En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
21 Ekim 2012

MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!



Siyaset dünyamıza 14 Mayıs 1950 seçimleri yapılırken ilgi duydum. 1955-1960 yılları arasında, Ankara Hukuk Fakültesinde okurken, çok koyu bir Demokrat Parti'li idim. Dün olduğu gibi, bugün de inanıyorum ki, Adnan Menderes, bizim en başarılı Başbakanlarımızdan biridir. O çok çalışkan, o çok vatansever, o çok efendi Başbakanımıza 27 Mayıs darbesinden sonra, Yassıada cehenneminde yapılan zulüm, aradan 51yıl geçmesine rağmen, yüreğimde yine fırtınalar koparıyor. 
1961-1980 yılları arasında, oyumu hep Demokrat Parti'nin devamı olan Adalet Partisi'yle Doğru Yol Partisi'ne verdim. 1980 yılından beri de hep MHP için oy kullanıyorum. Siyasi tercihim konusunda saklı-gizli bir tarafım yoktur. O kadar ki, 30 yıldan bu yana, yapılan her milletvekili seçiminden önce, kanaatimi bu sütunda açık açık yazıp durdum. Oyum MHP içindir dedim. Önümüzdeki seçimler için de kanaatimi yine dosdoğru yazmak istiyorum. MHP, önümüzdeki ay başında yeni büyük kongresini yapacak. Eğer MHP bu kongreden de yine: "Eski tas, eski hamam" hüviyetiyle çıkacaksa, yani genel başkanlık koltuğuna yeniden Devlet Bahçeli oturacaksa, oyumu, artık MHP için kullanmayacağım. Çünkü ben MHP'nin çok güçlü bir kadroyla iktidar olmasını veya Meclisimize girmesini istiyorum. Ama hüzünle görüyorum ki bu iş, Devlet Bahçeli'yle olmuyor, olmayacak. Parti, yerinde saymaya devam ediyor. Çünkü Bahçeli ve etrafı MHP'nin güçlenmesini istemiyor. Partinin güçlenmesinden, âdeta korkuyorlar. "Az olalım; ama işbaşında sadece biz bulunalım" düşüncesiyle davranıyorlar. 
Bu bakımdan Devlet Bahçeli, MHP'ye, en az kendisi kadar hizmet veren kimselerin, mesela Erciyes kurultayında bile bulunmasından rahatsızlık duyuyor. Veya genel başkan özelliklerine sahip bir kimsenin, partiye üye yazılmasına da izin vermiyor. Olur mu? 
Devlet Bahçeli, en basit tenkitlerden bile, büyük huzursuzluk duyuyor. Mesela ben, 12 yıl kadar önce, bizzat onun isteğiyle Partinin Merkez Yürütme Kurulu üyeliğine (MYK) seçildim. Ve iki yıl muntazaman İstanbul'dan Ankara'ya gidip geldim. Bir MYK toplantısında söz alarak bizzat Devlet Bahçeli'nin önünde dedim ki: "Üç nokta üzerinde tenkidlerim olacaktır. Dikkate alınmasını önemle rica ediyorum; 
1-Bizim milletvekillerimiz, neden zaman zaman Nâzım Hikmet'ten mısralar okuyorlar? Bu bize yakışmıyor. Nâzım Hikmet, dünyanın en büyük komünistlerinden biridir. Nâzım'ın Türkiye'de sahipleri vardır. Nâzım'ı sahiplerine bırakmalıyız. 
2-Kimdir bu Cemal Enginyurt denilen adam? Onun yaşı kadar Sadi Somuncuoğlu'nun bu dâvâya hizmetleri var. Yani Sâdi Somuncuoğlu, katılmak istediği bir seçim için, gidip bu Enginyurt'tan izin mi alacaktır? Herkes haddini bilmelidir. Enginyurt'un davranışları, ne Türklük gurur ve şuuruna, ne de İslâm ahlâk ve faziletine yakışıyor. Bu yanlışlardan sıyrılmalıyız. 
3-Sizin de dikkatinizi çekmiştir. Bizim genel başkanımız, bütün konuşmalarını yazılı yapıyor. Olmaz arkadaşlar. Bu usulden vazgeçmelidir. Bizim genel başkanımız kağıtlara değil kendisine bakanların gözlerinin içine bakarak kameralara dönerek konuşmalıdır. Saygıyla arz ederim!" 
Sonra ne oldu biliyor musunuz? Devlet Bahçeli, beni derhal MYK üyeliğinden kovdu. Olur mu? Doğru mu? Beğendiniz mi? [1]

Devlet Bahçeli'nin hizib anlayışı

Hizib, Arabça bir kelime. Hizibçi: Bir topluluk içinde ikilik çıkaran bozguncu adam demektir. Ben MHP Merkez Yürütme Kurulu üyesi olarak çalıştığım yıllarda, katiyyen, ama katiyyen hizibçi olmadım. Hizibçiliği ihanet saydım. Ama Devlet Bahçeli ve Genel Sekreteri beni hizibçilikle suçladı. Şimdi elbette soracaksınız, "niçin?" diyeceksiniz. Açıklamak, boynumun borcudur. Bir MYK toplantısında Bahçeli dedi ki: "Kızılcahamam Büyük Birlik Partisi İlçe Teşkilatı, kendisini feshederek partimize katılmışlardır!" O gün ben de söz alarak dedim ki; 
-Ben bu haberi, büyük bir sevinçle karşıladım. Ama gönlüm istiyor ki önümüzdeki toplantılarda sayın Genel Başkanımız, bize yeni müjdeler versin. Meselâ desin ki; "Yaptığımız çalışmalardan sonra, Kars, Erzurum, Sivas, Ankara, Eskişehir, İstanbul, Edirne... gibi şehirlerimizde BBP teşkilatları kendilerini feshederek partimize katılmışlardır!.." Bu mümkündür arkadaşlar. BBP mensupları bizim aramızdan ayrılan değerli kişilerdir. Onlarla yeniden birleşmeliyiz. Bunun için sözü sohbeti dinlenen âkil kişilerden küçük gruplar kurmalıyız. Bunlar, şehir şehir dolaşarak BBP mensuplarıyla, idarecileriyle görüşmelidirler ve o arkadaşlarımızı yeniden partimize dâvet etmelidirler. 
Ben MHP'nin daha çok güçlenmesini istediğim için öyle konuştum. O konuşmadan sonra Muhsin Başkana da gittim. MHP-BBP birleşmesi için yazılar yazmak istediğimi söyledim: 
-Sakın yazmayın ağabey! Bunun hiçbir faydası olmaz. Çünkü Devlet Bey, birleşmemizi katiyyen istemiyor! dedi. 
Muhsin Başkan MHP'den ayrıldığı zaman da, TBMM'ye gitmiş, "Yapma ayrılma! Tekrar partiye dön!" diyerek ricada bulunmuştum. Bana neden ayrılmak mecburiyetinde olduğunu uzun uzun anlatmıştı. Görmüştüm ki Türkeş-Muhsin Başkan çekişmesinde, Muhsin Başkan yüzde yüz haklıdır. Bu kanaatimi açık açık yazmıştım da, anlatmıştım da. 
Benim: "MHP-BBP yeniden birleşmelidirler" temennimi, Devlet Bahçeli, hizibçilikle suçlamış. Acaba dünyanın neresinde, mensub olduğu partinin daha güçlü olmasını isteyen bir kimse, hizibçilikle suçlamıştır diye meraktayım. Bana göre, kör şeytan Devlet Bahçeli'nin aklına şu şüpheyi sokmuştur: "MHP-BBP birleşmesinden sonra, genel başkanlık koltuğuna ya Muhsin Başkan oturursa senin hâlin nice olur ey Bahçeli?.." 
Dört yıl önce Ankara'daydım. Hacı Bayram Veli türbesi önünde yanıma gelen bir hanımefendi bana dedi ki: 
-Ben MHP kadın kollarında çalışıyorum. Kadın kollarımızda sizin bir sohbetiniz olsun istedik. İzin için Genel Sekreterimiz Cihan Paçacı'ya çıktık. 
-Hizibçilere partimizde yer yok! Yavuz Bülent'i çağıramazsınız! dedi. Belki izin alabiliriz düşüncesiyle Genel Başkanımıza çıktık. O da aynen Cihan Paçacı gibi konuştu ve talebimizi reddetti. 

-Hanımefendi dedim ilginize bin defa teşekkür ederim. Devlet Bahçeli'nin ve Genel Sekreteri'nin beni hizibçilikle suçlamalarına çok şaşırdım ve çok üzüldüm. Şahsi sebebler yüzünden şaşırıp üzülmedim. MHP adına çok utandım. Evvela ben katiyyen hizibçi değilim. Sonra hiçbir zaman şurada-burada konuşmak arzusu içinde olmadım. Çünkü ben çeşitli televizyonlarımızda ve radyolarımızda en az yüz defa, milyonların karşısında konuştum. 71şehrimizden dâvetler aldım gidip oralarda kürsülere çıktım. Üç üniversitemiz bana Fahri Edebiyat Doktoru unvanı verdi. 22 kitabımın baskı sayısı bir milyon civarındadır. 130 bin tirajlı bir gazetede yazıyorum. 100 kişilik 200 kişilik MHP kadın kollarında konuşmasam ne kaybederim. Üzüldüğüm husus, bu kadar geri, bu kadar çarpık, bu kadar bencillik yüklü kafaların MHP'ye hükmetmeleridir!.. [2]

Devlet Bey

Babamdan dinlediğim bir hususu, size de anlatmak istiyorum. Demişti ki: 

“1950 milletvekili seçimlerinden önce, İsmet İnönü, Ankara’dan çıkıp bazı şehirlerimize gelirdi. Ama Paşa’dan önce, onun ‘kuşkaldıranları’ yollara düşerlerdi. Meselâ Sivas’a gelirlerdi. Çeşitli kuruluşların temsilcilerini karşılarına alır, onlara çok sıkı tembihlerde bulunurlardı: 

-Paşa Hazretleri yarın, Sivas’ı şereflendireceklerdir. Meydan konuşması dışında, halkla da sohbetleri olacaktır. Söyleyin arkadaşlarınıza aman ha, sakın ha, Paşamızı üzecek herhangi bir beyanda bulunmasınlar. Sivas’tan üzgün ayrılmasınlar! derlerdi. Paşa Hazretleri Sivas’ı şereflendirirdi. Meydan konuşmasından sonra, çeşitli kuruluşlara mensup kişileri, paşanın elini öpmeye getirirlerdi. İsmet Paşa onlara sorardı: 

-Nasılsınız bakayım? İyi misiniz? 

-Çok iyiyiz Paşam! Çok rahatız! Allah sizi başımızdan eksik etmesin! 

-Sayenizde gül gibi geçinip gidiyoruz Paşam! 

İsmet Paşa, şehirlerimizde böyle karşılanır, böyle uğurlanırdı. Sonra ne oldu biliyor musun? 14 Mayıs 1950 seçimlerinde CHP 69 milletvekilini zor çıkardı. Demokrat Parti 393 milletvekiliyle Meclise girdi. 1954 seçimlerinde, CHP 30 milletvekiline düştü. DP 488 milletvekiliyle yarışı bitirdi. 27 Mayıs 1960 darbesi olmasaydı, CHP çok zor iktidar olurdu!..” 

Devlet Bey! Bu hâtıramı size anlatmamın elbette bir sebebi var: Ben, çeşitli vesilelerle 71 şehrimizden dâvetler aldım. Gidip o şehirlerde kürsülere çıktım. Salon konferanslarından sonra şu veya bu mekânda sohbetler oldu. O sohbetler esnasında, söz döndü dolaştı siyasete geldi. Hemen her yerde gördüm ki, MHP seçmenleri sizden ve sizin genel merkezinizden şikâyetçidirler. Kayıtsız-şartsız size bağlı kalsınlar diyerek seçtirdiğiniz kişilerin söylediklerine inanmayın. İsmet Paşa durumuna düşmeyin. 13 yıldan beri Genel Başkanlık koltuğunda bir Buda heykeli gibi sessiz ve mağrur oturuyorsunuz. Başarılı olduğunuz tek husus, kendinizden yaşlı olanlara bile, elinizi öptürmektir. Elinizi rahatça öpenlerin yüzlerine bile bakmıyorsunuz. Bilmelisiniz ki, MHP, el öptürmekle güçlenecek, iktidar olacak bir parti değildir. Benim burada söylemek istediğim şu: Milliyetçi Hareket Partisi’ne gönül verenler, partinin hareketsizliğinden, onun, bir göl gibi durgun hâlinden şikâyetçidirler. Bu durgunluğun sizden kaynaklandığına inanmaktadırlar.

Devlet Bey! 

Mevcut Genel Başkanlar arasında, hitabeti sizinki kadar zayıf olan, vurguları yanlış yapan, bâzı kelimeleri yanlış telaffuz eden ve çok önemli konularda bile, başını kâğıttan kaldırmadan, kaldıramadan konuşan tek Genel Başkan sizsiniz. Bana göre bu, sizin topluluk önünde, irticalen konuşmaktan korkmanızdan kaynaklanıyor. Mesela Türkçemizde, bir KOR kelimesi vardır bir de KÖR kelimesi. Birisi ateşin ışıltılarla yanmasıdır; ötekisi görmemekle ilgilidir. Siz, 20 yıldan beri EKÖNÖMİ diyorsunuz. KOR kelimesindeki KO yerine KÖR kelimesindeki K֒yü kullanıyorsunuz. EKONOMİ kelimesini EKÖNÖMİ ucubesine çeviriyorsunuz. Kelime sonlarındaki da hecesini uzatarak konuşuyorsunuz: “Ondaaaki-bundaaaki-sondaaaki...” diyorsunuz. Olur mu?.. Parti içinde hiç kimse, bu yanlışlarınızı söylemek cesaretini gösteremiyor. MHP’nin ve Türkiyemizin menfaati için, köşenize çekilip dinlenmenizde sayılamayacak kadar faydalar vardır inancındayım. Sizi üzdümse özür dilerim Devlet Bey![3] 

Kaynak: TÜRKİYE GAZETESİ  

[1] http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=551918#.UHq_3G82b1s

[2] http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=552007#.UHq__m82b1s 

[3] http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=552614#.UIrYTG82b1s 

 



Bu yazı 987 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,108 µs