En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
13 Şubat 2012

Yılmaz Öztuna'ya Kör Bakanlar



Vah! Vah ki vah!

Haberi, Ankara’dan telefon açan çok aziz arkadaşım Rıza Akdemir’den aldım: -Çok üzüleceğini bildiğim halde söylemek mecburiyetindeyim: Yılmaz Öztuna rahmet-i rahmana kavuştu! dedi. Birdenbire bir boşluğa düşer gibi oldum. Sonra 

-Vah! diyerek dondum kaldım. Vah ki vah! Vah ki vah! 
Türkiye gazetesi, önce onun hasta olduğunu bildirmişti. Başmakale yazdığı köşesinde yer alan sade bir cümle dikkatimi çekmişti: “Başyazarımız Yılmaz Öztuna, hasta olduğu için yazamamıştır” deniliyordu. O günün akşamında evine telefon açtım. Yılmaz Ağabey diye söze başlar başlamaz beni sesimden tanıyordu ve 
-Nasılsın Yavuz Bülent diyerek gönlümü alıyordu. 
Telefon çıngırağı uzun uzun çaldığı halde cevap veren olmadı. Sinyal sesinden sonra not bırakmam isteniyordu: 
-Yılmaz Ağabey dedim bugünkü Türkiye’de hasta olduğunuzu okudum. Merak ettiğim için arıyorum. Geçmiş olsun. İnşâllah kısa zamanda sağlığınıza kavuşursunuz. 
Bir gün sonra ölüm haberini aldım... 
Yılmaz Öztuna’yı 1965 yılında, Hayat Tarih Mecmuasında çıkan yazılarını okuyarak tanıdım. Şevket Rado’nun, sahibi olduğu HAYAT TARİH MECMUASI‘nın neşriyat müdürü idi. Derginin her sayısında önemli konular ele alarak sade, fakat güzel bir dille yazıyordu. 1965 yılında o, İstanbul’da idi. Ben Ankara Radyosunda çalışıyordum. HAYAT TARİH MECMUASI yanında TÜRKİYE TARİHİ ciltleri de yayımlanmaya başladı. Diyebilirim ki o TÜRKİYE TARİHİ ciltleri, bizim tarihimizi başlangıçtan günümüze kadar dosdoğru ele alan ve dosdoğru ölçüler içerisinde ortaya koyan mükemmel çalışmalardan biridir. Hayat yayınları arasında çıkan TÜRKİYE TARİHİ ciltleri, daha sonra 14 cilt halinde ÖTÜKEN Yayınevi tarafından bastırıldı. Her Türk aydınının evinde bulunması gereken eserlerdendir. 
Yılmaz Öztuna’nın altmış civarında kitabı var. Onun güzel imzasıyla çıkan kitapları arasında aklıma gelen ilk isimler arasında şunları sayabilirim: Dünya Tarihi- Vilayetlerimizin Tarihi ve Osmanlı Devleti Tarihi-Türk Tarihinden Yapraklar-Barbaros Hayrettin Paşanın Hâtıraları-Bir Darbenin Anatomisi-Türkler, Araplar, Yahudiler-Hacı Arif Bey-Türk Musikisi Ansiklopedisi-Rumeli’ni Kaybımız-Türk Musikisi Tarihi-Büyük Türk Sözlüğü-Türk Besteciler Tarihi... ve daha 50 civarında başka eserleri... 
Yılmaz Öztuna ile, 1969 yılında Ankara’da Son Havadis Bürosunda yüz yüze tanıştık. Ve o, benim çok sevgili ağabeylerimden biri oldu. Demek ki 57 yıldan beri onun yazıları ve eserleriyle beslendim. Demek ki beni bugünlere getirenlerden biri de odur. 
Ömrünün hiçbir devresinde eğilmedi. Devletin resmî tarih anlayışı içinde olmadı. Dosdoğru yaşadı ve dosdoğru yazdı. Hafızası, şaşılacak derecede kuvvetliydi. Osmanlı Hanedanının bütün şehzadelerini bile, eşleriyle, çocuklarıyla anlatıyordu. Tarihte kurulan 117 Türk devleti içinde Osmanlıları birinci sırada tutuyor ve seviyordu. Cumhuriyet devrimizi övmek için Osmanlı devletine sövmek gafletinde olanlardan değildi. Cumhuriyetimizi kuran bütün paşalarımızı, Osmanlı devletinin yetiştirdiğini söylüyor ve yazıyordu. 
Gazetemizdeki başmakaleleri, derin bir tarih şuurunun süzgecinden süzülüp gelen mükemmel tahliller ve terkiplerdi. Yetim kalmış gibiyim. 
Türkiye okuyucularına ve bütün Türk milletine başsağlığı diliyorum. Büyük bir tarih âlimimiz yazmayacak artık! 

Yılmaz Öztuna’ya kör bakanlar

Yılmaz Öztuna artık yok. 

82 yıllık ömrünü, 60 eserle ve binlerce makaleyle değerlendirerek, güzelleştirerek, ebedileştirerek göçüp gitti. İslâm inancına göre, onun sevap defteri hiç kapanmayacak, kıyamete kadar açık kalacak. Çünkü o, geride bıraktığı tarihî eserlerle, gelecek nesillere de ışık tutacaktır. 
Onun aziz naaşını, omzunda ebediyete uğurladıktan sonra bu şehrin büyük gazetelerini teker teker gözden geçirdim. Gördüm ki, bazı gazeteler, onun ölüm haberini, tek sütun üzerinden 5-10 satır halinde geçiştirmişler. Bazı gazetelerimiz ise, oralı bile olmamışlar. Yani Yılmaz Öztuna’nın vefatını tek satırla olsun vermemişler. İçimden: Yazıklar olsun size! Yuh olsun geçmişinize, geleceğinize! dedim. Bu ruhsuz, bu köksüz basınımız fahişelikten “Aşk yapmak, aşk yaşamak” diye bahsediyor. Şununla bununla, resmen metres hayatı yaşayan kızlar, kadınlar ise, ar damarları patladığı için yüz binlerin, milyonların önünde ağızlarını “düzeyli bir ilişkimiz var!” diye açıyorlar. Metres veya kapatma kelimeleri, şu geberesi performans soytarısının koluna girerek “düzeyli ilişki” oldular. Günde kırk kişiyi koyunlarına alan yırtık fahişelerimiz ise artık “aşk yaptıklarını, aşk yaşadıklarını” söylüyorlar. Tarihimizin hiçbir devresinde aşk duygusu bu kadar kirlenmemiştir. Şimdi milletimize hasım haline gelen bâzı gazetelerimiz, bu düzeyli ilişkileri, bu aşk yapmaları kocaman başlıklarla, kocaman resimlerle vermekten utanmıyorlar. Daha geçen hafta, bir sokak ortasında, oynaşıyla öpüşürken pantolonu düşen ve donsuz olduğu görülen bir adamın kocaman resmini ve düzeyli ilişkisini sütunlarına taşıyan gazetelerimiz, Yılmaz Öztuna gibi müstesna bir tarihçimizin vefatını görmezlikten geldiler. 

Bir ülkede, “düzeyli ilişkiler” içinde yaşayan iki kişi bile olmasa veya bizim bâzı gazetelerimizin resimleri ve isimleriyle ön plâna çıkardıkları “aşk yapanlar” aramızda bulunmasa cemiyet hayatında hiçbir sarsıntı meydana gelmez. Aksine, daha huzurlu, daha güvenilir, daha sağlıklı... bir millet teşekkül eder. Ama bir milletin tarihçileri yoksa veya bir milletin tarihçilerine rağmen, orada tarih şuuru teşekkül etmemişse, büyük felâketler, her an kapıda demektir. Çünkü tarih şuuru, bir insanın hâfızası gibidir. Hâfızasını kaybeden, hatta kendi adını bile hatırlamayan bir kimse ne ise, tarih şuurundan kopan bir millet de odur. İşte Yılmaz Öztuna ve onun gibi büyük tarihçilerimiz toplulukları millet şuuru etrafında toplayan tarih şuurunun o tılsımlı gücün mimarlarıdırlar. Akıllarda daha iyi kalması için, çok basit bir örnek vermek istiyorum: Hani biz bir bulgur pilavı yapmak için elimizin altında yeterli miktarda bulgurun, suyun, tuzun, yağın bulunmasını isteriz. Bu malzemelerden biri bulunmadığı takdirde, bulgur pilavı hiç olmaz veya yenmeyecek kadar tatsız-tuzsuz bir nesne ortaya çıkar... Büyük kalabalıkların millet şuuru etrafında birleşmesi için de dil, din, tarih şuuru, gelenekler ve görenekler, güzel sanatlar gibi kültür kaynaklarına şiddetle ihtiyaç vardır. Bu kaynaklardan biri olmadığı takdirde, millet çok ciddi buhranlarla karşı karşıya demektir. Yani tuzsuz, yağsız, susuz... bir bulgur pilâvı ne ise, dilden, dinden, tarih şuurundan mahrum bir topluluğun durumu da odur. Yılmaz Öztuna ve benzerleri millet hayatımızın temel taşlarıdırlar bu bakımdan kaybımız çok büyüktür. 

 

Not: Yazarın 11-12  Şubat 2012 tarihlerinde Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazıları burada birleştirilmiştir. 



Bu yazı 775 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,073 µs