En Sıcak Konular

Nuri Gürgür-Türk Ocakları Genel Başkanı
Konuk Yazar-Türk Yurdu
Nuri Gürgür-Türk Ocakları Genel Başkanı
30 Ocak 2010

Balyoz Darbe Planı Üzerine



Bir gazetede yayınlanan ve “Balyoz Darbe Planı” diye adlandırılan belgelerle ilgili tartışmalar sürüyor. Genel Kurmay bir açıklama yaparak bu çalışmanın “2003 – 2006 tatbikat programında “ yer alan ve 1. Ordu Komutanlığı sorumluluk bölgesinde gerçekleştirilen bir “plan semineri” olduğunu duyurdu. Dönemin 1. Ordu Komutanı em. Org. Çetin Doğan’ın açıklamaları da aynı yöndeydi. Ancak bu açıklamalar zihinlerde beliren kuşkuları gidermek bir yana, daha da artırdı.  Metinde em. Org. Çetin Doğan’ın söylediği tarzda sonradan yapılan eklemeler var mı? Uçak düşürme senaryosu doğru mu?  Camilere patlayıcı yerleştirmek, askeri müzelere sakallı cübbeli kişilerle saldırılar düzenlemek, toplumsal bir kargaşa oluşturup sıkıyönetim ilan edilmesini planlamak söz konusu mu? Çeşitli mesleklerden, kamu görevlilerinden, toplum kesimlerinden binlerce insanla ilgili değerlendirmeler yapılarak, sicil tutularak G gününden sonrası için tayin ve tasfiye operasyonu düzenlendi mi?  Genel Kurmayın açıklamasında toplumda büyük bir şaşkınlık ve tepki uyandıran bu görünüm giderilemedi, soruların cevabı alınamadı.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra Genel Kurmay Başkanı Org.İlker Başbuğ konuştu. Hem kamuoyuna ve devlet hükümet yetkililerine hem de Silahlı Kuvvetlere yönelik önemli mesajlar verdi. Öncelikle “darbeler döneminin çoktan kapandığını” söyledi.  “Bu kelimeyi telaffuz etmekten bile hicap duyuyorum” dedi.  Böylece Silahlı Kuvvetleri sürekli darbe planları içinde gösterenlere ve darbeden yarar uman ve bunun için çalışanlara karşı olduğunu, TSK içinde hata yapan varsa bunları barındırmayacaklarını açıkladı. TSK’yı terör örgütü ve her türlü kötülüğün kaynağı gibi gösterenlere “ Türk ordusunun da bir sabrı vardır”  diyerek tepki gösterdi.
 
Org. Başbuğu’un konuşmasının en fazla dikkati çeken yanı cami bombalaması iddiasına ilişkin söyledikleriydi. Bunları “vicdansız” olarak tanımladıktan sonra “biz Mehmetçiği Allah Allah diye hücum ettiririz; bu talimnamemizde var. Şimdi vicdansızlara soruyorum; askerine, Allah Allah diye hücum ettiren bir ordu camiye bomba atmayı nasıl düşünür?”

Genel Kurmay Başkanının duygu yüklü konuşması, sözlerini elini masaya vurarak, vücut diliyle pekiştirmesi etkileyiciydi. Ancak bu çıkışın cevap bekleyen soruları aydınlattığı, kuşkuları dağıttığı söylenemez. Genel Kurmayın açıklamasında bir “ plan semineri “ nin amacının “ dış tehide ilişkin olarak hazırlanan hareket planını geliştirmek ve ilgili personelin eğitimlerini sağlamak”  olduğu belirtiliyor. Ne var ki bu ifadeler belgelerin kapsamı ve içeriğiyle kesinlikle örtüşmüyor.  G günü sonrası kurulacak hükümette kimlere görev verileceğinden, kamu kesiminde yapılacak radikal düzenlemelere, tehlikeli sayılan binlerce insanın gözaltına alınmasına, ekonomik alanlardaki önlemlere kadar devlet ve toplum hayatını köklü bir şekilde düzenlenmeyi amaçlayan hazırlığın rutin bir plan tatbikatı olduğunu öne sürmenin inandırıcı bir yanı yoktur.  Bu tarz bir açıklamayla Org. Başbuğ’un kısa bir süre önce dile getirdiği “Silahlı Kuvvetlere karşı yürütülen asimetrik bir psikolojik savaş” bertaraf edilemez. Milletimizin gözbebeği, ülke güvenliğinin ve bekamızın teminatı olan, toplumun büyük çoğunluğunun birinci derecede güvendiği, sevgi duyduğu ordumuzu yıpratıp yıldırmaya, paralize etmeye yönelik girişimleri sürdürenlerin tuzağına düşmemek için, başta yüksek komuta kademeleri olmak üzere, her vatanseverin çok dikkatli olması gerekir. Ordumuzu moral anlamda yıpratan tertiplere ve darbe söylentilerine karşı öncelikle içeriden yürütülecek ciddi ve kapsamlı bir soruşturmayla,  konu Silahlı Kuvvetlerin kendi bünyesinde halledilmelidir. Türk ordusunun başka ordulardan farklı olarak tarihimizden, kültürümüzden ve coğrafyamızdan kaynaklanan özel bir misyonu vardır. Bunu kabullenmek istemeyen,  Silahlı Kuvvetlerin varlığını siyasal ve ideolojik amaçları açısından engel gören çevrelerin husumeti amaçları açısından doğal sayılabilir.  Ancak birilerinin içeride oluşturacakları fitne çok daha tehlikelidir. Silahlı Kuvvetlerimizin konumunu, rolünü ve işlevini benimseyerek uyum sağlamak yerine,  üniformasını kendi siyasal tercihleri ve ideolojik amaçları için kullanmayı düşünenler,  çok azınlıkta bile olsalar her dönemde problem olmuşlardır.

Türkiye son elli yıl zarfında bazı yüce kavramları, vatani duyguları kullanarak Silahlı Kuvvetleri kişisel hırslarına, siyasal ve ideolojik amaçlarına alet etmek isteyenlerden çok çekti. 27 Mayıs darbesinden sonra oluşan siyasal karmaşa ortamında en az yarım yüzyılımızı kaybettik. Toplumun psikolojik dengeleri bozuldu, gelişme hızı önemli ölçüde azaldı. 1960’ dan başlayarak  1980’e kadar uzanan  kargaşa ve çatışma süreci yaşandı. 27 Mayıstan sonra ortaya çıkan çeşitli komünist fraksiyonlarla, bunların şehir ve kır gerilla özentileriyle, Güneydoğu’da yeşeren Kürtçülük akımıyla oluşan kaotik ortam bugünkü problemlerimizin anasıdır.

Türkiye 12 Eylül darbesinin yol açtığı hasarı aradan otuz yıl geçmesine rağmen hâlâ giderebilmiş değil. Silahlı Kuvvetlerin içindeki cuntalar her iki darbeyi ülkeyi badireden kurtarmak iddiasıyla yaptılar. Ancak yol açtıkları tahribatın bedelini milletimiz ödemekten bitap düştü. Özellikle Türk Milliyetçiliği 12 Eylül döneminde ağır yaralar aldı. Yüzlerce ülkücü tutuklandı, yıllarca hapiste yattı.  Şahsi ve ailevi büyük acılar yaşadılar,  eziyet gördüler. Bunların çok büyük kısmı ceza almadı; yargılama süreci sırasında salıverildiler. Ancak onları tutuklayan ve toplumdan tecrit edilmelerini amaçlayanlar hedeflerine ulaştılar. Türk Milliyetçileri bu  travmatik dönemin etkilerini günümüzde bile üzerlerinden atamadılar. Mamak’ta açılan 587 sanıklı ana davanın iddianamesi yaşanan facianın fikir ve düşünce boyutlarını da ortaya koymuştur. Ülkücüleri ezip sindirmek üzere görevlendiren askeri savcıların hazırladığı iddianame,  hukukun gereğinin yerine getirilmesi, yasaların uygulanması için değil, ideolojik bir hesaplaşma niyetiyle yazılmıştır.    1912 yılından yani Türk Ocaklarının kuruluşundan başlayarak, yetmiş yıllık bir dönemi kapsayacak şekilde doğrudan milliyetçi düşünce hedef alınmıştır. Bu tuzağı kuranların üniformalı olmaları hazin bir hikâyedir; Silahlı Kuvvetler adına büyük bir talihsizliktir.

Balyoz darbesi olarak adlandırılan girişimin baş mimarı em. Org. Çetin Doğan’ın ideolojik yapısı kendi çevresinde yakinen bilinir.  Zaten bunu gizleme gibi bir eğilimi olmamıştır. Emekli olduktan sonra Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in çok yanlış tercihiyle Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin Mütevelli Heyet Başkanı yapılmasının maliyeti ağır olmuştur. Görev yaptığı kısa sürede üniversitenin eğitim kadrolarını ve çalışanlarını dağıtmış,  müfredatı fikri tercihlerine göre düzenlemeye kalkışmış, eğitim ve öğretim seviyesini hızlı şekilde düşürmüştür.  Söz konusu belgelerde kendi sesinden yayınlanan konuşmasında Mao’nun sözlerinden alıntı yapması bile fikir ve düşünce yapısını somut şekilde yansıtmaktadır.

Genel Kurmay Başkanlığı,  savcıların yürütmekte olduğu soruşturmayı beklemeden, bünyesi içinde kurumsal araştırmaya hemen tamamlamalı,  Silahlı Kuvvetlere vicdansızca musallat olmaya kalkışan kanserojen unsurları ortaya çıkarıp bir an evvel ayıklamalıdır. Ordumuzun Türk Milletinin gönlündeki yerini hakkettiğini,  gösterilen güvene layık olduğunu dost düşman herkese göstermelidir.



Bu yazı 627 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Nisan 2012 12 Eylül Davası Bu Haliyle Sonuçsuz Bir Girişim Olarak Kalacaktır
    • 28 Mart 2012 Türk Ocakları bu yıl 100.ncü yılını kutluyor
    • 3 Mart 2012 Eğitim Meselesi Siyasallaştırılmamalı
    • 11 Şubat 2012 Yılmaz Öztuna Hakka Yürüdü
    • 10 Şubat 2012 Tarihi Binamız Neden Alınamadı, Nasıl Alınabilir?
    • 1 Şubat 2012 Fransa Parlamentosu ve Sarkozy Türkiyeye Tarih Bir İmkn Sunuyor
    • 15 Ocak 2012 Bir Milli Kahramanı Kaybettik Türk Milletinin Başı Sağolsun
    • 7 Ocak 2012 Uludere Faciası Ahlksızca İstismara Çalışılıyor
    • 30 Aralık 2011 Türkiye Herşeye Rağmen Büyük ve Güçlü Bir Ülkedir
    • 20 Aralık 2011 Türk Ordusu Bu Sataşmalara Müstahak Değildir
    • 5 Aralık 2011 Dersim’in Nedense Konuşulmayan Tarihçesi
    • 26 Kasım 2011 Yeni Anayasa Hazırlıkları Fetiş Haline Getirilmemelidir
    • 5 Kasım 2011 KCK Operasyonlarına Gösterilen Tepkilerin İdeolojik Anlamı Üzerine
    • 21 Ekim 2011 Milli Politika Zarureti
    • 10 Ekim 2011 Türk Toplumunun Sinir Uçlarıyla Oynanmamalı
    • 25 Eylül 2011 Yirmibirinci Yüzyılda Nasıl Bir Türk Ocağı?
    • 6 Eylül 2011 İsrail ile Savaşın Diğer Yüzü
    • 1 Eylül 2011 Tarihi Gafın Diğer Yüzü
    • 1 Eylül 2011 Işık Koşaner’e Tepkiler Haklı Sayılabilir mi?
    • 15 Ağustos 2011 Suriye’deki Olaylara İlgisiz Kalamayız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,987 µs