En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
24 Şubat 2013

Sinoplu gençleri kim tahrik etti?



Barış ve Demokrasi Partisi'ne mensup 4 milletvekili, Karadeniz illerimize doğru yola çıktılar. Bu milletvekillerini iyi tanıyoruz: Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü, Sabahat Tuncel ve Levent Tüzel. İlk durakları Sinop idi. Maksatlarını şöyle açıklamışlardı: "Barış ve Demokrasi konusunda, halkımızı aydınlatmak istiyoruz." Ancak, Sinop gençliği, topraklarına ayak basan bu siyasilerden çok büyük bir rahatsızlık duydular. İnandılar ki çirkin bir oyunla karşı karşıya bulunmaktadırlar: "Önce, bu siyasîlerin bağlı oldukları partinin, barışla ve demokrasiyle bağdaşır davranışları yoktur dediler. Barış ve demokrasi, bu siyasî partinin iyi seçilmiş bir paravanasından ibarettir. Türkiye'mizde kardeş kavgasını ve bir iç savaşı körükleyen bir partinin barışla ve demokrasiyle samimi bir beraberliği olabilir mi?" diyerek seslerini yükselttiler. 
Sinoplu gençler "Hangi barış, hangi demokrasi? dediler. 30 yıldan beri devam eden bu kanlı ayaklanma, iz'ansız, insafsız, vicdansız bir PKK hareketi, 30 bin insanımızın ölümüne sebep oldu. Askerimizi, polisimizi, çoluğumuzu, çocuğumuzu, hatta ahırlardaki hayvanlarımızı bile vurup kıranlar, iç barışımızın ve demokrasimizin kanlı katilleridirler. 30 yıldan beri devam eden bu kanlı ayaklanma devletimize 300 milyar dolarlık bir yük bindirdi. Ayrıca bu terör teşkilatının militanları, Türk'e, Türkiye'ye, Türk bayrağına, vatan bütünlüğümüze... anlatılmaz bir düşmanlık içindedirler. Bunlar mı, bunların Meclisteki uzantıları mı barış ve demokrasi fikriyatıyla hareket edeceklerdir" diye öfkelendiler. Üstelik, Sinop gençleri arasında, PKK terörünün şehit ettiği kimseler de vardı. Barış ve Demokrasi Partisi, bu terör hareketini katiyyen lanetlememiş, aksine eli kanlı teröristlerle kucaklaşmıştı. Böyle bir zihniyetin mensuplarına Sinop gençliği haklı olarak kızgındı. Bu öfke birdenbire şiddete dönüştü. Galeyan halindeki Sinop gençliğine; eğer PKK militanlarının düşman oldukları ve her fırsatta vurup öldürdükleri polislerimiz engel olmasalardı çok daha büyük hadiseler doğabilirdi. 
Açık açık yazıyorum: Ben, Sinop'ta cereyan eden hadiseyi, Türkiye'nin ve siyasî hayatımızın bugünü ve yarını bakımından doğru bulmadım, doğru bulmuyorum. Ama bu hadiseye, BDP'nin ve PKK militanlarının sebebiyet verdiklerine inanıyorum. Yani kabahat Sinop gençliğinin değildir. Kabahat o gençliği öfkelendiren, tahrik eden PKK militanlarınındır. O militanlarla yüzdeyüz fikir birliği içinde olan BDP'nindir. Sinop olayları, dünyanın en medeni ülkelerinde bile görülen cemiyet tepkilerindendir. İşte bizde ve Avrupa'da zaman zaman şahit olduğumuz futbol maçlarındaki kavgalar... Sosyoloji ilminin tesbit ettiği çok doğru bir gerçek var: "Toplulukların aklı yoktur. Büyük kalabalıklar, bazan bir kişinin 'Vurun! Kaçın! Yakın! Yıkın! Alkışlayın! Yuhalayın...' emriyle hareket ederler!" Toplulukları zapt-u rapt altına almak kolay değildir. 
Bundan birkaç ay evvel, eski İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin Hakkari'ye gidince, orada birtakım kimselerin hücumuna uğramadı mı? Barış ve Demokrasi Partisi ve onun dün Sinop'a giden milletvekillerinden bir teki, İçişleri Bakanımıza yapılan o saldırıyı yarım ağızla olsun tenkit etti mi? Etmedi. Aksine o davranışı yerinde buldu. "İçişleri Bakanının Hakkâri'de işi ne? Halkı tahrik etmeye gitti" manasına gelen sözler söylediler. Peki o BDP şimdi Sinop hadisesi karşısında neden öfkeleniyor? Türkçemizde güzel bir atalar sözümüz var: "Rüzgâr eken fırtına biçer!" Bana göre, Sinop gençliğini öfkelendiren, harekete geçiren PKK isyânıdır ve o kanlı isyana kol-kanat geren bazı siyasîlerdir. 

Kaynak: http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=565923#.UStddaLxqCk


Bu yazı 370 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,332 µs