En Sıcak Konular

Nuri Gürgür-Türk Ocakları Genel Başkanı
Konuk Yazar-Türk Yurdu
Nuri Gürgür-Türk Ocakları Genel Başkanı
23 Mayıs 2010

Doğru ve Yerinde Diploması



Türkiye ve Brezilya’nın İran ile uranyum takasını öngören anlaşmayı imzalamalarından hemen sonra, Amerikan yönetiminden yapılan açıklamalar uluslararası arenada geniş bir tartışma başlattı.

Washington söz konusu anlaşmayı yetersiz buluyor, kuşkuyla karşılıyor. İran’ın samimi olmadığını, zaman kazanmak amacıyla bir taraftan bu imzayı atarken,  diğer taraftan nükleer bomba yapımına yönelik girişimlerini bütün hızıyla sürdürdüğünü öne sürüyor. Bunun önüne geçmek gerekçesiyle,  Güvenlik Konseyi’ni  iki daimi üyesi Çin  ve Rusya’yı da yanına alarak  İran’a etkili bir ambargo uygulanması için hazırlık yapıyor.

İran’ı bu anlaşmaya ikna etmek kolay olmadı. Dışişleri  Bakanı Ahmet Davutoğlu son aylarda çok yönlü ve yoğun  temas trafiği sürdürerek  alt yapıyı oluşturmaya çalıştı. ABD’ni gelişmeler hakkında  sürekli bilgilendirdi. Washington’u bu süreç boyunca herhangi bir itirazı olmadı;  hatta İran’ın ikna edilmesi zor olsa bile, probleme barış yoluyla bir çözüm bulunmasında  memnuniyet duyacağı mesajını verdi. Bir süre önce yapılan Erdoğan Obama görüşmesinin gündem konularından biri de bu oldu.  Nitekim görüşmeden sonra Barack Obama Erdoğan’a mektup göndererek, hangi şartlarda bir anlaşamaya razı olacağını açıkladı. İran 1200 kg az zenginleştirilmiş uranyumu bir defada verirse, kendilerinin de bir yıl içersinde bunun karşılığı olarak “zenginleştirilen”  uranyumu vereceklerini ifade etti. Davutoğlu bu mektubu Tahran’a bir güvence olarak sundu ve anlaşmayı imzalamasını sağladı.

İran giderek kritik bir safhaya  sürüklenen bu meseleyi anlaşarak halletmeyi gerçekten istiyor mu? Buna ilişkin olarak  taahhüdünü yerine getirecek, belirlenen şartlara uyacak mı?

Amerika ve İsrail tarafı Tahran yönetiminin samimi olmadığını, üstelik 1200 kg uranyumun dışında, son 6 ayda   üretimi sürdürerek  stokunu bu miktarın çok üzerine çıkardığını; esasen anlaşma olsa bile, uranyum üretmeyi sürdürmek istediğini öne sürerek “etkili bir yaptırım”  için bastırıyor.

Ortaya çıkan bu durum doğal olarak Türkiye ABD ilişkilerinde ciddi bir gerginliği çağrıştırıyor. Çünkü yapılan anlaşmanın mürekkebi bile kurumadan bunun çöp sepetine fırlatılıp atılması anlamına gelen bir atağın başlatılması, tam anlamıyla “diplomatik bir nobranlık” tır. Türkiye ve Brezilya çok kaba bir tavırla “siz kim oluyorsunuz, haddinizi bilin”   dercesine bir anda devre dışına itilmek istendiler.

Anlaşılan beş büyükler  İran’ın bu belgeyi imzalayacağına, Türkiye’nin bunu başaracağına ihtimal vermemişler. Sonucun kendileri için sürpriz olduğunu Amerikalılar kadar Ruslarda kabul ediyorlar.  Tahran deklarasyonunun  uluslararası alanın kendi güdümlerinde olmasını  kural hâline getirmiş olan küresel siyasal merkezler tarafından yadırganması, tepki görmesi şaşırtıcı değildir.  Üstelik iç politika nedenleriyle Obama kendini köşeye sıkışmış hisseti. Çünkü Senato ve Temsilciler Meclisi, İran’a yönelik ağır yaptırımları öngören bir karar  almak üzereydi.  Obama bunun önünü kesmek için  Güvenlik Konseyi’nden daha hafif bir yaptırım kararı  çıkarmak istiyordu.  İç politikadaki kontrolü elinde tutabilmek için  Güvenlik Konseyi’nin nispeten hafif  dozajda bir karar alması Obama’yı rahatlatacak görünüyor. 

Şimdi yaşadıkları şokun etkisiyle diplomatik  nezaketi bir yana bırakarak inisiyatifi ellerinde tutmaya, karar merciinin kendileri olduğunu ispatlamaya çalışıyorlar. Batı basını ABD’nin uranyum takas anlaşmasına karşılık, Güvenlik Konseyi’ne yeni yaptırım tasarısı sunmasını  “yükselen ve yükselecek güçler arasındaki çekişme” diye yorumluyor. Yükselen güç konumundaki Türkiye ve Brezilya’nın Batı’nın kurallarıyla oynamak istemediği belirtiliyor. Newyork Times ABD’nin tavrını “huysuzluk “ diye nitelendirdi ve şunu vurguladı: “21. yüzyılı ilk on yılı, ABD’nin gücünün sınırlarını çizdi. Bu güç artık belirleyici değil”

İngiliz Guardian ise “ taslak kararı büyük güçlerin diğer ülkelerin müzakere çabalarına diplomatik bir tokat olarak yorumlanabilir.Ancak bu yeni çok kutuplu dünyada Obama’nın bunu yapabilme gücü yok”  diye yazdı.

Bu konu önümüzdeki günlerde dünya gündemini ilk sıralarında olmaya devam edecek. Türkiye’nin konuya ilişkin diplomatik girişimleri sürüyor.  Bu cümleden olarak başta Obama ve Putin olmak üzere, ilgili bütün siyasal merkezlerle  telefon bağlantılarının kurulduğu, görüşmeler yapıldığı biliniyor. Rusya Başbakanı Putin’in Haziran ayının ilk haftasında Türkiye’ye yapacağı ziyaret sırasında konunun  doğrudan müzakere edileceği anlaşılıyor.

Türkiye’nin bu meseleye ilişkin tutumu  “doğru ve yerinde diplomasi”  anlamına geliyor. Ülkemiz açısından her bakımdan büyük önem taşıyan bu konuda insiyatifi elimizde tutmaya, çıkarlarımıza uygun bir zemin oluşturmaya   yönelik bağımsız ve şahsiyetli   tavır sergilenmesi  millî bir politika anlamına geliyor. İran’a yapılacak silahlı yahut silahsız bir zorlama bölgedeki siyasal, sosyal ve ekonomik bütün dengeleri altüst eder. 20 yıldan beri Irak’ta bu tabloyu  yaşıyoruz. ABD’nin bu ülkeye yaptığı iki müdahalenin Türkiye’ye maliyeti ortadır.  Çok büyük boyutlara ulaşan ekonomik kayıplarımızın yanı sıra, PKK terörünün  bugünkü boyutlarına ulaşmasının  temel nedeni ABD’nin sadece kendi çıkarlarını düşünerek, askeri gücünü kullanarak bölgesel egemenlik kurmaya yönelik çabalarıdır.

İran ile ilişkilerimiz birçok yönden Irak’tan daha farklı ve ileri boyuttadır. Bu ülkeyle başta enerji alanında olmak üzere, giderek büyüyen ve derinleşen ekonomik ilişkilerimiz var. Türkiye’nin Türk Dünyası ile bağlantılarının olması gereken düzeye yükselmesinde coğrafi konumu bakımından İran,  tarih boyunca her dönemde belirleyici bir rol oynadı. Başta Azerbaycan olmak üzere, Kafkasya politikalarında da İran ile rekabetin olabildiğince alt düzeyde tutulması gerekiyor.

Bunların yanı sıra Türkiye ve Brezilya’nın İran’da sağladığı mutabakat, bu ülkenin “ uranyum zenginleştirme” hakkını ilke olarak kabul ediyor. Böylece nükleer teknoloji tekelini bir ülkeler grubunun elinde bulundurulmasına karşı çıkılmış oluyor. Türkiye’nin bekası, güvenliği ve refahı açısından yakın gelecekte “nükleer teknoloji” alanında bir atak başlatması  mecburiyeti var. İran ile yapılan bu anlaşma bir bakıma Türkiye’nin bu hakkını kullanma belgesi olarak nitelenebilir.

Bütün bu hususlar göz önüne alındığında, İran ile yapılan anlaşma Türkiye’nin “millî politika”sı  bağlamında değerlendirilmeli, iç politika malzemesi olarak  kullanılmamalı, Türkiye’nin geleceği konusunda hassasiyeti olan herkes tarafından paylaşılmalıdır.



Bu yazı 767 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Nisan 2012 12 Eylül Davası Bu Haliyle Sonuçsuz Bir Girişim Olarak Kalacaktır
    • 28 Mart 2012 Türk Ocakları bu yıl 100.ncü yılını kutluyor
    • 3 Mart 2012 Eğitim Meselesi Siyasallaştırılmamalı
    • 11 Şubat 2012 Yılmaz Öztuna Hakka Yürüdü
    • 10 Şubat 2012 Tarihi Binamız Neden Alınamadı, Nasıl Alınabilir?
    • 1 Şubat 2012 Fransa Parlamentosu ve Sarkozy Türkiyeye Tarih Bir İmkn Sunuyor
    • 15 Ocak 2012 Bir Milli Kahramanı Kaybettik Türk Milletinin Başı Sağolsun
    • 7 Ocak 2012 Uludere Faciası Ahlksızca İstismara Çalışılıyor
    • 30 Aralık 2011 Türkiye Herşeye Rağmen Büyük ve Güçlü Bir Ülkedir
    • 20 Aralık 2011 Türk Ordusu Bu Sataşmalara Müstahak Değildir
    • 5 Aralık 2011 Dersim’in Nedense Konuşulmayan Tarihçesi
    • 26 Kasım 2011 Yeni Anayasa Hazırlıkları Fetiş Haline Getirilmemelidir
    • 5 Kasım 2011 KCK Operasyonlarına Gösterilen Tepkilerin İdeolojik Anlamı Üzerine
    • 21 Ekim 2011 Milli Politika Zarureti
    • 10 Ekim 2011 Türk Toplumunun Sinir Uçlarıyla Oynanmamalı
    • 25 Eylül 2011 Yirmibirinci Yüzyılda Nasıl Bir Türk Ocağı?
    • 6 Eylül 2011 İsrail ile Savaşın Diğer Yüzü
    • 1 Eylül 2011 Tarihi Gafın Diğer Yüzü
    • 1 Eylül 2011 Işık Koşaner’e Tepkiler Haklı Sayılabilir mi?
    • 15 Ağustos 2011 Suriye’deki Olaylara İlgisiz Kalamayız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler

    Şirket Haberleri ŞİRKET HABERLERİ


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,727 µs