En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
22 Haziran 2009

İllallah bu askeri darbelerden



Darbe haberlerinin ardı arkası kesilmiyor. Her gün yeni bir darbe haberiyle sarsılıyoruz. Ve millet olarak artık darbe istemiyoruz. Çünkü her askerî darbeden sonra, devletin çivisi kökünden kopuyor. Türkiye kesinlikle gerilere kayıyor ve ordumuz kan kaybediyor. Halbuki, Anadolu toprakları üzerinde hür yaşamamız, bizim güçlü, vurucu, caydırıcı bir orduya sahib olmamızla mümkün.
Hiç düşündünüz mü Batı ülkelerinde neden askerî darbeler olmuyor da, iktisâden ve fikren geri kalan topluluklarda, ordular ikide bir “vatanı kurtarıyorlar!”
Mesela: İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da neden askerî darbeler yok da bizde var? Bana göre bu sorunun cevabı çok ciddi olarak verilmeden, gereken tedbirler alınmadan, başımızı bu beladan kurtaramayız. Yani, darbecileri ordudan atmakla, cezaevlerine tıkmakla askerî darbeleri önleyemeyiz. Çünkü bütün askerî darbelerin temelinde çok büyük bir cehalet var. Cehalet yanında, yalan-dolan da, iftira da, kabalık, siyasî iktidar hırsı da ve demokrasiye tahammülsüzlük de homurdanıyor.
En büyük düşmanımız cehalettir. Hem imparatorluk, hem de cumhuriyet devrimizde, görüyoruz ki, bütün darbeci subaylarımızı kara katran suratlı bir cehalet devi emzirmiş. Darbeci subaylarımız elbette vatansever, elbette dürüst, elbette iyi niyetli komutanlar. Ama bilgiye-görgüye, nezakete dayanmayan bir vatanseverlik, her zaman bizi aydınlıklara çıkarmıyor. Misal mi istiyorsunuz? İşte: 2. Abdülhamid Han’ı deviren ittihatçı subayların hepsi vatansever, ve kahraman komutanlardı. Ama hiç birisinin devlet tecrübesi yoktu. Nitekim on yıl gibi kısa bir sürede, koskoca imparatorluğu paramparça ettiler. O vatansever o dürüst komutanlar yüzünden girdiğimiz Birinci Dünya Harbinde iki milyon insanımızı toprağa gömdük. Enver Paşanın vatanseverliğine hiçkimse toz kondurmaz. Ama Enver Paşa, 80.000 askerimizi tek kurşun atmadan, Sarıkamışta kara, tipiye, zemherîye kurban etmedi mi? Eğer biz, Mustafa Kemal Paşa başkanlığında giriştiğimiz Milli Mücadele savaşımızı kazanmasaydık, o darbeci o vatansever, ama o bilgisiz-tecrübesiz komutanlar yüzünden, bugünkü Türkiyenin 100 bin km2’sinde ya vardık, ya yoktuk.
27 Mayıs darbesini yapan subayların da çoğu bilgisiz, tecrübesiz kimselerdi. Bazılarının cehaleti, insanı utandıracak seviyesizlikte idi. Ben sizin yerinizde olsam, Millî Kütüphane’ye gider araştırırım: Yaşar Kemal ve Cevat Fehmi Başkut, darbeci subaylarla birer birer konuştular ve onlardan aldıkları cevapları Cumhuriyet gazetesinde yayınladılar. O konuşmalardan anlıyoruz ki darbeci subayların hepsi Atatürkçü! Hepsi Atatürk’ü çok sevdiğini söylüyor. Peki bu Atatürkçü subaylar, acaba hangi kitapları okumuşlar? Bu soruya hemen hemen bütün darbeci subayların verdiği cevap aynı:
-Beyaz Zambaklar Memleketi.
Pekâlâ başka? Başka kitap ismi yok. Bunlar nasıl Atatürkçü subaylardır ki, (bize de ortaokulda okuttukları) bir kitaptan başka kitap okumamışlardır ve o kafayla kalkıp meşru bir iktidarı silah zoruyla devirmişler, Türkiye’yi 50 yıl geriye götürmüşlerdir.!

Yalan dolan sonrası yapılan askerî darbeler
 
Araştırın göreceksiniz; bütün askerî darbelerin altında, tüylerinizi ürpertecek bir yalan-dolan bataklığı vardır. Birtakım kişiler ve teşkilâtlar tarafından fısıldanan yalanlar-iftiralar... öyle bir noktaya gelmiştir ki, bazı kahraman komutanlarımız da, vatanı kurtarmak mecburiyetinde kalmışlardır. Peki geçmişte kim yalanlarla, iftiralarla Türkiye’de müthiş bir korku havası meydana getirerek askerî darbelere çanak tutmuşlardır: Rejime, iktidara, orduya muhalif kişiler, askerî darbelerin müsebbibi olmuşlardır.
Mesela: 27 Mayıs darbesinden önce, kuyruklu-kulaklı yalanlar, iftiralar, iddialar, suçlamalar, Türkiye’yi yaşanmaz hale getirmişti. Fısıltı gazetesinin yaydığı dehşetli haberlere göre: “Demokrat Parti iktidarı, kendisine muhalif üniversite öğrencilerini yakalayıp öldürtüyor, sonra da onları, Et-Balık Kurumu tesislerinde hayvan yemi haline getiriyormuş. Bir kısım öğrenci cesetlerini de Konya asfaltı altına gömdürüyormuş.”
27 Mayıstan önce, Türkiye’de milyonlarca kişi bu yalanlara inanmıştı. Darbeci subaylar da bu yalan batağının içindeydiler. Nitekim, 27 Mayıs darbesinin kudretli albayı, Gaziosmanpaşa’daki evinde bana şöyle demişti: “27 Mayıs sabahı, önce radyoya giderek malûm bildiriyi okudum. Oradan çıkarak doğru Et-Balık Kurumu’na gittim. Soğuk hava depolarında, üniversiteli öğrencilerin cesetleri var sanıyordum. Bütün aramalarıma rağmen bir tek cesede olsun rastlamadım. O zaman anladım ki biz CHP teşkilâtının ve yerli komonistlerin tesiri altında kalmışız.”
27 Mayıs üzerinden 49 yıl geçti. Bu süre içinde bir tek aile ayağa kalkarak: “Bizim üniversitede okuyan oğlumuz-kızımız kayıptır!” diye haykırmadı. Çünkü 27 Mayıs öncesinde söylenenler tamamen yalandı, yalandı, yalandı.
27 Mayıstan önce, milletimizi derinden sarsan yalanlar, iftiralar arasında şu iddialar da vardı:
* “Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın bankalarda 103 milyon lirası varmış.” (Bu meblağ, 1960 yılında 250-260 kaloriferli daire parasıydı).
* “Adnan Menderes, Kars ve Ardahan’ı Ruslara satmak üzere imiş.”
*“Bayar, Kara Harp Okulunun bütün öğrencilerinin kurşuna dizilmeleri için emir vermiş!”
* “Dışişleri Bakanımız Fatin Rüştü Zorlu, Türkiye’nin her yabancı devletle yaptığı anlaşmadan %10 nisbetinde komisyon alıyor, Avrupa’da altın kaplamlı bir arabaya biniyormuş.”
* “Demokrat Parti bütün il ve ilçe teşkilâtlarını, günü geldiğinde CHP’lileri öldürmek için silah deposu haline getiriyormuş...”
Ve daha neler, neler, neler... 27 Mayıs darbesinden sonra bu iddiaların baştan sona yalan olduğu ortaya çıktı ama ne fayda!
CHP dışındaki iktidarların ve partilerin silahlanma yalanı da her darbeden önce mutlaka, ama mutlaka ısrarlı şekilde anlatılırdı. 12 Eylül darbesinden önce Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı olan A. Nişancı’dan dinlemiştim. Bana demişti ki:
“12 Eylül sabahı, birkaç subay evime gelerek beni aldılar. Birlikte Bakanlığa döndük. Benden bodrum katındaki odaların açılmasını istediler. Solu-sağı hararetle karıştırmaya başladılar.
-Ne arıyorsanız bana söyleyin de size yardımcı olayım! dedim.
-“Silah arıyoruz! MİT bize bakanlık depolarının silah deposu haline getirildiğini bildirmişti” dediler. Her tarafı didik didik ettiler. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Sonunda bir mantar tabancası bile bulamadan gittiler.
Olur mu? Devletin bir resmi kurumu, nasıl böyle bir yalan-yanlış haberlerle ordumuzu darbe yapmaya zorlar? Yakışık alır mı?

Not.: Yazarın,Türkiye Gazetes'inde 2 ayrı günde neşredilen (21Haziran -22 Haziran 2009) tarihli yazıları  burada birleştirilmiştir.  
 



Bu yazı 607 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,805 µs