En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
2 Ağustos 2010

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza açık mektup



İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza açık mektup -1-
 
Sayın Kadir Topbaş! İstanbul tarihinde iki Lâle Devri var. Birincisini, 1699-1730 yılları arasında, sadrazam, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa gerçekleştirdi. Sadrazam İstanbul’un birkaç semtini lâlelerle güzelleştirdi: Sadabat’ın, Kağıthane’nin ve padişah 3. Ahmet’in oturduğu sarayların dışında kalan semtler, lâle bahçelerine kıskanarak baktılar. Bir gün, Patrona Halil isimli çılgın bir hamam tellağı, başına topladığı serseriler güruhuyla, hem o güzelim lâle bahçelerinin yok edilmesine, hem de Sadrazam Paşanın boğdurulmasına sebep oldu.
İkinci Lâle Devrimiz sizinle başladı. İstanbul’u, bütün tarihi boyunca, büyük lâle alanlarıyla en çok siz süslediniz. Siz güzelleştirdiniz. Sizi bütün gönlümle alkışlıyorum. Ayrıca toplu taşımacılıkta ve raylı sistemde, İstanbul’a, sizden daha çok hizmet eden bir belediye başkanımız olmadı. Çalışmalarınızı takdirle takip ediyorum. Sağ olun. Fakat farkında mısınız İstanbul, en çok da sizin zamanınızda çirkinleşiyor. İnanıyorum ki bu çirkinleşmeye, toplu göçler sebebiyle sizin ve bütün ilçe belediye başkanlarımızın sınırsız hoşgörüsü sebep oluyor.
Sayın Başkan!
Ben bu senenin iki pazar gününde, Atatürk Havalimanından Taksim Meydanına, Havaş otobüslerine binerek ulaştım. Güzergâhımız, sahil yolumuzdu. Bir süre sonra, otobüsün gidiş yoluyla deniz kıyıları arasında çirkin, kaba, iğrenç manzaralara şahit oldum. Doğrusu çok utandım. Gördüm ki, Anadolumuzun çeşitli şehirlerinden, kasabalarından İstanbul’a gelen vatandaşlarımız, o sahil şeridinin yeşil alanlarına boylu-boyunca serilmişler. Bazı erkekler, pantolonlarının üst kısmını, atletlerini, gömleklerini çıkarıp atmışlar. Kıllı göğüsleri ve iri, yağlı, pörsümüş göbekleriyle mangal başlarına eğilmişler. Bu erkeklerin, genellikle başörtülü hanımları, 5-6 gazete sayfasını yemek örtüsü niyetiyle çimenlerin üzerine yaymışlar. Rengârenk tabaklarda pilavlar, biber dolmaları, börekler ve kadayıflar var. Etrafa kavun-karpuz kabukları, su şişeleri atılmış. İp atlayan kızlar, top koşturan erkekler, 3-4 yaşlarındaki çocuklarını ağaç diplerinde çişe tutan anneler dikkat çekti. Biliyorum, bunlar, Anadolu’nun çeşitli il ve ilçelerinden, hatta köylerinden İstanbul’a taşınan vatandaşlarımızdırlar! Biliyorum bunlar, İkinci Lâle Devrimizin yeni Patrona Halilleridirler. Yanlış âdetlerini İstanbul’da da yaşatmakta, yaymaktadırlar. Ama olur mu muhterem başkan?
Otobüste, önümde oturan yolculardan biri, sahil boyunca devam eden çirkinliği yanındaki arkadaşına göstererek dedi ki:
-Şu dehşet verici manzaraya bak! İstanbul, bu adamlarla mı Dünyanın Kültür Merkezlerinden biri olacak? Bizi utandıran, yüzümüzü kızartan şu çirkin tavırları, şu çok ilkel davranışları, İstanbul’dan silip süpürmedikçe Batı dünyası karşısında başımızı dik tutamayız. Bir insan olarak bu manzaradan utanıyorum.
Arkadaşı, onu teselli etmeye çalıştı:
-Sen yine şükret ki, bu kadınlar buralara çamaşır leğenleriyle, hamur tekneleriyle gelmemişler. Sen yine şükret ki bu adamlar İstanbul’a taşındıklarında eşeklerini köylerinde bırakmışlar. Yoksa şu çimenler, şu lâleler eşekler için hazırlanmış olurdu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza açık mektup -2-
 
Sayın Kadir Topbaş! Görmediğim Avrupa ülkesi kalmadı. İstanbul’daki bu başıboşluğa, bu dağınıklığa, hiçbir Avrupa ülkesinde şahid olmadım. Patrona Halil ve arkadaşları, İstanbul’daki Lâle Devrine son vermişlerdi. Anadolu’muzun çeşitli şehirlerinden ve kasabalarından İstanbul’a gelen bazı vatandaşlarımız da, İstanbul’un ve İslâmın bütün inceliklerini ve güzelliklerini boğazlıyorlar. Yani onlar bizim yeni Patrona Halillerimizdirler. Meselâ ben de çeşitli vesilelerde görüyorum ki, bu kardeşlerimiz, çöp kutularının ne işe yaradıklarını bile henüz öğrenememişlerdir. Bu bakımdan, mesire yerlerinde, yemek yedikleri alanlar, adeta bir mezbelelik haline geliyor. Yemek artıklarını, kavun-karpuz kabuklarını, su şişelerini, kola kutularını... 2-3 metre önlerinde veya arkalarında bulunan çöp kutularına atmayı akıllarına getiremiyorlar. Peki bu vatandaşlarımıza İslâmın temizlik, güzellik, incelik... olduğunu kim öğretecek?
Singapur’da, sokakta sakız çiğnemek bile yasaktır. İsviçre’de Leman Gölü’ne tüküren bir işçimize, polisin para cezası yazdığına şahit oldum. Hiçbir yerde, bizdeki bu başıboşluk, bu çirkinlik yoktur. Acaba siz, belediye olarak, vatandaşlarımızın cumartesi ve pazar günleri o güzelim sahil boylarımızda piknik yapmalarını yasaklayamaz mısınız? Yasaklamanız mümkün değilse, yeterli miktarda kadın ve erkek memurlarınızı görevlendirerek bu yeni Patrona Halillere, umumi yerlerde, nasıl oturulup kalkılacağını ve bilhassa çöp kutularının oralara niçin konulduğunu, ne işe yaradıklarını öğretemez misiniz? Öğretemeyiz diyorsanız, kapalı yerlerde sigara içenlere 60-70 lira para cezası kesiliyor. Siz de milletimizi bütün dünya milletleri önünde küçük düşüren ve İstanbul’umuzu ahmakça çirkinleştiren bu vatandaşlarımıza 6-7 lira para cezası yazdıramaz mısınız? Avrupa’da, kabuklu yemiş satan dükkanlar, mutlaka iki gözlü kesekâğıtları kullanmaktadırlar.
Bizde 3-4 kişinin yan yana oturup ayçekirdeği çıtlattıkları bankların önü, görgüsüzlüğün, terbiyesizliğin, ahmaklığın dikenleri olarak yüreğimizi kanatmaktadırlar. Acaba siz de, belediye olarak kabuklu çerez satan dükkanlara, iki gözlü kesekâğıdı kullanmak mecburiyeti koyamaz mısınız?
Ben, 20 yıldan beri, yaz aylarını Büyükada’da geçiriyorum. Büyükada en az 40 milletin gözü önündeki bir yer. Büyükada her yıl, bir önceki yıla göre daha çok kirleniyor. Sebebi, Cumartesi-Pazar günleri o taşralı vatandaşlarımızın hücumuna uğramasıdır. Lütfen sadece bir pazar gününüzü hem o sahil şeridini hem de Büyükada’yı görmeye ayırın. Büyükada’da, Belediye binasının tam arkasındaki yeşilliklere öğle yemekleri için serilen vatandaşların, arkalarında bıraktıkları iğrenç manzarayı bir de siz gözlerinizle görün.
Biliyor musunuz adanın eski sakinleri o taşralı vatandaşlar çekilip gitmeden dışarı çıkmıyorlar. Ada Belediyesi, Recep Koç Caddesinde, bisiklete binmeyi bile yasaklayamıyor. Bütün bu sıkıntıların üzerine, bir de vapur seferlerinin yasaklanması bindi. Geçenlerde Büyükada-Bostancı seferini yapan bir motorun, kayalıklara saplandığını duymuşsunuzdur. O motor batabilirdi. Yolculardan en az yüz kişi boğulabilirdi. Bunun acısını siz de duyardınız Sayın Başkan. Adalara üvey evlat muamelesi yapmayınız lütfen. Vapur seferlerinin konulmasına yardımcı olunuz. Saygılarımla.

 

Not: Yazarın 31 Temmuz - 1 Ağustos tarihlerinde Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir.
 

 



Bu yazı 557 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,062 µs