En Sıcak Konular

TÜRK VE TÜRKÇE

12 Ocak 2020 11:38 tsi
TÜRK VE TÜRKÇE Doğru bilgiye ulaşmak ve doğru bilgiyi yaymaya çalışmak bilim adamlarının sorumluluğudur.

Sözlük Yine Sözlük 

Bu kez sözlükçülükten veya tarihî sözlüklerden bahsetmeyeceğim; sözlüğe bakmak gerektiğinden bahsedeceğim. Düşününüz, Türk bilimci (Türkolog) olan meslektaşlarım Türk ve Türkçe kelimelerini tartışıyorlar ama sözlüğe bakmıyorlar.

Türk bilimciler tabii ki sözlüğü de eleştirmek hakkına sahiptirler. Ama önce sözlükte ne yazıldığına bakmak gerekir.

Ölçünlü Türkiye Türkçesi için bakılması gereken ilk sözlük, Türk Dil Kurumu yayını olan Türkçe Sözlük’tür.

“Türkçe” sözü için Türkçe Sözlük’te iki anlam verilmiştir: 1. Genel Türk dili. 2. Türkiye Türkçesi.

Bunun anlamı şudur: Ölçünlü Türkiye Türkçesinde “Türkçe” sözünü sadece Türkiye Türkçesi için kullandığımız gibi Türk lehçeleri için de kullanmaktayız. Nitekim aynı sözlükte Kazakça, “Kazak Türkçesi”, Özbekçe, “Özbek Türkçesi” olarak açıklanmıştır.

Konuyu daha açık hâle getirmek için aynı sözlükten “Türk” sözüne de bakalım.

“Türk” sözüne de iki anlam verilmiştir: 1. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse. 2. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse.

Görüldüğü üzere “Türk” sözünde de durum aynıdır. Kelimeyi sadece Türkiye Türkleri için kullandığımız gibi Türk Dünyası’ndaki bütün Türkler için de kullanmaktayız.

Peki, Türkçe Sözlük, Cumhuriyet döneminin ideolojisini yansıttığı için anlamları böyle vermiş olabilir mi? Bunu öğrenmenin yolu, Cumhuriyet’ten önceki bir sözlüğe bakmaktır. O zaman Şemseddin Sami’nin 1900 yılında basılmış olan Kamûs-ı Türkî adlı sözlüğüne bakalım. Orada “Türk” maddesi şöyle açıklanıyor:

“Esasen Asya kıt’asının şimâl-i garbî cihetinde münteşir bir büyük ümmet ki oradan tevârîh-i muhtelifede cihangirlikle ve kişver-küşâlıkla cenup ve garba doğru yayılarak Avrupa’nın dahi şark-ı cenûbî cihetlerine sokulmuşlardır. Şu’ubât-ı muhtelifeye münkasım olup, kable’l-islâm Uygur ve el-yevm Çağatay ve Osmanlı şubeleri lisân-ı edebîye nail olmuşlardır.”

 

Açıklamadaki “ümmet” sözü “millet” anlamındadır. Demek ki 1900’de de Türk deyince bütün dünya Türkleri anlaşılıyormuş. Yani Türk kelimesinin bu geniş anlamı, Cumhuriyet döneminin bir yönlendirmesi değilmiş. Demek ki biz Osmanlı ve Türkiye Türkleri Türk sözünü tabii bir şekilde “genel Türk” anlamında kullanıyormuşuz.

Peki, “Türkçe” sözünün dar anlamı Cumhuriyet’ten önce var mı? Bunun için en kesin belge 1876 anayasasıdır. 18. maddede şöyle deniyor: “Tebaa-yı Osmâniyenin, hizmet-i devletde istihdam olunmak için devletin lisân-ı resmîsi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.”

Demek ki dar anlam için de Cumhuriyet’in yönlendirmesi söz konusu değilmiş.

Ya diğer Türklerin sözlüklerinde durum ne? “Türk” ve “Türkçe” sözleri onlarda genellikle dar anlamdadır yani Türkiye Türklerine hasredilmiştir. Ancak bu, Sovyet döneminde ortaya çıkan bir durumdur. Daha önce hep Türk tili (dili), Türkçe, Türkî (bu da Türkçe demek) kelimelerini kullanmışlardır. Azerbaycan’da Hasan Bey Zerdabi, Feridun Bey Köçerli, Abbas Sıhhat, Üzeyr Hacıbeyli; Hokant Hanlığı’nda Ömer Han, Özbekistan’da Fıtrat hep Türk dili / tili, Türkçe, Türkî (Türkçe) kelimelerini kullanmışlardır. Bunlarla ve daha fazlasıyla ilgili örnekler, Makaleler kitabımdaki “Dilimizin Adı” yazısında vardır.

Sovyetler döneminde bu kullanımlara son verilmiş ve yeni dil adları ortaya çıkarılmıştır. Mesela Özbek bilim adamı Fıtrat 1919’daki bir yazısında Türkçe terimini kullanırken 1927’de Özbek tili terimini kullanır.

Türk dili için Rusçada da tek bir kelime vardı: Turetskiy. Bu kelime Türkiye Türkçesiyle birlikte bütün Türk lehçelerini ifade ediyordu. Daha sonra bu kelimeyi Türkiye Türkçesi’ne ayırdılar ve genel Türk dilini anlatmak için Tyurkskiy terimini çıkardılar. Türk lehçelerinde de Tyurkskiy için Türki kelimesini icat ettiler.

Peki, şimdi biz ne yapacağız? Kendi dilimizdeki tabii kullanımları mı devam ettireceğiz yoksa Sovyet idaresinde yaşamadığımız hâlde o idarede ortaya çıkarılan terimleri mi kullanacağız? [1]

Türk ve Türkçe

Geçen haftaki yazımda 1876 anayasasını ve 1900 tarihli Kamûs-ı Türkî’yi tanık göstererek Türk ve Türkçe sözlerinin dar ve geniş olmak üzere iki anlam taşıdığını, iki anlamlılığın Cumhuriyet döneminin bir yönlendirmesi olmadığını belirtmiştim.

Doğru bilgiye ulaşmak ve doğru bilgiyi yaymaya çalışmak bilim adamlarının sorumluluğudur. Bir sorumluluk, hatta bir gereklilik de bilim yöntemlerine uymaktır. Bilim yöntemlerinden biri de kanıt göstermektir. 1900 yılında, yani Osmanlı döneminde yazılmış bir sözlük, Türk sözünü, “bütün dünya Türkleri” anlamında veriyorsa bu, geniş anlamın Cumhuriyet döneminde ortaya çıkmadığının kanıtıdır. Bilim adamları, sosyal medyada da bilimin gerektirdiği sorumluluğa uymak zorundadırlar.

Türk ve Türkçe sözlerine İkinci Meşrutiyet ve özellikle Cumhuriyet dönemlerinde daha çok vurgu yapıldığı doğrudur. Ancak bu durum, kavramların tarihîliğini ve Cumhuriyet’ten önceki anlamlarını ortadan kaldırmaz. Türk sözünün anlamları hakkında daha geniş bilgi için misak.millidusunce.com sitesindeki “Türk Sözündeki Çok Anlamlılık” başlıklı yazıma bakılabilir.

Geçen haftaki yazımı bir soruyla bitirmiştim. Türk Dünyası’ndaki Türklerin, Türk ve Türkçe sözlerini, Sovyet dönemindeki dil politikalarının sonucu olarak sadece Türkiye için kullandıklarını belirtmiş ve sormuştum:

Peki, şimdi biz ne yapacağız? Kendi dilimizdeki tabii kullanımları mı devam ettireceğiz yoksa Sovyet idaresinde yaşamadığımız hâlde o idarede ortaya çıkarılan terimleri mi kullanacağız?

Sorudaki “biz” kelimesi, Türkiye Türklerini, aydınlarını, özellikle Türk bilimcilerini ifade ediyor. Sorunun içinde cevabın da var olduğunu biliyorum. Elbette biz, Türkiye’deki tabii kullanıma devam edeceğiz. Sovyet egemenliği döneminde Moskova tarafından yürütülen dil politikalarına bizim de uymamız beklenmemelidir. Türkiye Türkleri olarak biz, Sovyet hâkimiyetinde yaşamadık ki o hâkimiyetin yürüttüğü dil politikalarına uyalım.
 
Evet ama Türk Dünyası’nın da bir gerçeği var. Onlar Türk ve Türkçe sözlerini sadece Türkiye Türkleri için kullanıyorlar. Sözlüklerinde de öyle yazıyor. Çocukluklarından beri de öyle öğrendiler. Bu bilgilerine göre bir Özbek, Kazak veya Tatar’a “Sen Türk’sün.” dediğimiz zaman itiraz ediyorlar; “Hayır ben Türk değilim; Özbek’im, Kazak’ım, Tatar’ım.” diyorlar.

Hiç şüphesiz, haklıdırlar; çünkü Türk ve Türkçe sözleri onların bugünkü dillerinde “Türkiye Türk’ü, Türkiye Türkçesi” anlamlarını taşıyor. Pek çoğu da bu anlamların Sovyet dil politikasının bir sonucu olduğunu bilmiyor. Bilenler varsa bile bu bilgi zihinlerinde pek belirgin değil.
 
Bu durumda tutumumuz ne olmalı? Üç tutum söz konusu olabilir.

1.”Madem öyle, biz de size saygı gösterelim, sizi üzmeyelim ve Türkiye’de de size Türk, dilinize Türkçe demeyelim.” Bir tutum, böyle olabilir. Bu takdirde biz de, Sovyet yönlendirmesini bildiğimiz hâlde onların dil politikasını kabul etmiş, o politikaya teslim olmuş oluruz.

Bir yaklaşım da şöyle olabilir: “Hayır, siz Türk’sünüz, diliniz de Türkçe’dir.” diye ısrar etmek. Hatta daha ileri gidip “Siz Sovyet adamı olmuşsunuz, Türklüğünüzü kaybetmişsiniz.” gibi suçlamalarda bulunmak; baskıcı ve dayatmacı bir tutum sergilemek. Böyle bir tutum netice alıcı olmayacağı gibi kardeşlerimizi bizden daha da uzaklaştırır.
Karşı tarafın durumunu, sözlüğünde yazılanları bilerek, yumuşak ve mantıklı bir şekilde tarihî durumu deliller göstererek anlatmak; daha önceden onların da Türk ve Türkçe / Türk dili sözlerini geniş anlamda kullandıklarının tanıklarını göstermek; Türk ve Türkçe sözlerinin Türkiye’de eskiden beri dar ve geniş anlamda kullanıldığını yine tanıklarla anlatmak; Özbek Türkçesi, Kazak Türkçesi derken Türkçe sözünü geniş anlamda kullandığımızı, yani o lehçelerin Türkiye Türkçesinin değil, genel Türk dilinin kolu olduğunu kastettiğimizi, bu anlamda Türkiye Türkçesi terimini de kullandığımızı belirtmek.

Sonuncu tutum elbette sabır ve zaman isteyen bir iştir. Ama kendilerine Türkçü / milliyetçi diyenler gerçekten bir ülküye inanıyorlarsa ülkülerin de öyle kolayca ve çabucak ulaşılacak hedefler olmadığını bilmelidirler. Tarihin gidişini sabırlı, planlı, bilgili, donanımlı ülkücüler belirler.[2]

 

PROF.DR. Ahmet Bican Ercilasun - millidusunce.com 

 

Kaynak: 

[1] https://millidusunce.com/sozluk-yine-sozluk/

]2[ https://millidusunce.com/turk-ve-turkce/



Bu haber 125 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,866 µs