En Sıcak Konular

Olcay Yazıcı
Konuk Yazar - Sanatalemi.net
Olcay Yazıcı
1 Ocak 1990

''Hüzün Yılı''



İçinde bulunduğumuz 2008 yılı, sanıyorum fikir-edebiyat ve sanat câmiası bakımından, “Hüzün Yılı” diye adlandırılacaktır.

“Hüzün Yazıları”nın yazarı olarak ve “hüznü bir âyet gibi rûhuna sindiren” bir insan olarak, elbette hüzne kesinlikle bir sözümüz, bir sitemimiz yok ve asla olamaz...
Çünkü, “Allah, hüzünlü kâlbi sever!”
Çünkü, hüzün eşyanın ve dünyanın karanlık, katı perdesini yırtan bir iç idraktir...

Sözümüz, ‘söz gelimi’
İnsan olma sürecinin, “emellerden” sıyrılarak, “elemlere”; daha sonra da, “ezelî ve ebedî kurtuluşa” doğru geliştiğini biliyoruz...

Dünyanın, mutlak mânâda ‘var’; ölümün de, mutlak mânâda ‘yok olmak’ olmadığına inanmış imân etmişiz...

Ne var ki, acı ânlar yine de sarsar, silkeler bizi. Neticede beşeriz...
Yani, “Bir damla kan ve bin endişe!”den oluşan bir kimyamız var.

Belki de, böylece asıl misyonumuz, asıl maceramız hatırlatılır bize bir kere daha.
Kaçıncı binden sonra, bir kere daha...

Uyanmak ve dirilmek kaçımızın nasibidir, bilinmez!

Hatadan, yanlıştan dönme idrakini kaçımız kavrar yeniden!

Kaçımız, başkasının ölümünü, kendi ölümü bilip, kendini tabutun içinde hissederek, tövbe ve dönüş inkılâbını yaşar?
Kaçımız, “Ölemeden önce kendini hesaba çeker!”
Ve kaçımız, “ölmeden önce, ölmek” keyfiyeti, mâhiyeti ile mücehhez kılar kendini?

Kaçımız, “Mevtayı nasıl bilirdiniz?” suâlinin, hüzünlü kalabalığa, kendisi içi sorulduğunu tasavvur edip, derin bir ruh depremi yaşar?

Ve “Kesin, Nasuh tövbesiyle!” dirilir yeniden!

Lüks mekânlarda, en ufak bir noksanlığın verdiği sıkıntı ile ruhu bunalan modern insan; üç katlı beton mezarın, en alt katına kilitlenmenin ulvî zelzelesini yaşayıp, son dönüşe hazırlıklı olabilmekte midir gerçekten? Yoksa, ilk ânların, ilk günlerin kederi geçtiğinde, yeniden oyun ve eğlencenin tuzağına mı düşmektedir?

Eğer öyleyse, ne ziyanlı bir gidiştir bu?

Gafletten ne zaman ve hangi sarsıntı ile uyanacak insan?

“Yûnus, bunda gelen gülmez/Kişi muradına ermez!” diyen sûfî şairin mısralarını edebî bir eser olarak değil de, mutlak bir ikaz gibi idrak edip, bu fâniden vazgeçebiliyor, kendimizi, “bir ağacın gölgesinde dinlenen ebedîyet yolcusu gibi hissedebiliyor muyuz?”
İşte bütün mesele bu!..

“Oyun ve eğlence” yeri olan dünya hayatını, hiç bitmeyecek bir zaman dilimi zannetme esrikliğinden kurtulup, toparlanmak için hangi vakti bekliyor insanoğlu?

Kaç ölü yüzü gördük?

Kaç cenaze merasimine katıldık?

Kaç kere, yeşil örtülü tabutun üzerindeki, “Her canlı mutlaka ölümü tadacaktır!” ikazını okuduk?

Hep, başkalarının cenaze namazını biz mi kılacağız?

Bir gün, bizim de cenaze namazımızı kılacaklar!..

Ve o tüyler ürperten ebedî telkine, sorgu-suâl diyaloğuna hazır mıyız?

Bu mistik endişe analizini daha da derinleştirmek mümkün.

Ama asıl mesele, endişeyi, kâl’den, hâle, dilden, kâlbe indirmek...

Evete, önce Dilâver Cebeci, sonra Nusret Çolpan, Cengiz Aytmatov, Ahmed Yüksel Özemre ve şimdi de, şair ağabeyimiz Erdem Beyazıt, bu fâniden, ebedîyet âlemine göçtü.

Bilelim ki, bir gün mutlaka bizi de bir Münâdi çağıracak ve bizim de “göç zamanımız” gelecek. Hani, imam ekseri, “bu mevtadan razı mısınız?” diye sorar ya; bence, bu suâlin ardından haziruna sorulacak ikinci esas suâl da, böyle ulu ve ulvî bir yolculuğa “Hazır mısınız?” suâli olmalı.

Bu kadar keder ve elem üst üstü gelince, insanın aklına “hüzün yılı” tâbiri geliyor.
2008 tam bir hüzün yılı oldu bizler için, edebiyat, fikir ve sanat âlemi için. Daha doğrusu bütün insanlar için...

Merhum Erdem Beyazıt ağabeyle, birkaç şiir şöleninde birlikte olmuştuk. İsmi gibi tevazu sahibi, temiz seciyeli bir insandı. Samimiydi. Kibirli değildi; büyüklenme küçüklüğünden âri idi. Güzel bir şey, güzel bir şiir gördüğünde bunu açık kalplilikle söylemekten çekinmezdi.

O bir Anadolu insanıydı. Şiiri de, Anadolu’ya, bu ülkeye ve bu coğrafyaya ve bizim insanlarımıza ait güzellikler güldestesiydi.

Zahiren modern, teknik olarak serbest şiir görüntüsünde olsa da, şiirinde geleneğimizin bütün güzellikleri vardı. Bazı serbestçilerin yaptığı gibi, gelenekten tamamen kopuk, anlamsız, dadaist, ruhsuz ‘kopuk cümleler’ istifi değildi mısraları; sanatlı, sembolik, çağrışımlı bir şiir iklimi vardı. Yerli ve bizden bir şiirdi söylediği.

Allah rahmet eylesin, câmiamızın başı sağ olsun; mekânı cennet olsun.
Artık söz bitti. Şimdi “vedâ ve duâ” zamanıdır:

VEDA

Bu şehirden gidiyorum
Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi
Gururu yıkılmış soy atlar gibi
Bu şehirden gidiyorum

İnsanlar taş gibi bana yabancı
Ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarlarda
Bir tambur bir yalnızlığı anlatıyorsa
O ışıksız pencereden
Ben onu bile bile duymuyor gibiyim.

Bu şehirden gidiyorum
Gömerek geceyi içime
Sabahın hüznünü beklemeden
Gidiyorum bu şehirden.

ERDEM BEYAZIT



Bu yazı 349 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Temmuz 2008 Bilgiden Bilgeliğe
    • 14 Temmuz 2008 Acının Metafiziği
    • 7 Temmuz 2008 ''Hüzün Yılı''
    • 4 Temmuz 2008 Üsküdar'da Bir Hikmet Dükkânı
    • 1 Temmuz 2008 Çağımızın Ârifi
    • 18 Haziran 2008 Düşüncenin Gökkuşağı ve Söz Ummanı:Cemil Meriç
    • 10 Haziran 2008 Cebeci'nin Şiir İklimi
    • 5 Haziran 2008 Türkiye'nin Şairi : Dilâver Cebeci
    • 2 Haziran 2008 Yavuz Bülent Bâkiler’le 72 Yıl
    • 29 Mayıs 2008 Uçmağa Göçen Usta!..
    • 27 Mayıs 2008 Necip Fazıl Kısakürek
    • 14 Nisan 2008 Câmideki Rektör: Erol Güngör

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,885 µs