En Sıcak Konular

Nuri Gürgür-Türk Ocakları Genel Başkanı
Konuk Yazar-Türk Yurdu
Nuri Gürgür-Türk Ocakları Genel Başkanı
6 Temmuz 2010

Sivas’tan Başbağlar’a İki Tarih Facianın Yıldönümü



Başbağlar Erzincan’ın Kemaliye (Eğin) ilçesine 20 km uzaklıkta küçük bir köydür. Burası “köyden şehre göç” etkilenen pek çok benzeri gibi, yaz başlarında gurbetten gelenlerle hareketlenir; yaz boyunca nispeten bir canlanma görülür, evlerin çoğunun kapıları, pencereleri açılır sokaklar çocuk sesiyle şenlenir. Sonbahar ile birlikte dönüşler başlar. Kış boyunca çoğunluğunu yaşlıların yahut köylerinden ayrılmaya imkân bulmayan insanların oluşturduğu , evlerin çoğunun kapalı kaldığı hüzünlü bir mevsim başlar.
Başbağlar’dan hemen sonra Tunceli (eski adıyla Dersim) ‘in Ovacık ilçesine geçilir. Çevresindeki diğer köyler gibi Başbağlar’da 19. ve 20.  yüzyıl başlarına kadar bu yönden gelen  eşkıyalık tehdidiyle tedirgin yaşamıştı. Bölge halkının” “Dersim’li eşkıya”  diye tanımladığı  gruplar soygunlarla, talanlarla etrafı haraca keserler, geçimlerini bu yolda sağlamaya çalışırlardı. Arazi yapısı dolayısıyla Osmanlı Devleti son yüzyıllarda bölgede kanun hakimiyetini sağlayamamış, açıkçası eşkıyalıkla baş edememişti. Bu bölgedeki ailelerin hafızalarında aile fertlerinden birilerinin muhatap olduğu  eşkıyalık yahut  gasp edilen maaş ve hayvanlarına ilişkin canlı hatıralar yer alır.

5 Temmuz 1993 gününü akşam saatlerinde, karanlık ağır ağır  köyün  üzerine çökerken köylüler tarlalarından, bağlarından  evlerine dönerken; çocuklar yarına kadar oyunlarına ara verip hazırlanan sofralarına yönelirken caminin minaresinde yatsı ezanı okunmaya başlamıştı. Sıcak yaz mevsiminin bu alışılmış sükuneti,  köyün üç tarafından duyulan farklı ayak sesleriyle  aniden kesildi.   Elleri silahlı, bakışları kin ve nefret dolu  kalabalık bir grup kendi halinde yaşayıp gelen sakin Başbağlar köyünün daracık sokaklarını kara bir bulut gibi dolduruverdi. Evlerin kapıları kırıldı, kadınlar, çocuklar, erkekler kim varsa silah tehdidi altında tekmelenip tokatlanarak köy meydanında toplandı.

Grubun elebaşları herkesi topladıktan sonra, korku ve dehşet içindeki köy halkına evvela PKK’nın  klasikleşen nutuklarından birini attılar. Acele etmiyorlardı;  sabaha kadar köye yardım gelmeyeceğini biliyorlardı. Önce erkekleri ayırdılar. Rakamı evvelden belirledikleri anlaşılıyordu. Böylece karşılarına dizdikleri çeşitli yaşlardaki 33 erkeğe yüzlerce kurşun sıktılar. Hepsini öldürdüklerinden emin olduktan sorma evlerin pek çoğunu ateşe verdiler. Yaptıkları bu vahşi katliam sonucu amaçlarına ulaşmanın mutluluğu içerisinde silahlarını  yeniden ateşleyerek zafer sarhoşluğu içerisinde köyden ayrıldılar. Geride   feryat ve figanların, çocuk çığlıklarının, kadınların ağıtlarının yükseldiği hâlâ yanmakta olan evlerden dumanların çıktığı  harabe yığını bırakarak inlerine doğru çekip gittiler.

Bu insanlık dışı vahşi katliamı kimlerin hangi gerekçeyle yaptığı belliydi. Nitekim PKK vakit geçirmeden 2 Temmuz’da Sivas’ta yaşanan feci olayın intikamını aldığını,  Madımak Otelinde dumandan boğularak hayatını kaybedenlerin  karşılığının verildiğini ilan etti. Böylece bir yanda yüreği kan ağlayan Alevi yurttaşları doğal olarak sergiledikleri tepkileri sahiplenmiş görünerek taban kazanmaya, onların hamiliğini yüklenmeye çalışıyor, diğer yandan Madımak’ta  yaşananlara duyarlı olan kamuoyuna güç gösterisi yapılarak mesaj verilmek isteniyordu.

Dönemin Hükümeti ne yazık ki bu olaylar üzerinde gereği gibi durmadı.  Sivas ve Başbağlar’da yaşananları TBMM’ne taşıyarak geniş bir araştırma konusu yapmak, siyasî görüşü ne olursa olsun, tüm kesimlerin katılımıyla gerçek nedenlerini belirleyip kamuoyunu rahatlatmak yerine,   rutin bir adli soruşturma ve kovuşturmayla mesele halledilmek istendi. Basın ve Televizyonlar ise   Başbağlar katliamını  sıradan bir asayiş olayı şeklinde yansıttı. Birkaç istisnanın dışında medyamızda PKK’nın Başbağlar’da sergilediği  vahşeti konu alan  haberler yapılmadı;  bura halkının duygularını, kanaatlerini irdeleyen röportajlar, yazı dizileri yayınlanmadı; filmler yapılmadı. Kısacası Sivas’taki faciaya geniş ilgi duyan, bunu konu eden medyamız Başbağlar katliamına suskun kalmayı tercih etti.

Dönemin Hükümetinin meseleyi ele alışındaki yanlışlar neticesinde:

Sivas davasında tutuklanan zanlılar yıllar süren yargı süreci sonunda mahkum edilseler bile, Alevi yurttaşlar meseleyi kapanmış saymadılar.
Başbağlar katliamının sorumlusu  olarak tutuklananların  ikisi dışında tamamı  kısa sürede salıverildi. Savcının itirazı üzerine tekrar tutuklama kararı çıkarılsa bile, o gün bugün  bu kişilerden yakalanan olmadı. 
Dönemin Hükümetinin en büyük yanlışı Sivas’taki facianın baş sorumlusu olan Sivas Valisinden hesap sormamasıdır; merkeze almakla yetinmesidir. Oysa bu facianın meydana gelmesinde en büyük pay  dönemin Valisine aittir. Çünkü:

1-İnanç bağlamında toplumsal hassasiyeti çok yüksek olan bir bölgede Pir Sultan Abdal adına düzenlenen küresel etkinlik,  o tarihe kadar şairin köyünde yapılırken, o yıl Sivas merkezine alınmıştır. Bu yapılırken olay çıkma ihtimalinin yüksek olduğu  düşünülerek geniş tedbirler almak gerekirken,  sıradan bir faaliyet yapılacakmış gibi ciddi bir önlem alınmamıştır. 

2-O günlerde yaşından ve sağlığından kaynaklanan psikolojik etkiler altında inanç konusunda çok sivri ve tepki çekici çıkışlar yapan, böylelikle gerilim oluşturarak bu dünyadan giderayak geride kendi açısından kalıcı izler bırakmak için çırpınan  Aziz Nesin, onur konuğu konumunda Sivas’a çağrılarak toplumsal tansiyonu yükselmesine zemin hazırlamıştır.

3-Sempozyumun yapıldığı salonun karşısında oluşan küçük gruplarla öğlene doğru meydana gelmeye başlayan topluluğun giderek çoğaldığı, gerilimin arttığı ortada iken, ilin Valisi bu durumu sadece seyretmiştir. Öğleden sonra daha da büyüyen kalabalığı kontrol altına almak için vakit geçirmeden  askerî birliğin çağrılması, etkili güvenlik önlemleri alınması gerekirken bu da yapılmamıştır. Sivas’taki Tugay iş işten geçtikten sonra olay  yerine gelebilmişti.

4-Hızla yükselen tansiyonu toplanan kalabalığı  aklı selim ve şuur dışı her türlü taşkınlığı yapacak  noktaya taşımış, psikolojik bir çılgınlık yaşanmış, tepkiler  vicdanları titreten insanlık dışı  eyleme dönüşmüş, sonunda bu  tarihî facia ortaya çıkmıştır.

5- Bu durumda Hükümet’in yapması gereken öncelikli işlem, Valinin derhal açığa alınarak, geniş bir  tahkikat başlatmak, meclis soruşturması açmaz iken, bu yol düşünülmemiştir.  Çünkü vali Hükümet’in ortağı SHP’nin Genel Başkanı Erdal İnönü’nün eski Özel Kalem Müdürü ve doğal olarak yakınıydı. Yani özel bir imtiyazı vardı. O günden bu güne   facianın patlak vermesinde vali’nin sergilediği inanılması zor aymazlığı vurgulayan bir çıkışın olmaması ilginç bir durumdur. Uzak yakın, ilgili ilgisiz her ihtimalden söz edilirken  hiç kimse Vali’ye  “gel bakalım   arkadaş, tansiyon saat saat yükselirken,  gerilim artarken sen bu gelişmeyi hangi nedenle son ana kadar izlemek yetindin;neden seyirci kaldın” sorusunu  yöneltmemiştir.

6-Bu olaydan üç gün sonra  Başbağlar’da  yapılan hesaplı ve planlı katliam toplumun nereye sürüklenmek istendiğini, neyin amaçlandığını açıkça göstermiştir. Bu tabloları Alevi ve Sünni çekişmenin sonucu saymak, inanç üzerinden değerlendirmek, Menemen olayıyla kıyaslayıp gerici bir ayaklanama  nazarıyla bakmak gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Bu olaylar  toplumsal problemlerimizin mahiyetini, faktörlerini  düşünüp belirlemek hususunda yapılması gereken değerlendirmelere vesile  yapılmalıdır. Bunları ideolojik amaçlarla kullanmaya, kan davasına, toplumsal bir ayrıştırmaya çevirmek isteyenlere fırsat verilmemelidir. Yaşanalar olabildiğince serinkanlı ve gerçekçi incelenmeli, sorumluları ve nedenleri tesbit edilmeli, yenilerinin yaşanmaması için ne yapmak gerekiyorsa el birliğiyle yapılmalıdır.



Bu yazı 331 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Nisan 2012 12 Eylül Davası Bu Haliyle Sonuçsuz Bir Girişim Olarak Kalacaktır
    • 28 Mart 2012 Türk Ocakları bu yıl 100.ncü yılını kutluyor
    • 3 Mart 2012 Eğitim Meselesi Siyasallaştırılmamalı
    • 11 Şubat 2012 Yılmaz Öztuna Hakka Yürüdü
    • 10 Şubat 2012 Tarihi Binamız Neden Alınamadı, Nasıl Alınabilir?
    • 1 Şubat 2012 Fransa Parlamentosu ve Sarkozy Türkiyeye Tarih Bir İmkn Sunuyor
    • 15 Ocak 2012 Bir Milli Kahramanı Kaybettik Türk Milletinin Başı Sağolsun
    • 7 Ocak 2012 Uludere Faciası Ahlksızca İstismara Çalışılıyor
    • 30 Aralık 2011 Türkiye Herşeye Rağmen Büyük ve Güçlü Bir Ülkedir
    • 20 Aralık 2011 Türk Ordusu Bu Sataşmalara Müstahak Değildir
    • 5 Aralık 2011 Dersim’in Nedense Konuşulmayan Tarihçesi
    • 26 Kasım 2011 Yeni Anayasa Hazırlıkları Fetiş Haline Getirilmemelidir
    • 5 Kasım 2011 KCK Operasyonlarına Gösterilen Tepkilerin İdeolojik Anlamı Üzerine
    • 21 Ekim 2011 Milli Politika Zarureti
    • 10 Ekim 2011 Türk Toplumunun Sinir Uçlarıyla Oynanmamalı
    • 25 Eylül 2011 Yirmibirinci Yüzyılda Nasıl Bir Türk Ocağı?
    • 6 Eylül 2011 İsrail ile Savaşın Diğer Yüzü
    • 1 Eylül 2011 Tarihi Gafın Diğer Yüzü
    • 1 Eylül 2011 Işık Koşaner’e Tepkiler Haklı Sayılabilir mi?
    • 15 Ağustos 2011 Suriye’deki Olaylara İlgisiz Kalamayız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,362 µs