En Sıcak Konular

Üzeyir Lokman Çaycı

Varoluş Üçgeni
Üzeyir Lokman Çaycı
16 Aralık 2011

Kurmay Albay Bedrettin Binyıldırım (Bölüm 2)



 

Her gördüğümüz subayın çocukluk, gençlik ve öğrencilik dönemi, annesi, babası, kardeşleri, akrabaları olduğunu unutmayınız!  Geçmişlerini, çektikleri acıları, yaşadıkları sıkıntıları, hayatın ve şartların onlara yüklediği olumsuzlukları, aileleriyle ilgili sorumlulukları, görmezlikten gelemeyiz. Bugün iftira, tertip, sahte belge ve emperyalist senaryolarla mağdur edilen subayları da mutlaka sevgileriyle, insan kimlikleriyle, inançlarıyla, vatanseverlikleriyle, aile dokularıyla ve hisleriyle değerlendirmek zorundayız.

Her subayın kalbinde, Atatürk’ten, Öğretmen Sürurî Binyıldırım’dan ve Kurmay Albay Bedrettin Binyıldırım’dan ışıklar ve izler vardır!

Onların her birinin  bugün için suskunluklarının birer feryat olduğunu unutmayınız. Güneşi batıdan doğdurmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir!

Bedrettin Binyıldırım’ın bende bulunan defterlerine bakarak bugünkü haysiyet kıran refahın, yozlaşmanın, bozulmanın kaynaklarını  ya da dayanaklarını daha rahat görüyorum. Türk subayının ve Atatürk’ün kıymetini bilmeyen yobazlar, içinde bulundukları aşağılık kompleksleriyle veya saplantılarıyla bizi bugünlere ulaştıran değerleri ve gayretleri asla anlayamazlar.

Bedrettin Binyıldırım, Niğde Ortaokulu’nda (Sınıf III, N° 112, 1935 yılı 28 gecesi ilk teşrini) okurken arkadaşı K. Öztürk’le birlikte tek bir defterleri vardı. İki arkadaş bir deftere not alarak derslere katılırlardı. O zamanlar kağıt ve deftere sahip olmak ya da satın almak oldukça güçtü.

Maltepe’de

Bedrettin BİNYILDIRIM’ın İstanbul’da Askeri okulda tahsil yaparken bir kıza aşık olmasını annesi Hatice Hanım tahsiline engel olur düşüncesiyle  olumsuz karşıladı.

Bedrettin ise,  bu anlarda hatıra defterine içindeki duyguları günü gününe aktarmaya devam etti.

Bedrettin’in 1936 yılında defterine yazdıkları : «Temmuz ayının Pazartesi günlerinden birindeyim... (Bor’da) bağda bulunuyoruz, büyükannem de bizimle beraber. O gün olacak eğlencelerden birinde davetliydim. Her zaman olduğu gibi yine erkenden kalktım. Seherin verdiği zevk, kimsesizliğin verdiği ıstırap yine beni şehre doğru sürüklemekte... Ağır adımlarla ilerliyorum Bor’un bağlar yolunda! Daha birkaç ay evvel, mektebin sıralarından muhayyelemde yaşattığım “Çiçeğime” ben de işte böyle rastladım! Açılmış  bir kapı, içerde küçük bir bahçe ve birkaç merdivenle çıkılan tek bir oda... Bu odanın kapısı önünde oturan  Salih Bey amcam! Yürüdüğüm yoldan geri döndüm! Demek o buradaydı. Ben azap ve yalnızlığın acısıyla inlerken o buraya zevk için mi gelmişti?! Fakat... Belki hayır!... Asabımın gerginliği, kalbimin artan heyecanları nihayet beni içeriye doğru itti... Gittim... yaklaştım bey amcama! Sonra kaim validesine ve daha sonra teyzeme... Uzanan elleri hürmetle öptüm!.. Fakat, henüz ortada o, “çiçeğim” yoktu! Az bir zaman ve belki de birkaç saniye sonra onu da gördüm. Gözlerim, baygın gözlerinin ta derinliklerine bir an dalmış ve bu zaman zarfında bütün vücudumun ürperdiğini iyice tasavvur ediyordum o an!.. (...) İşte sarhoşluk, işte o anın yaşatmış olduğu tesir, kalbimden kopardığı bir bağla onu bana bağlamıştı!..

Mekteplerin açılma zamanı gelmişti artık! Anneciğimin ellerinden, kardeşlerimin gözlerinden öperken göz yaşlarımı akıtıyordum! Tren gece gelecekti... Tekrar eve dönmüş ve Halil efendi dayımlarda kalmıştım... Uyuyamadım, uyuyamıyordum ki! Beklenen zamanlar çabuk gelir derler... Şehir, her şey uykuda!... Ben trendeyim şimdi... 1936 - 1937 ders yılı... Maltepe’nin ikinci senesinin havasını teneffüs ediyorum.

20 Temmuz... Bor’a gitmek için hazırlandım. Nihayet 21 Temmuz sabahı yoldayım. Tren ona, onun yaşadığı topraklara doğru yaklaştıkça sonsuz bir neşe içerisindeyim gibi seviniyor ve bir çocuk gibi çıldırıyorum!... Ah! Tanrım, onu ne kadar çok seviyorum ben?!

Ertesi akşam saat 06.30’da Bor’a indim. Annem, kardeşlerim ve akrabalar tarafından karşılandım.»

Maltepe’de 18.04.1939 tarihinde bizzat kendisi «Beyamcacığım» başlığıyla bir mektup yazarak mektubun sonunda «sizden bugün kerimeniz Hikmet hanımı istiyorum» diye bir ifadeyle evlenme isteğini duyurdu. Bu hatıra defterinin 72.  ve 76. sayfaları arasında yer aldı.

9 Mayıs 1939 tarihinde naklettikleri ise umutsuzluğunu aksettiriyordu... (...) «Ve şimdi ben; başka bir ruhta tüten,  başka bir kalpte yer alan insanım!... Hikmet, beni affet demiyeceğim sana!... Çünkü sen, kendi günahını kendi kabahatinle ve kendi mukadderatını  kendi elinle karalayan masum bir kızsın!...

Ve bundan sonra hatıramı yazmayacağım, çünkü bu kudret senin ihmalkârlığınla sönmüştür yavrum!... Şimdilik Allah’a ısmarladık ve SON = »

7/8 Haziran 1939 tarihinde son üç sayfanın sonuna yazdıkları ise «Yarın istikbalde, yine maziye karışan  bu anlar sana  neler hatırlatacak ve arkada kalan şimdiki mazi sana neleri gösterecek? İstikbalde «Baba» olduğun zaman aynı aşkın safhalarına düçar olan  evlâtlarına ne söyleyecek ve nasıl  yol göstereceksin!? İşte onlara da istikbal istikbal olunca tayin olacak!... O halde şimdilik ümit ve yine  ümit!» şeklinde onu tekrar hayata bağlıyordu.

Yanmak üzereyken kurtardığım dört defterden alıntılar yaparak aktardığım konuların geleceğe ışık tutacağını biliyorum.

Okudukları ve yazdıkları

Gerek okuduğu kitapların etkisinde kalarak, gerek kendisinin mavi gözlü oluşu çevresindeki kızların kendisine gösterdiği ilgi onu bir hâyâl âleminde uçuyordu. Hatıra defterinde yer alan «okuduklarım» başlıklı bölümde kendisinin aktardıklarına bakalım :

«Hayatımda ilk olarak okuduğum ve benim Üzerimde çok büyük etki yapan, romana karşı alâka uyandıran Tarih : Maltepe Askeri Lisesine girdiğim seneki 1936 - 1937 yılının başlangıcıdır. Bu roman «Sönen Işık» adlı güzel bir eserdir.
O tarihten beri okuduğum romanlar :
I - Sönen Işık (Heyecanlı)
II - Yaprak Dökümü
III - Çalı Kuşu
IV - Sevgim ve Izdırabım ( çok heyecanlı)
V - Bu kalp duracak (Bilhassa bu - 1 Ağustos 1937, Bor - "Bağda"
VI - Dikenli Çit (Hastayken 1937 Bor, güzel)
VII - Vahşi bir kız sevdim (heyecanlı)
VIII - Çöl aşkı (güzel)
IX - Yaban Gülü (çok güzel)
X - Canım Ayşe
XI - Gülün Babası Kim? (heyecanlı)
XII - Gizli Ağrı (heyecanlı ve hoş)
XIII - Son Gece (Hoş ve çok heyecanlı)»

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM

Gerek Hikmet Hanım’a duyduğu yakınlık, gerekse annesi Hatice Hanım’ın  aşkına olumsuz bakması onu şiir yazmaya itti. Askeri Okulda göstereceği başarılarına aşkının destek olacağını haykırdı. Hatta sevgisini ön plana alarak “Sana” diye seslendi :

SANA

İstemem; gözlerin gülmesin bana
Sana layık olan bir asker değilsem!...

28.IX.1937
İ. Bedrettin

Sevgilisine ilk hitabını da şiirleştirerek ona yakınlığını katmerleştirdi. Hikmet Hanım da ona iyi cilve yaparak karşılık verdi.  Yer yer ondan uzaktaymış gibi görünerek kendine iyice yakınlaşmasına zemin hazırladı...

Temenni

"Ona ilk hitabım"

Ben ki, sessiz, habersiz gönül bağladım size,
Şimdi ne zaman dalsam, derim gözlerinize
Birdenbire ruhumu çılgın arzular sarar
Atılmak ister gibi karanlık bir denize!...

Düşündüğüm sizsiniz her gün her gece şimdi
Bu dünyada saadet siz demek bence şimdi
Ruhunuz eş olmazmış diyorlar, benim gibi
Size yalnız gönlünü veren bir gence şimdi?!...

Aczimi anlasam da yolumdan dönmem geri
Tuttunuz can köşemde hükmedecek bir yeri.
Bir kere gözlerime baksanız anlardınız
Sizin için kalbimde canlanan emelleri...

Bedrettin BİNYILDIRIM

Maltepe’de yankılananlar hatıra defterine yansıdı.

HATIRALAR

Yine bir zincir gibi kalbime düzüldünüz
Dimağıma ok gibi batan ey hatıralar...
Geçmiş maceralarınızla kalbime gömüldünüz
Benliğimi kurt gibi kemiren hatıralar!...

Maltepe - 2/3.III.1938
İ. Bedrettin BİNYILDIRIM

Kanasın mı?

"Onun için"

İçimde, ilk gördüğüm günden açılan yara,
Tam gönlümde beliren sızıyla kanasın mı?
Üzerini acıyla hayalle sara sara,
Hakikate bürünüp halâ kapanmasın mı ?

İlaçsız yaralarım gününü bekler gibi,
Ben de öyle sabırsız günlerimi bekledim.
Sende görünmedin ki, beyaz melekler gibi,
Dertlerimin üstüne biraz daha ekledin!...

Bana söz ver sevgilim, bekletme beni sakın,
Şu zavallı saf kalbim sözüne incinsin mi?
Şimdi sana pek uzak, gönlüme daha yakın
İçimdeki o yara durmadan kanasın mı?...

Bedrettin BİNYILDIRIM
Bor - 01.08.1937

Gerek Hikmet Hanım’ın cilveleri gerekse Annesi Hatice Hanım’ın baskıları onu zaman zaman ümitsizliklerin içerisine itti.

Bu akşam

Ufukta solarken kızıl çiçekler,
ürperen dallarda ölürken rüzgâr
Dedim ki, dönmeyecekler
İçimde bu akşam garip bir his var!...

Ürperen dallarda ölürken rüzgâr
Bilmem ki, ümitten niçin uzaktım?...
İçimde bu akşam garip bir his var!
Uzanan yollara hasretle baktım!...

Bedrettin BİNYILDIRIM

 

Saçlarının rengi

Kumral ipekten gibi akşamın solan rengi,
Neden bu gün herkesin canına can katıyor?
Her gün akşam gibi kır servilerin ahengi,
Dinle bak senin için ne kahkaha atıyor?...

Bak saçının rengine büründü al ufuklar
Güneş bile saçını önüne yaydı bu gün
Akşamın kokusundan süründü al ufuklar
Ay parlak ışığını gönlüme yaydı bu gün!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM
İstanbul - 26.10.1936
2669 9/4

 

Kendi ölümünü düşündürerek sevgilisine göndermeler yaptı... Ölümün dahi ondan kendisini koparamayacağını duyurdu.

"H" sana vasiyet

Sana vasiyetim bu, ölürsem de gam yeme
Ben giderken arkamdan sakın ağlayım deme...
Senden ayrı değilim, geçsem bile ademe,
Hayalimi karşında dikilmiş bulacaksın!...

Uçsun ufuklarında bulutlar yığın yığın,
Gölgesinde yattığım o viran mezarlığın,
Meyus olursan eğer yine aşkıma sığın
Baş ucunda ruhumu dikilmiş bulacaksın!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM

"Yalnız sana"

Hayalinle uğraştım kimsesiz gecelerde
İnanki aşksız kalan ruhum derinden ağlar...
Kanatçığı kopmuş kuş gibi yerlere düşen, 
Muammalı her sözün dertle kalbimi dağlar!...
Elem artık yaraşmaz, neşe yakışır bana
Taptım senin aşkına, taparım "yalnız sana"!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM

 

 

Annesiyle sevgilisi arasında bulunduğu çaresizliği ifade etti...

Anneme ve ona!

On sekiz ay var ki senden ayrıyım,
Şu dertli kalbimi hasretim dağlar...
Neşeli geçmedi hiç bir tek ayım
Kalbimin içinde bir bülbül ağlar!...

O dertli bülbül de ötmedi bir gün,
Yanardı hasretle belki de her gün.
Birleşirde eğer bizler de bir gün,
Bu defa da kalbim sevinçten ağlar!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM

 

 

Duygularıyla kendine bir yol aradı...  Ayşe ile kıskandırmayı denedi.

 

Ayşe'den veda

Ayşe, benim kalbimin güneşidir,
O; ne bir Çin güzeli, ne de bir Afrika zencisidir.

O benim hayatımdır, o benim eşimdir,
Ayşem, benim köyümün en güzel incisidir.

Ayrılırken öpmüştüm, o pâk alnını,
Örüyordu o zaman, o güzel saçlarını...

Ayşe benimdir, benim gülümdür,
O çağlar aşkımın şen bülbülüdür!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM
İstanbul - 11.11.1936

Sana

Hiç bir zaman usanmam, seni sevmekle inan
İnan hiç bir an kanmam, gözlerine bakmakla...
Kıyamet derler olmaz, ne olur ki olmakla,
Mahvolsam da aldırmam vazgeçmem senden inan!...
Ebediyen mahvolmaz bende bu yüksek iman
Terlese de yorulmaz, yolunda bu asker inan!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM

 

Duyguları düşlerini şekillendiren bir aşk hikâyesine dönüştü. Kendisini vereme yakalanmış ve yatağa düşmüş gibi hissetti.

 

Gördüğüm bir rüyanın hikâyesidir...

"H" için...

"Sevgilime hitaben"

Ağlayarak uyandım

Yine kalbim yanıyor ufukların rengiyle,
Senelerin hasreti bu akşamda dinecek.
Değişiyor güneşler yerlerini dengiyle
Çünkü, bu gün göklerden başka bir nur inecek...

 

Mevsimleri yenerek işte sana kavuştum,
Biraz sonra gözlerim gözlerine dalacak
Bir zamanlar hayale hapsedilmiş bir kuştum,
Şimdi artık o günler, hep mazide kalacak!...

- Anneciğim izin ver, sevgilimi göreyim
Kalbimdeki ateşle ona çelenk öreyim?...
Bir kaç günlük hayatım bu akşamda sararsın!...
Anne! şimdi gideyim... bırak sonra ağlarsın!?...

İşte ben gidiyorum.

- Sana, dur... dur diyorum...
Gençliğini öldürdün bir çılgının peşinde
Söyle oğlum, sen bana, ne kazandın eşinde?...
Bir sevgi mi, veremle bu gün seni öldüren,
Güneş gibi parlayan, gözlerini söndüren?!...

-          Evet anne bir kadın benliğimi kemiren...

- Oğlum, sen bir çiçektin, bir kız bu gün soldurdu,
Benliğini kuruttu, kanına zehir doldurdu...
Melek gibi uyurken bile bile gelen kanı
Dudağının üstünde, titrediği her zaman
Ona "lanet" diyorum, lanet olsun o kıza
Gözleriyle aldatıp, sevgi çalan hırsıza...

- Anne, artık söyleme, ben her şeye alıştım
Ben de, bu gün yaşayan ölülere karıştım.
Uzaklardan seyretmek, öpmek onu gözümle,
Anne, bu da yasak mı, söyle bütün özünle?!...

- Bu arzun beni yensin,
Çünki, benim varlığım, emellerim hep sensin,
Seni görmek mükedder, sana vermek çok keder
Bu zavallı anneni belki bir gün yok eder...
Haydi oğlum dürbünle sevgiline eyi bak,
Son olarak başına uzaktan bir çelenk tak?!...

- Çok lütufkârsın anne,
Parçalansın veremden ciğerlerim, ona ne
Nedir ona, varlığım ihtirası önünde,
Dün altından bir taçtım bu gün hiçim gönlünde.
Belki, şimdi orada kahkahalar atıyor,
Belki şimdi, kalbinde başka bir genç yatıyor...
Son olarak göreyim, artık ona son olsun
Açılmamış aşkıma bu gün hicranlar dolsun...

Gözlerimden kıskandığım, hayatımla andığım,
O kız artık yalnız, yapa yalnız gidiyor.
Ah! ya Rabbim gidiyor, sevgisine kandığım
Bir günlük hayatımı bana haram ediyor...
Unutmuş o da artık, o da unutmuş beni,
Aramıyor gözleri eski şen günlerimizi,
İşitmiyor "ah!" ile inlediğim her demi,
Siliniyor gözümde ümidimde son izi!...

Bu gecede gülmedim, yandım ah! Tanrım yandım,
Hikmet için bu gün de ağlayarak uyandım!...

İ. Bedrettin BİNYILDIRIM
Bor, 15.08.1937

 

Paris, 02.05.2009

Selam ve sevgilerimle.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE

http://www.artmajeur.com/serap/

http://artsrtlettres.ning.com/profile/UEzeyirLokmanCAYCI

http://www.facebook.com/profile.php?id=100002998118127

Resim : Bedrettin Binyıldırım kardeşi Mehmet Resai Binyıldırım ile.

 

 

 



Bu yazı 1,022 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 11 Mart 2016 Harem Konusu
    • 12 Şubat 2016 Ordu ve siyaset
    • 16 Ocak 2016 Muhalefet partileri nasıl şekillendirildi?
    • 31 Ekim 2015 Seçimler Ve Türkiyemiz
    • 3 Eylül 2015 Tilki
    • 22 Ağustos 2015 Öfkenin Bir Ucu
    • 25 Temmuz 2015 Ah Ahmet Vefik Paşa Ah!
    • 12 Temmuz 2015 AKP'li yöneticilerin suç ve günah işleme özgürlükleri
    • 8 Aralık 2014 Geçmişteki zulüm tezgahı bu kez AKP tarafından kuruldu!
    • 12 Kasım 2014 Eğitim Sisteminin Ve Ahlakın Çürütülmesi İçin
    • 9 Ağustos 2014 Kime oy vereceğiz ?
    • 25 Haziran 2014 Atatürkçesine
    • 20 Ocak 2014 Onu susturun!
    • 20 Aralık 2013 AKP yöneticileri ve dindar gençlik SAFSATALARI
    • 2 Aralık 2013 Aynadaki Adam
    • 19 Kasım 2013 İstanbul
    • 11 Kasım 2013 Atatürk Ve Ayhan Baran
    • 20 Ekim 2013 Evet Tayyip dünya lideri!
    • 30 Ağustos 2013 İstiklali olmayanın istikbali olamaz!
    • 3 Temmuz 2013 Hıyarname

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,784 µs