evrenkentte aynı işi yapmalarına rağmen Türk hocalardan çok daha fazla ücret almaktadır. Ve bizim hoca, vatandaşlığa geçerek Türk olmuştur. Kanaatimize göre, meselenin bir başka eseflik yönü de budur. Neden derseniz Türkiye'de Türk olmak bir mesele ama bundan daha da vahimi Türk'ün, Türklüğünü mesele yapması daha büyük bir meseledir. Oktay Sinanoğlu, Orhan Türkdoğan gibi sayısız değeri yetiştiren bu milletin silkinip, kendine dönmesinin bu kadar gecikmesine mantık bilimi de tutarlı bir açıklama yapamamaktadır. Galiba sorun özgüven eksikliğimizde… Sahi canlar, "ufukların efendisi" Osmanlı kimlerin atalarıydı? Ya da -af buyurun- bizler kimlerin torunlarıyız? Haydi, biraz da buna kafa yorun bakalım. Ne demişler, insan düşünen bir mahlûktur.   Serik-30.04.2008

 

Aziz Dolu Atabey

azizdolu.blogcu.com



Bu yazı 1,162 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2017 Ömer Halisdemir
    • 5 Temmuz 2017 Musul; Nureddin Zengi'nin Yadig
    • 23 Mayıs 2017 Ra, Rab, Tanrı ve Türkler
    • 7 Mart 2017 Türkiyeyi Ve Dünyayı Anlamak
    • 14 Ocak 2017 Rainadan, Radikalizme
    • 1 Ocak 2017 İslam, İslamcılar ve Anarşizm
    • 22 Aralık 2016 Kurt Ulur, Vatan Kurtulur
    • 7 Aralık 2016 Şangay Bilmem Ne Kaçlısı
    • 20 Kasım 2016 Başkanlık Tartışmaları
    • 20 Kasım 2016 Fıratın İki Yakasını Bir Araya Getirmek
    • 7 Ekim 2016 Bir Meşrep Olarak Alevilik
    • 22 Eylül 2016 Piruz Dilenci; Güney Azerbaycanın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam
    • 11 Eylül 2016 Bu da oldu; Atatürkün resmine sansür
    • 31 Ağustos 2016 Yüksekova İl Olmalı
    • 18 Ağustos 2016 Yapılandırma Ayarlarına Dönüş
    • 8 Temmuz 2016 Atatürk Türkiyesinden, Humeyninin İranına
    • 2 Temmuz 2016 Akıl ile vicdanın hasbıhali
    • 2 Temmuz 2016 Almanların Maskarası, Çerkezlerin Yüzkarası
    • 29 Mayıs 2016 Bir, Üç, Beş
    • 23 Mayıs 2016 Otizmliler, ille de AKP diyormuş

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,824 µs