En Sıcak Konular

Yusuf Turan Günaydın

Kağıt Gemi
Yusuf Turan Günaydın
2 Aralık 2008

Kosova,Üsküp,Kalkandelen



Yurtdışına ilk kez çıktım. Çıktım amma kendimi pek de yurdun dışında gibi hissetmedim açıkçası.

 

Türkiye Yazarlar Birliği’nin Üsküp’te düzenlediği “50. Yılında Yahya Kemal Beyatlı Bilgi Şöleni” dolayısıyla İstanbul üzerinden Kosova’ya gittik önce. Kosova yeni bir ülke; yeni ve tabii küçük. Havaalanından otobüsle doğru Priştine’ye hareket ettik. Acelemiz vardı; Priştine’de hiç otobüsten inmeden boydan boya bir şehir turu attık ve peşinden Kosova Meydan Muharebesinin yapıldığı alandaki Sultan Murad Hüdavendigâr türbesini ziyaret ettik. Burası Türkiye’den bir parça gibi. Bir türbe ve avlusundaki birkaç kabirden ibaretti ziyaret ettiğimiz mekân ama bu kadarı orayı ‘bizden’ kılmaya yetiyordu. Zihnime “.. ölüler demeyiniz..” ayet-i kerimesi gelip durdu orada.

 

Kosova’daki –sanırım tek ve en büyük– Türk şehri Prizren’e varmak için ne kadar acele etsek boşunaydı. Çünkü ilk kez şahit olduğum üzere şehirlerarası bir yolda müthiş bir trafik sıkışıklığı yaşanmaktaydı. Nitekim Prizren’e vardığımızda akşam alacası çökmüştü. Şehri gezme imkânımız olmadı. 1950’lerde Prizrenli Türklerce kurulan Doğru Yol Derneği’ne kısa bir ziyarette bulunduk. Yolda Mürteza Büşra’nın –biraz da esprili bir üslûpla– sarf ettiği bir cümle zihnime çakılıp kalmıştı: “1950’lere kadar bizim içimizdeki varlıklılar ve biraz da açıkgözler Türkiye’ye göçtüler; bizim gibi garibanlar da kaldık buralarda…”

 

Makedonya sınırına vardığımızda gece olmuştu iyice. Sınırda fazla beklemeden girdik Makedonya’ya. Continental Otel’e vardığımızda hepimiz yorgunduk. Sabah benim gibi birçok kişi ezan sesiyle uyanmanın şaşkınlığını yaşamış olmalıdır. Üsküp’teki mihmandarımız Bekir’in anlattığına göre Üsküp’te 140 küsur camiden 33 tanesi kalmış sadece. Ama Üsküp’ün Müslüman kesimi hâlâ ezanlı bir şehir. Özellikle Yahya Kemal’in doğduğu semtteki İsa Bey Camiinden hafif bir yokuşla Sultan Murat Camiine çıktıktan sonra okunmaya başlayan ezan sesinin her taraftan gelişi Yahya Kemal’in çocukluğunun Üsküp’ünde dinlediği ezan seslerinin canlılığını galiba birebir yansıtıyordu.

 

Üsküp’ün Müslüman mahalleleri, şehrin gayrimüslim mahallelerinden daha yoksul ve bakımsız görünüyor. Ama Türk Çarşısı hâlâ o mütevazı görkemini koruyor. Bu Çarşı’nın ortasındaki küçürek camide Cuma namazının hutbesi sürekli Türkçe okunuyor. Avlusundaki şadırvanın kitabesi Türkçe ve kubbesinde Osmanlı harfleriyle Türkçe bir manzume yazılı. Bu camide Yahya Kemal’in ruhu için bir Mevlid merasimi icra edildi.

 

Gece M. Fatih Birgül ve Metin Karabaşoğlu ile bir şehir turuna çıkıyoruz. Üsküplü Türk gençlerinin devam ettiği “Sultan Kafe”yi bulmamız mümkün olmuyor; o civardaki salaş bir kahvehaneye giriyoruz: “Selâmün aleyküm”.. Herkes selâmımızı alıyor. Radyodan Türkçe bir türkü sesi yayılıyor. Bu kahvehanede herkes Türkçe konuşuyor.. Şehir turu esnasında Yatsı ezanı okununca hemen yakınımızdaki Osmanlı eseri olduğu her hâlinden belli camiye yöneliyoruz. Yüksek duvarlarının ardında kalan manzara avluya girince ayan oluveriyor: Bu caminin avlusu gencecik Müslümanlarla dolu. Bu kez Arnavut kardeşlerimiz arasındayız. Biz sünneti de kılabiliriz düşüncesiyle abdest almakta acele eder gibiyiz; gençlerse o taraflı değil. İçeride fark ediyoruz ki bir biz, bir de yaşlı Arnavutlar Hanefî mezhebi üzre sünnet ve vitr-i vacib kılıyorlar. İmam çekildikten hemen sonra bir genç mihraba oturuyor ve vaazına başlıyor. Besmeleden sonra bir ayet, peşinden bir hadis ve Arnavutça olarak “Hoca Muhammed b. Abdulvahhâb der ki..” diye başlayan bir vaaz. Evet bu camide Vahhabî mezhebinin saliki olmuş genç Arnavutlarla bir aradayız.

 

Üsküp’te gerek kafileyle gerekse üç-dört kafadar çokça gezdik. Oldukça ‘sivil’ bir şehir Üsküp; bir tane polis, asker veya polis karakolu gibi bir şeye rastlamadık. Kimse tarafından rahatsız edilmedik. Üsküp’te tek rahatsız edici şey belki de Arnavut Müslümanların Türk din kardeşlerine karşı takındığını üzülerek öğrendiğimiz olumsuz tavırdı. Bu tavır o boyutlara ulaşmış ki, Türk Çarşısı’nın tam girişine Osmanlı’ya ilk isyan edenlerden biri olan İskender Bey’in tunç bir heykeli dikilmiş. Yorumlara göre Makedonlar Arnavutları hiç sevmedikleri hâlde, Türk-Arnavut kardeşliğini zedeleyen bu İskender Bey girişimini desteklemiş…

 

Üsküp’e; muhteşem Vardar nehrine ve Taşköprüsü’ne doyamadan; kendimizi bir yabancı diyarda gibi hissetmeden ayrılıyoruz ve Kalkandelen’e gidiyoruz. Burada önce ilgi çekici mimarîsiyle Alaca Camiini ziyaret ediyoruz. Cami avlusunda ellerindeki Kur’an-ı Kerîm’ler bizdeki gibi elişi mahfazalarına sarılmış ufacık çocuklarla karşılaşıyoruz. Kur’ân’ı belden yukarıda tutabilmek için sıkıca göğüslerine bastırmışlar. Kız çocukların başlarında çiçek gibi bembeyaz başörtüler… Onlarla konuşuyoruz…

Oradan hemen yakınındaki Harabâtî Baba Bektaşî Tekke’sine varıyoruz. Tekke’nin kurucusu aslında Kanûnî’nin kayınpederi Sersem Ali Baba imiş. Girişi oluşturan muhteşem taç kapı Arnavut UÇK’lılarıyla Makedon Hükümet askerleri arasındaki çatışmalarda bombalandığı için restore edilmekteydi. Girişin hemen solundaki Tekke müştemilâtından olan binanın camları kırılmış ve duvarları çatışmanın izlerini hâlâ taşıyor. Geniş bir alana sahip Tekke’nin içindeki binalar kenarlara öyle düzenli serpiştirilmiş ve orta bahçe o kadar geniş tutulmuş ki, binalar hiçbir kalabalık hissi uyandırmıyor insanda. En ortada ustaca iç içe geçirilmiş iki kameriye öyle zarif görünüyor ki, insan burada dünyayı unutabilir. İç kameriye semah törenleri için kullanılırmış. Nitekim Ahmet Hatipoğlu ve TRT Tasavvuf Musıkîsi Korosu mensupları orada bize nefeslerden oluşan mini bir konser sundular. Konser öncesindeyse Yahya Kemal’in şiirlerinden okumuştuk. Kalkandelen’den ayrılırken bu şehirde yaşayan Türklerin kurduğu Kalkan Derneği’ne de uğradık. Bu Derneğin Ankara Ü. DTCF Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun çok genç başkanı bize Derneği ve Kalkandelen’i tanıttı. Güzel ve mütevazı bir kütüphane oluşturmuşlar. Dernekteki çocuklar için burası bir tür mektep işlevi de görüyor.

 

Üsküp Havaalanına ulaştığımızda hepimizin içine bir hüzün çökmüştü. Havaalanlarındaki rutin geçiş kontrollerinin hayhuyuna kendimizi kaptırmamıza rağmen aklıma ikide bir Kosovalı şair Rifat Agim’in bir cümlesi takılıp duruyordu: “Osmanlı buralardan çekildikten sonra bizim ahvalimiz nice olacak sorusu hâlâ güncelliğini koruyor”...

 

Onları orada bırakıp dönmek zorundaydık… ve döndük…



Bu yazı 2,440 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Şubat 2009 Ankarada Kaybolmuş Mukaddem Camii
    • 2 Şubat 2009 İyi bir biyografi yazısında bulunması gerekli özellikler
    • 18 Ocak 2009 Yunus Divanına Bir Şerh Başlangıcı: İŞİTİN EY YARENLER
    • 4 Ocak 2009 Bilgisayarlı Matbaacılık Öncesi Taşrada Basılmış Kitaplar III
    • 25 Aralık 2008 Bilgisayarlı Matbaacılık Öncesi Taşrada Basılmış Kitaplar-II
    • 12 Aralık 2008 Bilgisayarlı Matbaacılık Öncesi Taşrada Basılmış Kitaplar-I
    • 2 Aralık 2008 Kosova,Üsküp,Kalkandelen
    • 19 Kasım 2008 Ahmet Hatipoğlu Konseri
    • 23 Ekim 2008 Yakında Bu Köşede

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,746 µs