En Sıcak Konular

Fuat Türker

Mücadele
Fuat Türker
21 Temmuz 2013

Berekete Şükür Ayı; Ramazan



Yeme içme ayı değildir elbette Ramazan. Yiyip içerken bahşedilen nimetler üzerine tefekkür ve berekete şükür ayıdır.

 

"Eğer ümmetim Ramazan ayında tecelli eden fazilet ve mükâfatları gerçekten bilmiş olsalardı, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi" buyuruyor Peygamber(asm).

 

Teri kurumadan ücretini alan işçi gibi, orucunu hakkıyla ve şükrüyle tamamlayan mümin, elbette mükâfatını da hemen alacaktır. "Şükredin artırayım" buyuruyor ya Zulcelal-i ve'l ikram.

 

"Müminin kendisiyle neşelendiği iki sevinci vardır. Biri iftar vaktindeki oruç bozma sevinci. Diğeri Rabbine kavuştuğu zamanki sevinci" buyuruyor Resûlullah ve iftar anının güzelliğini, neşesini ve önemini vurguluyor. Bu umudumuzu da artırmalı, öyle değil mi?

 

Bediüzzaman Ramazan'ın, Allah'ın Rablığına, insanın sosyal hayatına, özel hayatına, nefis terbiyesine ve İlahi nimetlere şükre bakan hikmetleri olduğunu söylüyor. Yeryüzünün bir nimet sofrası olduğunu ancak insanların gaflet perdesi altında ve sebepler dairesinde bunu tam olarak göremediklerine, bazen unuttuklarına dikkat çekiyor. "Ramazan-ı Şerifte ise, ehl-i iman birden muntazam bir ordu hükmüne geçer. Sultan-ı Ezelî'nin ziyafetine davet edilmiş bir surette akşama yakın "Buyurunuz" emrini bekliyorlar gibi bir kuluk tavrı göstermeleri, o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli rahmaniyete karşı, vüs'atli ve azametli ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele ediyorlar" buyuruyor.

 

Allah'a teşekkür etmek; o nimetleri doğrudan doğruya O'ndan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur. "İşte Ramazan-ı Şerif'teki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki iftar vaktinde o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymetdar bir nimet-i İlahiye olduğuna kuvve-i zaikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü manevîye mazhar olur. Hem gündüzdeki yemekten memnuiyeti cihetiyle; "O nimetler benim mülküm değil. Ben bunların tenavülünde hür değilim; demek başkasının malıdır ve in'amıdır. Onun emrini bekliyorum." diye nimeti nimet bilir; bir şükr-ü manevî eder. İşte bu suretle oruç, çok cihetlerle hakikî vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer."

 

Yine Ramazan'da  "zenginler, fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilir. Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikînin bir esasıdır. Hangi ferd olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir. Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz; yapsa da tam olamaz. Çünki hakikî o haleti kendi nefsinde hissetmiyor."

 

Şüphesiz, düşünen ve akleden insanlar için her nimet, Allah'ı hakkıyla takdir etme, O'nu anma, O'nu yüceltme ve O'na şükretme vesilesidir. Kâinat sofrasının ufak bir benzeri olan Ramazan soframızdaki her lezzetli yiyecek ve içecek elbette Rabbimizin ikramıdır. Bunu düşünür, şükrederiz. 

 

Ancak bir nimet daha var ki, eğer o olmasaydı, çeşit çeşit yiyeceklerin bizim için hiçbir anlamı da olmayacaktı; tat alma özelliğimiz... Allah'ın özel olarak yarattığı bu nimeti göz ardı etmek, büyük nankörlük olur şüphesiz.

 

Ramazan ve oruç ibadeti, Allah dilemediği takdirde hiçbir şeye malik olamayacağımızı, tüm nimetler için O’nun lütfuna muhtaç olduğumuzu daha iyi kavrayacak ahlâka ulaşmamıza vesiledir.

 

Üstad'ın ifadesiyle; "Ramazan-ı Şerifte en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki: Kendisi mâlik değil, memluktür; hür değil, abddir. Emir olunmazsa en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye mevhum rububiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer."

 

İnsan oruç vesilesiyle büyüklenmekten vazgeçer, aczini ve fakrını görür. Şefkat ve merhamete ne kadar muhtaç olduğunu anlar. Manevî şükürle İlâhi rahmet kapısını çalmaya hazırlanır. Bediüzzaman'a göre "Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, za'fını, fakrını gösterir. Abd olduğunu bildirir."

 

Bu Ramazan, Peygamberimiz(asm)'ın sofra duası bizim de duamız olsun;

 

"Hamd, açlar içinde bizi doyuran Allah'a mahsustur. Hamd, çıplaklar içinde bizi giydiren Allah'a mahsustur.Hamd, yaya yürüyenler içinde bizi bir vasıtaya bindirene mahsustur. Hamd, cahiller arasında bize öğreten Allah'a mahsustur. Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur."

 

"Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın..." (Duha Suresi, 5)

 

 

Fuat Türker



Bu yazı 691 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 22 Mayıs 2014 Somanın Ardından
    • 13 Şubat 2014 Mesleğimiz Uhuvvet Değil mi?
    • 9 Ocak 2014 Cephemizin Sinesinde İman Bir...
    • 13 Kasım 2013 Ortak Akıl; İstişare
    • 1 Eylül 2013 Müslümanlar İçin Başka Çözüm Yok!
    • 21 Temmuz 2013 Berekete Şükür Ayı; Ramazan
    • 3 Nisan 2013 Müslümanların Derdiyle İlgilenmeyen Onlardan Değildir
    • 15 Mart 2013 Korkma, Ebedi Varsın!
    • 17 Şubat 2013 En Büyük Kuvvet; İhls ve Samimiyet
    • 28 Ocak 2013 Asla Kopmayan Kulp; İttihad-ı İslam
    • 19 Aralık 2012 21 Aralık Son mu Başlangıç mı?
    • 19 Kasım 2012 Zulmedenler
    • 10 Kasım 2012 Kur’an Kinatı Okuyor
    • 26 Ekim 2012 Bayramın Ruhu
    • 6 Ekim 2012 İttihad-ı İslam Nedir?
    • 25 Eylül 2012 Allah Dinini Facir Eliyle De Kuvvetlendirir
    • 8 Eylül 2012 Kainat Merhametle Başlar
    • 22 Ağustos 2012 Bu Bayramda Vicdanımız Rahat mıydı?
    • 27 Temmuz 2012 Ramazan Bereket Sofrasıdır
    • 30 Haziran 2012 Susmak mı Karşı Durmak mı?

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,278 µs