En Sıcak Konular

Üzeyir Lokman Çaycı

Varoluş Üçgeni
Üzeyir Lokman Çaycı
9 Ekim 2011

Kurmay Albay Bedrettin Binyıldırım (Bölüm 1)



Önsöz 

«Çukurova Kahramanları ve Öğretmen Süruri» başlığıyla başladığım yazılarımı, oldukça uzun olması sebebiyle «Kurmay Albay Bedrettin Binyıldırım» başlıklı bölümünü ayırmak zorunda kaldım.

Burada aktardıklarımı yazarken aklımdan çok şeyler geçti. Birçoklarımızın geçmişleriyle veya en yakın çevreleriyle ne kadar ilgili olduklarının sorgulanması gerektiğini de düşündüm.  Geriye dönüp bakmayı aklımızdan geçirmediğimiz anlarda neleri kaybettiğimizi hangi insani fırsatları kaçırdığımızı hiç düşündük mü veya düşündünüz mü?


Bakışlarımızı, değerlendirmelerimizi hangi ölçülerle sınırladık ya da sınırlandırdınız?


Hiç beni veya bizi arayıp sormayı aklınızdan geçirdiniz mi? 

 

Bugün yaşananların benzerleri geçmişte de yaşandı

 

Ögretmen Süruri, o zaman Kamışlı'da görev yapan Nahiye Müdürünün rüşvet alarak halkı mağdur ettiğini Atatürk'e bildirdi. Atatürk fazla vakit kaybetmeden rüşvet alan Nahiye Müdürünü görevden alarak bir başka kişiyi Nahiye Müdürü olarak gönderdi. 


Görevden alınan Nahiye Müdürü Kamışlı'dan ayrılmadı. Gelen Nahiye Müdürü'ne : Burada bir öğretmen var... Çok tehlikeli birisi! Mustafa Kemal ile oldukça yakın ilişkisi var. O varken senin de burada rahat görev yapamayacığını tahmin ediyorum." Nahiye Müdürü, görevden alınan meslektaşına : "Sen bu konuda hiç endişelenme... Onunla önce güzel bir ilişkiye girerim. Sonra onun anasını ağlatırım..." dedi. 


Her ikisi anlaşarak Öğretmen Süruri'ye bir tuzak kurdular.


Öğretmen Süruri Bor ilçesi,  Kayabaşı bölgesinde kayalardan faydalanarak bir ev inşaatına başlamıştı. Zaman zaman ev yapılırken kendisi de bizzat çalıştı. Ev tamamlanmak üzere iken kendisi için hazırlanan tuzakla yatağa düştü.  Ayağa kalkamayacak hale geldi. Kamışlı'dan Bor'a getirildi. Yaptırdığı evde acılar içerisinde kıvranırken eşi Hatice Hanım'a : "Hatice beni bu hale Kamışlı'da görev yapan iki Nahiye Müdürü düşürdü. Eğer ölürsem sakın oraya bir daha uğramayın. Düşmanla savaşırken kazandık ama, içimizdeki düşmanı farkedemedik!" dedi. Bu konuşmasından bir gün geçmeden  17.01.1935 tarihinde otuz sekiz yaşında hayata gözlerini yumdu.


Hatice Hanım ikisi erkek, dördü kız olan altı çocuğuyla başbaşa kaldı... Gönderdiği fidanlar Niğde'de büyüdü... koskoca birer ağaç oldu. Oğlu Bedrettin'in tekâmül ettiğini de göremedi. 

 

Hayatı sorguluyor

 

Bedrettin Binyıldırım hatıra defterinin ilk sayfasına yeşil yazılarla : «Dünya denen bu fani boşluk içerisinde bir hiç makamında bulunan, kainatın tadını, Allah denilen ulu mevhumun yarattığı, zevk ve ihtiraslarını bozan biz insanlar bilmiyorum niçin ve nasıl türedik? Zevk ve türlü türlü ihtiraslar peşinde koşan, menfaatlerimizi koruyan, nefsimiz uğrunda can veren hep bizler değil miyiz?... Çalışan bir vücut, işleyen bir dimağ, yüksek bir görüş...


Bu semboller nasıl oluyor da insana cihangirhane bir devlet kazandırıyor?! Kazanan,, yaratan, büyülten yine bizleriz... Ve nasıl oluyor da, büyüyen bu devlet ve çalışan o sağlam vücut yok oluyor, nereye gidiyor o?!... (...)


Ve nihayet..... "gençlik!" Bu nasıl bir şey? Hayat ve tadı bu mudur? Yolsuz hareketler, fena fikirler, takip edilen fena yollar; hülasa bütün coşkunluk?...

Dürüst yol, doğru iş; muntazam vazife, temiz bir kalbin nihayet kazandığı parlak bir istikbal!? Cümlelerimin sonunda kıvrılan istifhamlar ne?


Sevgi... ve sevilme... Nasıl bir şeydir acaba o aşk?


Zannedersem şuracığa kaydettiğim, şu birkaç satırcık, anlatıyor ki hayatın boş ve fani olduğunu, insanların da bu fanilik içerisinde dönüp duran köksüz bir hava olduğunu!...

Şimdi bütün heyecanların verdiği sonsuz bir ıstırapla ve belki de bunun aksi olan bahtiyarlık içerisinde hatıralarıma başlıyorum demektir! Halimin meçhul olduğunu söylüyorum... Evet, çünkü hayatın sonu meçhuldür de onun için!...


Nihayeti henüz meçhul olan bir istikbalin birazcık olsun mazisinden bahsederek, içimdeki duygularımı şu defterime aksettirebilirsem herhalde bahtiyarım!»


Bu hatıra defterini bir daha hiç arayamayacağı bir sürüklenişte olduğunu da fark edemeyecekti Bedrettin... Bir tandır başında yakılacaklar arasında bu defterin de olduğunu bilmediği gibi...

Defterinin dördüncü sayfasında : «Bundan 19 yıl evvel, şubat ayının karlı ve fırtınalı bir gecesinin saat 10'unda Tarbaz'da  (Darboğaz'da) dünyaya gelmişim. Aradan seneler geçti... İlk tahsilime 6 yaşında Akifiye'de (1) başladım. Ve Pozantı'da 1932 – 1932 senelerinde devam eden ilk tahsilimi pekiyi derece ile tamamladım. 


Okumaya karşı istidadım ve bilhassa askerliğe karşı göstermiş olduğum temayül çok fazla olmakla beraber, memleketimde orta mektebin bulunmaması ve Askeriyeye geçememem manen beni çok sarsmış olacak ki, evde kendi kendime çalışırken  çok defalar ağladığım dakikaları çok iyi hatırlıyorum. Nihayet o sene Niğde'de okumam kararlaştırıldı. 1933 – 1934 döneminde Orta mektebe kaydoldum. Ve o sene pekiyi dereceyle sınıfımı geçtim.»


 

08.02.1934 tarihinde Niğde Ortaokul Müdürü, Öğretmen Süruri Binyıldırım'a Kamışlı'da görev yaparken, oğlu Niğde Ortaokul ikinci sınıf, 112 numaralı öğrencisi olan Bedrettin Binyıldırım'dan da bahseden bir mektup gönderdi :

 

Öğretmen Süruri Binyıldırım'a,


Efendim,

Mektubunuzu aldım. Çocuğunuzla alâkadar oluşunuz şayanı memnuniyettir. 

Bedrettin efendinin hiç zayıfı yoktur. Ders ve vazifesine dikkat ve ihtimam eder. Ahlâk ve terbiyesi de mazbuttur. Geldiğinizde daha tekâmül etmiş göreceksiniz. Sene nihayetinde sınıfını ikmalsiz geçebileceğini de zannediyor ve ümit ediyorum.


Bu vesile ile sizden bir şey rica edeceğim. Her halde Niğde'ye ve mektebimiz için düşündüklerimin tahakkuku için yardımınızı esirgemeyeceğinizi umarım. Mektebin avlusuna biraz fidan dikeceğim. İşe yarar çınar, ıhlamur fidanı o civarda bulmak mümkün müdür? Bir amele günde kaç tane çıkarabilir? Bir hayvana kaç tane yüklenebilir? Hayvan kirası kaç kuruştur? Kısası bir fidan buraya kaç kuruşa mal olabilecektir? Lütfen bir mektupla acele bildirirseniz çok memnun kalacağım. Bilvesile karşılıklı saygılarımı sunarım efendim.



Niğde Ortamektep Müdürü

Niğde, 08.02.1934

imza

 

Öğretmen Süruri, vakit kaybetmeden bütün imkanlarını kullanarak Niğde Ortaokul Müdürü'nün isteklerini ulaştırdı.

 

Bedrettin Binyıldırım defterinin beşinci sayfasında ise acılarını dile getirir : «Ertesi sene ailevi vaziyetim arasındaki bozukluk beni çok sarsmıştı!.. Buna yegane sebep Beybabamın hasta olması ve el'an hastalığının devam etmesiydi! Nihayet bu kıymetli atamı, 16 -17 Kânunsani 1935, (17.01.1935) Çarşamba  gününün saat 03.30'unda kaybettim. Artık öksüzlük halkasını Tanrı benim de boynuma geçirmişti!.. Zamanla, babaları olan arkadaşlarımı gıpta etmeye başladım. Öksüzlüğün verdiği acı, diyebilirim ki ailem arasında yegane bana çok büyük tesirini yaptı! Sönmez ve sönmeyen derin yaralar açtı!..  Artık, benim için yegane lazım olacak şey ancak çalışmaktı...


Çalışmak ve okumak... Fakat, nasıl?!.. Daha ilerisini yazmak istemiyorum, biliyorum  yazılarım beni tahrip ediyor... Üzüntüm, tekrar mazinin derin yaralarını açıyor! Oldukça kısa ve belki de kısmen acısız olarak yazmak istiyorum. Acılarımı tekrar hatırlamak... bana sanki tekrar o anları yaşatıyormuş gibi geliyor! 1935 –1936 ders senesi nihayetinde orta mektebi pekiyi derece ile bitirdim. Muallimlerimin tavsiyesi okumamı sürdürmem üzerine oldu!... Fakat, nasıl okumak, nerede ve ne için?!  İşte bunlar zaten kalbimde öteden beri yer almıştı!... Askerliğe karşı ruhumda taşan bir sevgi ve buna  beni sürükleyen belki kuvvetli bir azim "Maltepe Askeri Lisesi'nin" koynuna attı!.. 


İşte bu tarih : 30 Ağustos 1935... Artık şanlı Maltepe'nin havasını teneffüs ediyorum... Az bir zaman sonra zatülcenp (2) hastalığına yakalanmam nedeniyle altı ay hava tebdili  ile Bor'a gitmeme sebep oldu.

Şuracığa kadar yazdığım kısım hatıralarımın çok az ve kısa olan bir parçasıdır. Asıl maksadım, hatıralarımın heyecanlı olan bahsini anlatmamdır. İşte bu kısım ki 1936 senesinin baharında başlayan ve defterimde esaslı yer alan "Baharımın Çiçeği" serlevhasıyla başlayan hatıralarımdır.»


Bedrettin Binyıldırım annesinin gayretleriyle tahsilini sürdürdü. Osmanlıca ve Kur'an-ı Kerim bilgisi de  oldukça iyiydi.


 

Bedrettin Binyıldırım'dan : «Baharımın Çiçeği»

 

Hatıra defterinin altıncı sayfasında bahsettiklerine bakalım : «Ruhumun coşkunluğu, kalbimin heyecanları herhalde şimdiden sonra başlamış olacak!... Hayatı şimdiden  sonra anlamış olacağım ki "Baharımın Çiçeği" hakkında duyduğum hissiyatı aynen şu defterime yazabiliyorum! Hatırladığım şey : Yalnız hatıralar... Düşündüğüm nokta, yegane istikbal!...

Kalemim durmadan yazmak istiyor şimdi..."Esmer güzeli" bir kızın  sevgisiyle yanan bu kalp daha neler neler anlatacak!...»


Bedrettin Binyıldırım aslında kendisini geçmişten ve yaşadıklarından koparacak olan bir başlangıcın üzerindeydi. Bor'da başlayan bir aşk ona sıkıntılı anlar yaşatacaktı... İstanbul da onu kendi özellikleriyle bir güvercin gibi havalandıracaktı.


 

Paris, 02.05.2009

 

(1) Akifiye, Andırın ilçesine bağlı köy. Kahramanmaraş, Türkiye

(2) Zatülcenp :  Göğüs sancısı, ateş, titreme, öksürük  vb. belirtilerle ortaya çıkan akciğer zarı iltihabı, satlıcan.

 

 

 

Nerede yer aldı

 

Niğdemiz Dergisi, Başkent Niğde Vakfı, Mart – Nisan 2009, Sayı :  65 – 66

 

 

 

Bien amicalement à vous,

Selam ve sevgilerimle.

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI 

Concepteur industriel - Architecte d'intérieur

İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı

55, rue Louise Michel

78711 Mantes la Ville

FRANCE

 

http://www.artmajeur.com/serap/ 


 

illustrations (Resim) :  Üzeyir Lokman ÇAYCI

 


 

ÖGRETMEN SÜRURI

ÖGRETMEN SÜRURI

BEDRETTIN BINYILDIRIM

 

 BEDRETTIN BINYILDIRIM HATIRA DEFTERI

 



Bu yazı 1,684 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 11 Mart 2016 Harem Konusu
    • 12 Şubat 2016 Ordu ve siyaset
    • 16 Ocak 2016 Muhalefet partileri nasıl şekillendirildi?
    • 31 Ekim 2015 Seçimler Ve Türkiyemiz
    • 3 Eylül 2015 Tilki
    • 22 Ağustos 2015 Öfkenin Bir Ucu
    • 25 Temmuz 2015 Ah Ahmet Vefik Paşa Ah!
    • 12 Temmuz 2015 AKP'li yöneticilerin suç ve günah işleme özgürlükleri
    • 8 Aralık 2014 Geçmişteki zulüm tezgahı bu kez AKP tarafından kuruldu!
    • 12 Kasım 2014 Eğitim Sisteminin Ve Ahlakın Çürütülmesi İçin
    • 9 Ağustos 2014 Kime oy vereceğiz ?
    • 25 Haziran 2014 Atatürkçesine
    • 20 Ocak 2014 Onu susturun!
    • 20 Aralık 2013 AKP yöneticileri ve dindar gençlik SAFSATALARI
    • 2 Aralık 2013 Aynadaki Adam
    • 19 Kasım 2013 İstanbul
    • 11 Kasım 2013 Atatürk Ve Ayhan Baran
    • 20 Ekim 2013 Evet Tayyip dünya lideri!
    • 30 Ağustos 2013 İstiklali olmayanın istikbali olamaz!
    • 3 Temmuz 2013 Hıyarname

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,273 µs