En Sıcak Konular

CHP GENEL BAŞKAN YAR­DIMCISI KARABIYIK'TAN MEB-TARİKAT RAPORU

18 Şubat 2020 01:49 tsi
CHP GENEL BAŞKAN YAR­DIMCISI KARABIYIK'TAN MEB-TARİKAT RAPORU CHP Genel Başkan Yar­dımcısı Lale Karabıyık tarafından partisinin Merkez Yönetim Kurulu toplantısına sunulan raporda; Milli Eği­tim Bakanlığı’nın tarikat ve cemaatlerle kurduğu ilişkiler anlatıldı.

CHP Milli Eğitim Bakanlığı’nın tarikat ilişkileriyle ilgili çarpıcı bir rapor hazırladı. CHP Genel Başkan Yar­dımcısı Lale Karabıyık tarafından partisinin Merkez Yönetim Kurulu toplantısına sunulan raporda; Milli Eği­tim Bakanlığı’nın tarikat ve cemaatlerle kurduğu ilişkiler anlatıldı, CHP'li Karabıyık'ın "MEB ve Diyanet İşleri Baş­kanlığının Tarikat, Cemaat, Vakıf ve Derneklerle İlişkisi" başlıklı kapsamlı raporda şunlar yer aldı: 

- Milli Eğitim Bakanlığı, tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi vakıf-dernekler­le yaptığı protokollerle yetkilerinin bir kısmını bu kurumlara devretmiştir.

- 2012 yılında yapılan 4+4+4 düzenlemesi sonrası vakıf-derneklerle imzalanan protokollerde ciddi bir artış yaşanmıştır.

- 12 Eylül 2019 tarihinde Sosyal Etkinlikler Yönetme­liğinde yapılan değişiklik İle sivil toplum kuruluşlarının "her tür ve seviyedeki resmî ve özel örgün ve yaygın eğitim kurumlarında" sosyal etkinlik yapmasının önü açılmıştır.

- Son dönemlerde yaşa­nan cinsel istismar olayları eğitim sistemine yeni bir toplumsal sorun olarak girmiştir. Taciz ve cinsel istismar kavramları eğitimle ve okullarla anılır hale gel­miştir. 

CHP Kadın Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık'ın 10.02.2020 tarihli MEB ve DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NIN TARİKAT-CEMAAT, VAKIF ve DERNEKLERLE İLİŞKİSİ MYK Raporu'nun tamamı şöyle.

Vakıf, Cemaat ve Derneklerin Eğitime Etkileri

Milli Eğitim Bakanlığı, tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi vakıf-derneklerle yaptığı
protokollerle yetkilerinin bir kısmını bu kurumlara devretmiştir. Son 18 yılda eğitim sitemi hemen
her yönü ile tartışılsa da vakıf-derneklerle yapılan protokollerin siteme verdiği zarar makul bir
zeminde tartışılamamıştır.
Tartışılmamasının nedenleri, Bakanlığın konu ile ilgili yaptığı perdeleme ve eğitim
sendikalarının olayın ciddiyetinin farkına varmamalarıdır. Eğitim sendikaları için kendi iç
çekişmeleri çok önemli olurken, laik eğitimi sonlandıran protokoller yeterince gündemlerine
girememiştir. 2012 yılında yapılan 4+4+4 düzenlemesi sonrası vakıf-derneklerle imzalanan
protokollerde ciddi bir artış yaşanmıştır. Özellikle TÜRGEV, Ensar Vakfı, TÜGVA, İlim Yayma
Cemiyeti, Hayrat Vakfı ve İHH ile yapılan protokoller çok dikkat çekmiştir.
2015’e kadar genellikle Genel Kurmay, Adalet Bakanlığı ile Milli Eğitim arasında er ve
erbaşlara okuma-yazma, mesleki eğitim kursu, tutuklulara çeşitli eğitimler verilmesi, Tarım Köy
İşleri Bakanlığı ile el sanatları kursu, Türk Hava Kurumu ile ASO Organize Sanayi Bölgesi’nde
otomasyon, Robinson Club Hotel ile mesleki eğitim, Denizcilik Müsteşarlığı, Orman ve Su İşleri
Bakanlığı-Belediyeler Birliği (okullar hayat olsun) ile projeler yürütülürken 2015’ten itibaren
gerici dernek, vakıf, cemaatlerin daha öne çıktığını görüyoruz.
12/9/2019 tarihinde Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinde yapılan değişiklik ile sivil toplum
kuruluşlarının “her tür ve seviyedeki resmî ve özel örgün ve yaygın eğitim kurumlarında”
sosyal etkinlik yapmasının önü açılmıştır. Bu hamle, 4+4+4 süreci sonrası, eğitime alanında
yaşanan en önemli girişimlerden birisi olmuştur. Sivil Toplum Kuruluşu adı altında bahsi geçen
tarikat ve cemaatler, okul öncesinden üniversiteye kadar tüm okullara, protokol yapmasına gerek
kalmaksızın girmeye başlamışlardır. Ayrıca, okul öncesi düzeyde, Sibyan Mektepleri adı
altında, tarikat ve cemaatlere bağlı vakıf-dernekler faaliyet göstermeye başlamışlardır.

Tüm bunların yanı sıra Diyanet İşleri Başkanlığı 2018 Yaz Kuran Kurslarına ilişkin
raporunda çok önemli tespitlerde bulunmuştur. Özellikle dernek, vakıf ve cemaatlerin Kuran
Kurslarındaki etkilerinin azaltılması gerektiğine yönelik vurgusu, ülkeyi yönetenler tarafından
dikkatle değerlendirilmesi gereken önemli bir mesajdır.
Bu durum Milli Eğitim Bakanlığı’nın iradesinin önemli bir kısmını teslim ettiği
dernek, vakıf ve cemaatlerden bir an önce kurtulması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu tespitlerine karşın, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu oluşumlarla
protokol imzalamaya devam etmesinin anlaşılabilir bir tarafı bulunmamaktadır.
Temmuz 2019’da Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlandığı iddia edilen GİZLİ
ibareli raporda; 15 Temmuz’da dini istismar eden Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) eliyle
ülkemizin maruz kaldığı ihanet ve darbe girişimi bu çalışmaya gerekçe gösterilmiş ve ülkemizdeki
dernek, cemaat, tarikat veya vakıf adıyla faaliyet yürüten dini yapıların derinlemesine
incelenmesinin zaruri bir hal aldığına değinilmiştir.
Cemaatlerin, 1985 sonrasında sadece din öğretimi ve maneviyat eğitimi ile uğraşan
yapılar olmaktan çıktıkları, sahip oldukları insan kaynaklarını ticari/mali kazanımlar elde
etmek için seferber ettikleri, Devlet bürokrasisi içerisinde gizlice örgütlendikleri,
konumlarını kendi mensupları lehine kullandıkları, dolayısıyla devletteki kadroları liyakat
kriteri dışında suiistimal ettikleri, 2000 sonrasında şirketler, holdingler kurdukları, okullar
açtıkları raporda açıkça ifade edilmiştir.
Ayrıca 1980 sonrası demokratikleşme ve ekonomik büyüme ortamında büyüyen
cemaatlerin birer rant kapısı haline geldiği belirtilmiştir. Bunun yanı sıra Cemaatlerin bugün
gelinen noktada ilk çıkış amaçlarından oldukça uzakta oldukları ifade edilmiştir.
Tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi vakıf ve dernekler ile ilgili Diyanet İşleri
Başkanlığı bile uyarılarda bulunurken, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okulların kapısını bu
oluşumlara sonuna kadar açması tehlikenin boyutunu gözler önüne sermektedir.
Ülkemizde din öğretiminin önemli bir kısmı, başta camiler olmak üzere tüm dini
hizmetleri bünyesinde toplayan ve Anayasal bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından
yürütülmektedir. Kur’an-ı Kerim’i okumayı öğretmek, İslam dini ibadetleri için gerekli sûre, ayet ve duaları ezberletmek, hafızlık yaptırmak, İslam dininin ibadet ve ahlâk esaslarını öğretmek
amacıyla düzenlenen yaygın din eğitimi yerleri olan Kur’an kursları da Diyanet’e bağlı olarak
açılmaktadır. 

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 7 Nisan 2012 tarihine kadar bu kurumların denetiminden
sorumlu bir kurum iken, bu tarihte Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an Eğitim ve Öğretimine
Yönelik Kurslar ile Öğrenci Yurt ve Pansiyonları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle,
MEB’in denetim yetkisine son verilmiştir. Denetim konusu da Diyanet’in uhdesine alınmıştır.
Aynı düzenlemeyle kış Kuran kurslarında “ilköğretimi bitirmiş olma”, yaz Kuran kurslarında
da “ilköğretim 5. sınıfı tamamlamış olma” şartı da kaldırılmıştır. Yaş sınırı kaldırıldığı için
okulöncesi çağdaki (3-6 yaş) çocuklarda Kur’an kurslarına alınmaya başlanmıştır. Ayrıca
ilkokulu bitiren öğrenciler velisinin izni ile yatılı Kur’an Kurslarına kayıt yaptırabilmektedir. Yatılı
Kur’an Kursları çeşitli vakıf ve derneklerle ilişki kurarak bünyesindeki öğrencileri bu vakıf ve
derneklerin ideolojilerine teslim etmişlerdir.
Yönetmelik değişikliğinin ardından Kur’an kursu sayısı ve katılan kursiyer sayısı
artmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son verilerine göre 15.457 merkezde 40.432 derslikte
36.576 personelle 1.116.509 öğrenciye kurs verilmektedir. Kurs veren personelin 17.425’i geçici
görevlidir. Bu personelin çoğunun eğitim ve bilgi seviyeleri, Kur’an kursunda eğitim
vermeye yeterli değildir.
2014 yılında yürürlüğe giren 6528 sayılı yasa ile Milli Eğitim Bakanlığı’nda çok köklü
değişimler yaşanmıştır. Müsteşar hariç tüm yöneticilerin (müsteşar yardımcıları, TTK başkan ve
üyeleri, genel müdürler-yardımcıları, daire başkanları, şube müdürleri, il-ilçe milli eğitim müdürleri,
şube müdürleri, okul müdürleri, müdür yardımcıları) görevi yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte
sona ermiştir. Böylelikle yaklaşık 54.000 eğitim kurumu ile bakanlık merkez teşkilatının tüm
yönetici kademelerinin kadroları boşaltılmıştır. Bu boşluğu AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte
büyük güç elde eden Eğitim-Bir Sen adlı sendika doldurmuştur. Sözde mülakatla alınan
yöneticiler (Okul müdürleri ataması görevlendirmeye dönüştürülerek yeni görevlendirdiklerine
gözdağı da verilmiştir) sendikanın olur verdiği kişilerden seçilmişlerdir.
Bakanlıkta yapılan hukuksuz, niteliksiz uygulamalardan rahatsız olan yöneticiler pasifize
edilmiş, denetim hizmetlerinin içi boşaltılmıştır. Denetim hizmetlerinin şekil şartları
değiştirilerek merkez teşkilatındaki müfettişler il emrine atanmış, okulların denetimi sadece
soruşturma boyutuna indirgenmiştir. Klasik olarak bilinen ders denetimi ve teftişi Nabi AVCI’nın
sözlü emri ile kaldırılmıştır. Müfettişlerin okullardan çekilmesi eğitim sisteminde yeni sorun
alanları oluşturmuştur.

Son dönemlerde yaşanan cinsel istismar olayları eğitim sistemine yeni bir toplumsal
sorun olarak girmiştir. Taciz ve cinsel istismar kavramları eğitimle ve okullarla anılır hale
gelmiştir.
Ülkemiz, çocukların cinsel istismar da dahil olmak üzere şiddetin ve sömürünün her
türlüsünden korunma haklarını Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Avrupa
Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü Ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi gibi
uluslararası düzenlemelere taraftır. Aynı doğrultuda Anayasa’nın 41. maddesinin son fıkrası
uyarınca da devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri almak
zorundadır. Cinsel istismar çocukların sağlık haklarına, yaşam haklarına, maddi ve manevi
bütünlüklerine yönelik saldırılardan en yaygın olanıdır. Ülkemizde eğitim süreç ve ortamlarında
çocukların intihar ettiği, yaşanan cinsel istismar vakalarının sistematik olarak devam ettiği, cinsel
istismar vakalarının ya farkına varılmadığı yahut görmezden gelindiği süreçler
yaşanmaktadır.
Resmi okullarda yaşanan cinsel istismar olaylarından bazıları şunlardır;
- 2010-2014, Karaman’da, Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi
Mezunları ve Mensupları Derneği'ne (KAİMDER) yakın kişilerin kiraladığı
evlerde kalan 9-10 yaşlarında 45 erkek öğrenciye bir öğretmen tarafından
cinsel istismarda bulunduğu iddiası ile dava açılmıştır.
- Ankara Hasanoğlan Fen Lisesi pansiyonunda kalan öğrenciler, 09/03/2016
tarihinde gece yarısı öğretmenler tarafından uyandırılarak mescide
götürülmek istenmiştir. Karşı çıkan öğrencilere; Hizmet Vakfından bazı
görevlilerin öğrencilerin inanç eksikliklerini gidermek amacıyla Hasanoğlan
Fen Lisesine geldiğini, bu nedenle mescide gitmeleri gerektiği belirtilerek
baskı yapılmıştır.
- Çankaya’da bir lisede Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeninin 3 kız
öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla dava açılmıştır.
- Kayseri’de öğretmeni tarafından tecavüz edilen kız öğrenci intihar etmiştir.
- İstanbul Beykoz’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni tayt giyen kız
öğrencinin şehvet uyandırdığını söylemiştir.
- Gaziantep’te 12 kız öğrenciye cinsel istismarda bulunan Rehber öğretmen 150
yıl hapis cezası almıştır.
- Sinop Gerze’de İslamcı Gençlik İlim ve Hikmet Derneğinde Kur’an kursu
öğretmeni 4 erkek öğrenciye tecavüzden 22 yıl ceza almıştır.
- Ankara Keçiören Anadolu İmam hatip Lisesinde 12 kız öğrenciye tacizde
bulunan bir öğretmen tutuklanmıştır.
- 2018, Ümraniye'de Fıkıh-Der isimli derneğin bünyesinde faaliyet gösteren
ruhsatsız yatılı Kuran kursunda çok sayıda (30-35) çocuk istismara uğramıştır.
Mahkeme heyeti, 'iyi hal' indirimi uygulayarak, Ömer Işıktekin’e 76 yıl 11 ay,
Tarık Bektaş’a 25 yıl, Hacı Serkan Bektaş’ ise 37 yıl 6 ay hapis cezası verdi.
- 2019, Ankara/Polatlı Mehmet Akif Ersoy İlkokulu'nda hizmetli olarak görev
yapan E.Y., iddiaya göre 6 ve 9 yaşındaki iki kız kardeşe cinsel istismarda
bulunmuştur. İki kardeşin durumu anlattığı ailesinin şikayeti üzerine hizmetli
E.Y., polis tarafından gözaltına alınmıştır.
- 2019, İstanbul İstek Vakfına Bağlı bir okulda 5 yaşında bir çocuğa Beden
Eğitimi öğretmeni tarafından cinsel istismarda bulunulmuştur.
Yukarıda bahsi geçen vakalar cinsel istismar olaylarından bazılarıdır. MEB’de denetimin
yok edilmesi, Kur’an kurslarının denetiminin MEB’den alınması, Vakıf-derneklerin okullara
sokulması, kaçak okulların çoğalması gibi düzenlemeler istismar vakalarının çoğalmasına
neden olmuştur.
Kamuoyunda makul düzeyde tartışılmayan protokoller, eğitim sistemini zora sokmuştur. 1
milyona yakın personeli olan Milli Eğitim Bakanlığı, temel düzeydeki etkinliklerini vakıf ve
derneklere devrederek öğretmenlerini yok saymıştır.
Yaşanan bu süreçlerden sonra bazı tedbirler alınması ivedi hale gelmiştir.
- Vakıf-derneklerle yapılan protokoller derhal iptal edilmelidir.
- 2013 yılında Türk Ceza Kanununun 263.maddesini yürürlükten kaldırarak, Kanuna
Aykırı eğitim kurumu açan, çalıştıran ve bu merkezlerde çalışanlara verilen 6 aydan
3 yıla kadar hapis cezasını ortadan kaldırmıştır. Bu düzenlemenin tekrar
yürürlüğe girmesi gerekmektedir.

Lale Karabıyık
Kadın Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı



Bu haber 539 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,646 µs