En Sıcak Konular

Fuat Türker

Mücadele
Fuat Türker
26 Kasım 2010

İnkarcılar Neden Müminlerle Mücadele Ederler?



İnkarcılar, dünyada sunulan imkanları neden dünyevi zevkler için değil de müminlerle mücadele etmek için kullanırlar?


Dünyevi/geçici zevklerden neden asla gerçek anlamda haz alamazlar?


Ve neden bu kişiler, kendilerini mutlu edeceğine inandıkları şeylere karşı bir süre sonra öfke hissederler?


Yüce Allah, Kur'an ahlakına göre yaşamak istemeyen bazı inkarcıların mutlaka tüm güçlerini Allah’a ve Müslümanlara karşı mücadele için kullanacaklarını Kuran’da haber verir:


Gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) Allah’ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır.” (Enfal Suresi, 36)


Allah’tan yüz çeviren, dünyanın ve dünyaya dair her şeyin sonlu olduğuna ve ölüm ile birlikte ahirette yepyeni bir yaratılışla yaratılıp sonsuza dek yaşayacağı gerçeğine inanmak istemeyen kişi, korkunç ve dehşetli bir bekleyiş içindedir. Böylesine batıl ve sapkın inanca sahip kişi, bu durumun farkında değilmiş gibi görünmek ister. Amacının dünya hayatını doya doya yaşamak olduğunu iddia eder. Yarını düşünmediğini, ‘Carpe Diem’ mantığıyla yalnızca anı yaşadığını söyler. Ancak bu kişi –her ne kadar saklasa da- bilinçaltında “yok olma”nın korkusunu taşır. Zaman ölümüne doğru akmaktadır ve mutlak varlığına inandığı dünya hayatı, yavaş yavaş sona ermektedir. Ve yine kendi batıl inanışına göre ölümle birlikte ‘yok oluş’ gerçekleşecektir. Bu düşünce korkunçtur; yok olmak gerçek anlamda dehşete düşürücüdür.


İnkar içinde yaşayan kişi, yalnızca yok olma korkusu taşımaz. Yaratılışa inanmayan, her şeyin rastlantılar sonucu var olduğunu zanneden, dolayısıyla her şey gibi kendisinin de başıboş olduğu yanılgısında olan insan için korkular çok fazladır, her şey dehşet vericidir. Örneğin dünyanın iç katmanlarında kaynayan magma vardır ve ondan, yalnızca bir elma ile kabuğu arasındaki orana benzer ince bir kabukla korunmaktadır. Dünya, uzay boşluğunda büyük bir hızla sürekli dönmektedir ve her an bir göktaşı ona çarpabilir; her an her şey derin ve dehşet verici sarsıntılarla yerle bir olabilir. Yaşamı elverişli kılan milyarlarca hassas dengenin herhangi biri, bir şekilde ortadan kalkabilir. İnkarcı için hemen her şey tehlikedir, korku nedenidir. Rastlantılarla attığını düşündüğü kalbi, rastlantılarla çalıştığını zannettiği bedenindeki sistemleri her an tehlike altındadır.


Bu kimseler, Kur'an'da haber verildiği gibi “O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz.” (Müminun Suresi, 37) çarpık mantığına sahiptirler. Yaşam amaçları, kısa dünya hayatından mümkün olduğunca yararlanabilmektir.


Aslında bu ruh hailndeki bir kişinin, kendi görüşüne göre yok olmadan önce, maddi- manevi tüm imkanlarını yalnızca dünyevi ve maddi çıkarları doğrultusunda harcaması beklenir. Ancak böyle olmaz; çok sayıda inkarcı imkanlarını dünyevi zevkleri için değil, Müslümanlarla mücadele için kullanırlar. Güçlerini, paralarını, zamanlarını, kısaca tüm imkanlarını -haşa- Allah’a ve Kur'an'a karşı çıkmak ve Müslümanları güçsüz düşürebilmek için harcamaları çok ilginçtir.


İnsanlara, şiddetli bir sıkıntı dokunduktan sonra, bir rahmet dokundurduğumuz zaman, ayetlerimiz konusunda hileli bir düzen kurmak (bir entrika çevirmek) onlar için (bir alışkanlık ve kötü bir edinim)dir. De ki: “Düzen kurmada (karşılık vermede) Allah daha hızlıdır. Şüphesiz, Bizim elçilerimiz, sizin ‘geliştirmekte olduğunuz düzenleri’ yazmaktadırlar.” (Yunus Suresi, 21) ayeti ile Yüce Allah, bu kişilerin durumlarına dikkat çeker.


Zor zamanlarında Allah’a yönelen inkarcılar, Allah'ın rahmetiyle sıkıntıdan kurtulduklarında, bu durumu kendilerinden zanneder, Müslümanlara düzen kurmayı sürdürürler. Dünya hayatını, sahip olduklarını kaybetmek, yaşlılık ve ölüm korkusu gibi onlarca korkuyla yaşayan inkarcıların, Müslümanların aleyhine kötülük düzenleyip örgütleyerek geçirmeleri gerçekten mucizevi bir olaydır. İmanı yaşamayan, tevekkülü bilmeyen bu kimselerin buna güç yetirebilmeleri ilginçtir.


Açıktır ki her biri Allah'ın onlar için sonsuz öncede belirlediği kaderini yaşamaktadır. Allah onları imtihan gereği, Allah taraftarlarıyla mücadele etmeleri amacıyla özel olarak yaratmış, kurdukları hileli düzenleri onlara çekici kılmıştır:


... Hayır, inkar edenlere kendi hileli-düzenleri süslü-çekici gösterilmiştir ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.” (Rad Suresi, 33)


Ancak bilmezler ki; Allah'ın sünneti gereği inananlar her zaman güçlüdürler ve Allah her zaman onların yardımcısıdır. İnkarcıların kurdukları tuzaklar dağları yerinden oynatacak kadar güçlü de olsa, Allah'ın fırkası her zaman galip gelecektir.


Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah Katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır.” (İbrahim Suresi, 46)


İnkarcılar dünyada yapıp ettikleri kötülüklerin karşılığını zahiren hemen almıyorlar gibi görünebilir. Ancak onlar cezalarını almışlardır. En önemli ceza da sevgiyi kaybetmiş olmalarıdır; Allah onların kalplerindeki sevgiyi almıştır. Adeta boş, yeşilliği olmayan bir kütük gibidirler; hiçbir işe yaramazlar.


Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar. (Münafikun Suresi, 4)


Dünya hayatının göz açıp kapama süresi kadar kısa, geçici ve sonlu olduğunu kavrayıp, sonsuz olan ahireti seçen insan için ise dünyaya dair konular önemsizdir. Hiçbir şey Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaktan önemli değildir. Her durum ve ortamda vicdanını, imanî derinliğini ve Allah korkusunu kanıtlayacak davranışlar sergiler ve ışıl ışıl bir elmas gibi kömürden ayrılır.



Fuat Türker



Bu yazı 511 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 22 Mayıs 2014 Somanın Ardından
    • 13 Şubat 2014 Mesleğimiz Uhuvvet Değil mi?
    • 9 Ocak 2014 Cephemizin Sinesinde İman Bir...
    • 13 Kasım 2013 Ortak Akıl; İstişare
    • 1 Eylül 2013 Müslümanlar İçin Başka Çözüm Yok!
    • 21 Temmuz 2013 Berekete Şükür Ayı; Ramazan
    • 3 Nisan 2013 Müslümanların Derdiyle İlgilenmeyen Onlardan Değildir
    • 15 Mart 2013 Korkma, Ebedi Varsın!
    • 17 Şubat 2013 En Büyük Kuvvet; İhls ve Samimiyet
    • 28 Ocak 2013 Asla Kopmayan Kulp; İttihad-ı İslam
    • 19 Aralık 2012 21 Aralık Son mu Başlangıç mı?
    • 19 Kasım 2012 Zulmedenler
    • 10 Kasım 2012 Kur’an Kinatı Okuyor
    • 26 Ekim 2012 Bayramın Ruhu
    • 6 Ekim 2012 İttihad-ı İslam Nedir?
    • 25 Eylül 2012 Allah Dinini Facir Eliyle De Kuvvetlendirir
    • 8 Eylül 2012 Kainat Merhametle Başlar
    • 22 Ağustos 2012 Bu Bayramda Vicdanımız Rahat mıydı?
    • 27 Temmuz 2012 Ramazan Bereket Sofrasıdır
    • 30 Haziran 2012 Susmak mı Karşı Durmak mı?

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,946 µs