En Sıcak Konular

Üzeyir Lokman Çaycı

Varoluş Üçgeni
Üzeyir Lokman Çaycı
10 Temmuz 2010

ZALİMLER KORKAK OLURLAR



Adam sakal diye çenesinde dört tane kıl bırakmış, çanaklanmış bir gazetenin köşesine «ıvır zıvır» bir şeyler yazıyor... Dedim kendi kendime : «Git şu oturduğu yerden ahkâm kesen adamı yerinde incele... Hâlini ve endâmını bir gör… Şerefli insanlara olur olmaz iftiralar yaparken bu adamlar güçlerini nereden alıyorlar, yerlerinde tespit et !»
Atladım otobüse,  git Allah git... yol bitmez! Nihayet sora sora  adamın çalıştığı gazetenin bulunduğu semte ulaştım. Adres büyük bir matbaanın içerisindeydi. Dış kapının önünde izbandut gibi bir güvenlik görevlisi vardı. Beni piliç sandı herhalde… Üzerime üzerime geliyordu.  Adamdan korktum desem yalan söylemiş olurum. Cüssesi büyük,  çam yarması gibi ama, anlaşılıyordu ki  benim gibi fırlama değil... Ben de onun üzerine doğru yürüdüm.
Ellerimi ceplerime soktum, omuzlarımı kabarttım, kara kaşlarımı çattım.  Adam geriye çekilmek zorunda kaldı. Titrek sesle bel büküp,  gerdan kırarak «buyurun efendim» diye bana iki eliyle içeriyi gösterdi.
Bu ilk taltifden sonra, kasılarak içeriye girdim. Danışmada  oturan genç kız ve oğlan önce beni göz hapsine almaya çalıştılar ve benimle konuşmak ister gibi edalara girdiler. Sonra azametim karşısında beni hiç görmemiş gibi yaparak kafalarını başka yönlere çevirdiler. Ben içeriye girer girmez asansörlerden birine bindim ve birinci katta indim. Uzun bir salon... Sağlı sollu bir yığın kapı ve her kapı üzerinde akla gelmeyecek tuhaf tuhaf isimler vardı…  Pekmezci Babo, Domatesçi Apti, Salçacı Nezahat, Lağımcı Zırto, Avanak Fehmi, Yerebakan Dursun, Saldırgan Recep, Tenekeci Kiko, Yiyici Tayyip, Kemirici Doruk, Yalayıcı Fuko, daha neler neler…  Her ismin altında da gazeteci, yazar, genel müdür, genel yayın müdürü, yayın şefi gibi çeşitli sıfatlar yazılıydı.
 
Ben,  merak ettiğim Lağımcı Zırto’nun kapısının önüne geldiğim zaman kapıyı açmak için etkili bir yol aradım.  iki ayağımı birden kaldırarak kuvvetli bir  tekmeyle kapıyı açtım. Çıkan gürültü ile oradaki odalardan ne olup ne bitiyor diye kapılarını açıp soran olmayınca her odanın ses geçirmez yapılanmaları olduğunu düşündüm. İçeriye girer girmez, iki elimi ceplerime soktum, omuzlarımı kabarttım, kara kaşlarımı çattım. Arkadan  kuvvetli bir tekmeyle de kapıyı kapattım.
 
Lağımcı Zırto bir korktu… bir korktu… Ani bir hareketle ayağa kalktı. «Hoş geldiniz efendim…» dedikten sonra beni sanki kırk yıldır tanıyormuş gibi kendi yerine oturttu.
«Ulan Lağımcı Zırto, ne zaman adam oldun da memleketin bir gazetesinde köşe yazarı olarak ahkâm kesiyorsun? Sen ne zaman memleketin gerçeklerinden haberdar olacaksın? Birilerine yağ çekeceğim, birilerinden nemâlanacağım diye kılıktan kılığa giriyor, savunmasız insanlara hesapsız çamurlar atıyorsun...» dedim. Çıt yok… Bu arada bacaklarının da titrediğini gördüm.
Ben devam ettim : « Ulan Lağımcı Zırto, arkalarından veryansın ettiğin babayiğit adamların sizin yanınızda hiç hakları ve hukukları yok mu? Vatanseverler sizin bu sapık sataşmalarınızı hiç hak ediyorlar mı?» dedim. Gıkı dahi çıkmadı. Süt dökmüş kedi gibi  bel bel yüzüme baktı…
Masasının üzerindeki yazıları inceledim. Hakaret, tehdit, şantaj, küfür gibi akla gelmeyecek bütün melânetler birbirinin arkasına dizilmişler…
«Ulan Lağımcı Zırto, bir yerlerden hesaplarınıza para yağıyor her halde? Memleketimizin ve milletimizin çıkarları için hiç kalem oynatmıyorsunuz… Sen ve senin gibi olanlar ne zaman adam olacaksınız? Uzun zamandan beri o güzelim kağıtları kirlettiğiniz yeter… Bırakın köşe yazarlığını ve gazeteciliği de  gidin lağım temizleyin! » dedim. Dut yemiş bülbül gibi sus pus oldu. 
 
«Ulan Lağımcı Zırto sen namaz kılıyor musun?» der demez, gözleri faltaşı gibi açıldı… «Beş vakit…» dedi. O anda ben kahkahayı bastım! Hem küfret, gayya kuyusu gibi kötü kelimelerin içerisinde dolaş, iftira, yalan, tertip gibi ne kadar iğrençlikler varsa masum insanlara püskürt, ondan sonra bana namaz kılmaktan bahset! Bu olacak iş değil… Abdest alırken nasıl dışını temizliyorsan, içini de öyle temizle. Allah hiç bir zaman aldanmaz!» dedim.
Yavaş yavaş ayağa kalktım. İki elimi ceplerime soktum. Omuzlarımı kabarttım. Kara kaşlarımı çatarak üzerine yürüdüm. Köşeye sıkıştırarak :
«Ulan Lağımcı Zırto yazdığın yazıların bir ucu sende, bir ucu da bizde… Sen zannetme ki sözlerin boşlukta kalıyor? Biz adama elektrik gibi dokunur, cin gibi çarparız…» dedim. Yutkundu. Gözleri kararır gibi oldu.  Kekeleyerek bana : « Efendim sen çok büyüksün…» dedi. Sonra avazım çıktığı kadar bağırarak : «İşte kendini gene ele verdin Lağımcı Zırto… Ne sen büyüksün,  ne de ben… Allah büyük ulan Allah! Ahhhh... korku zalimlerin içlerine girdiği zaman adeta kuzu gibi oluyorlar… » dedim.
 
Onu orada bırakarak geldiğim yerlerden çıkarak, evime gitmek üzere «Danışma’nın»  bulunduğu binanın giriş kısmına indim. Tam dışarıya çıkarken gözlerim güvenlik görevlisini aradı. İzbandut gibi olan adamın yerinde yeller esiyordu. İçeriye tekrar girerek danışmada oturan kız ve oğlana sordum : «Buradaki adam nerede?»
Her ikisi birden : «Sizlere ömür... Biraz evvel cenazesi morga kaldırıldı» dediler.
Ertesi günü bir Tellak Gazetesi aldım.
Kendisiyle Müşerref olduğum Lağımcı Zırto’nun köşe yazısını okumak için gazetenin sayfalarını karıştırmaya başladım. 
Çenesinde dört tane kılı olan Lağımcı Zırto’nun köşesinde de şunlar yazılıydı : Yazarımız dün Hakkın rahmetine kavuşmuştur!
 
Ankara, 07.07.2010
 
 
Selam ve sevgilerimle,

Üzeyir Lokman ÇAYCI

 



Bu yazı 1,014 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 11 Mart 2016 Harem Konusu
    • 12 Şubat 2016 Ordu ve siyaset
    • 16 Ocak 2016 Muhalefet partileri nasıl şekillendirildi?
    • 31 Ekim 2015 Seçimler Ve Türkiyemiz
    • 3 Eylül 2015 Tilki
    • 22 Ağustos 2015 Öfkenin Bir Ucu
    • 25 Temmuz 2015 Ah Ahmet Vefik Paşa Ah!
    • 12 Temmuz 2015 AKP'li yöneticilerin suç ve günah işleme özgürlükleri
    • 8 Aralık 2014 Geçmişteki zulüm tezgahı bu kez AKP tarafından kuruldu!
    • 12 Kasım 2014 Eğitim Sisteminin Ve Ahlakın Çürütülmesi İçin
    • 9 Ağustos 2014 Kime oy vereceğiz ?
    • 25 Haziran 2014 Atatürkçesine
    • 20 Ocak 2014 Onu susturun!
    • 20 Aralık 2013 AKP yöneticileri ve dindar gençlik SAFSATALARI
    • 2 Aralık 2013 Aynadaki Adam
    • 19 Kasım 2013 İstanbul
    • 11 Kasım 2013 Atatürk Ve Ayhan Baran
    • 20 Ekim 2013 Evet Tayyip dünya lideri!
    • 30 Ağustos 2013 İstiklali olmayanın istikbali olamaz!
    • 3 Temmuz 2013 Hıyarname

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,529 µs