En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
22 Ağustos 2011

İhanetlerin en büyüğü



Türkiye, her şehid haberiyle birlikte yeniden sarsılıyor. Şehid ana ve babalarıyla birlikte, bizim de yüreğimize bir ateş düşüyor.
Gençlerimiz yeniden sokaklara dökülüyorlar. Binlerce kişi yeniden “Kahrolsun PKK” diye haykırıyor.
Başımızı kuma gömerek yaşamanın ve konuşmanın gereği yok.
Biz, bin yıldan beri Kürtlerle bir arada yaşıyoruz. Geçmişte de bazı Kürt isyanları oldu. Ama tarihimizin hiçbir döneminde, böylesine bir Kürt-Türk düşmanlığı yaşanmadı. 75 yaşıma girdim. Bu yaşıma kadar, benim, Kürtlere sövüp sayan bir tek arkadaşım olmamıştı. Şimdi var. Ben bu yaşıma kadar, semt pazarlarında bile, Kürt tezgâhlarından alışveriş yapmayan eş-dost, konu-komşu görmemiştim. Şimdi görüyorum. Pazarda karşılaştığım tanıdıklar, yanımdan geçerken kulağıma fısıldıyorlar. “Dikkatli ol! Kürtlerden alışveriş yapma! Bunlara vereceğin para, PKK’ya kurşun olarak gidecektir!” diyorlar.
Ah çok fena! Çok fena! Bu düşmanlığın müsebbibi elbette biz değiliz. Bizi bu noktaya, Anadolu’daki varlığımıza, Türklüğümüze ve Müslümanlığımıza kanlı-bıçaklı düşman olan bazı devletlerle, onların Türkiye’deki uşakları düşürdüler. Bu uşaklar arasında komünist Kürtler de var, komünist Türkler de. Devlet hayatımda şahit olduğum birçok olaya dayanarak da söylüyorum. Bir Türk komünist oldu mu, mutlaka ama mutlaka kendi soyundan, kendi tarihinden, kendi kültür değerlerinden koparak yepyeni bir hüviyet kazanıyor. Evvelemirde vatan bütünlüğümüze ve devletimize karşı düşman kesiliyor. Mesela yedi göbeğine kadar Türk olan bir kimse, komünizme kapılandı mı Rus’çu oluyor, Kürt’çü de, Ermeni’ci de, Yunan’cı da! Kemal Tahir bir konuşmasında demişti ki: “Ruslar, Türkiye’mizde bir genelev açsalar, bizimkiler analarını ve karılarını o genelevlere götürür, destek olmaları için çalıştırırlar!” Kemal Tahir’in bu iddiasına karşı çıkanlar olabilir ama ben, tecrübelerimle biliyorum: Mesela Ankara Radyosunda çalıştığım yıllarda, Turgut Özakman’ın radyoya aldığı ve program yaptırdığı komünistler, 24 ayar idiler. Stalin’in kızı Sıvetlana bir konuşmasında babasının çok zalim bir kimse olduğunu söylemişti. Stalin bizim ırkımızın, dinimizin, dilimizin vatanımızın en kanlı düşmanlarından biri idi. Radyodaki Komünistlerimiz Sıvetlana’ya günlerce sövüp saymışlardı. Ben kısa dalga yayınlarında çalışırken, Stalin’le Roosevelt’in 1943 yılında Yalta’da görüştüklerini ve Rusya’nın ABD’den yeni bir devlet kuracak kadar ayni ve nakdi yardım aldığını belirtmiştim. Kısa Dalga yayınlarında müdür olan Nurten Görün, çok iyi bir komünist idi. Bana: “Sen bu programınla Sovyet devrimini küçümsüyorsun!” diyerek kızağa çekti ve bana iki yıl hiçbir vazife vermedi. Ankara televizyonunda çalıştığım yıllarda, ANADOLU’DA ESKİ TÜRK BAŞKENTLERİ isimli bir dizi program hazırlamıştım. TV’deki komünistler öfkeden çıldırmışlardı. Beni TRT’nin Güniz Sokaktaki misafirhanesinin bodrum katına sürmüşlerdi. Orada iki yıl âdeta hapsedilmiştim. Şimdi PKK ihaneti karşısında basınımızdaki Komünist kalemlerin veya ruhsuz, imansız, köksüz insanların ordumuza saldırmaları veya “Aman PKK şiddetine demokratik açıdan bakalım...” demeleri, mezheplerinden, meşreplerinden, köksüzlüklerindendir. Devletimize, milletimize, vatanımıza düşman olanlara hayat hakkı tanımak ihanetlerin en büyüğüdür.

TRT yazmakla bitmez 
 
12 Eylül 1980 darbesinden sonra Mehmet Turgut, Sanayi Bakanı oldu. Ben de o tarihte Kültür Bakanlığında müsteşar yardımcısıydım. Yakın arkadaşlarımla birlikte, yeni bakanı tebrik için Sanayi Bakanlığına gittik. Makam odasına alındığımızda, daha ben ağzımı açmadan Mehmet Turgut Bey söze başladı:
- Senin o ANADOLU’DA ESKİ TÜRK BAŞKENTLERİ TV programların ne kadar güzeldi Yavuz. Yine öyle programlar yapsana!
- Sizin çok beğendiğiniz o programlar yüzünden TRT’de, başıma gelmeyen kalmadı. TV Daire Başkanı, beni Genel Müdürlükteki odamdan alarak. Kurum misafirhanesinin, sadece odun-kömür konulan bodrum katına sürdü. Orada tam iki yıl oturmak mecburiyetinde kaldım.
- Artık geçti o devirler! Var mı aklında benzer programlar düşüncesi?
- Var ama bu TRT, bana program yapma imkanı vermez ağabey!
- Söyle bakayım ne düşünüyorsun?
- Doğu ve Güneydoğu illerimizin birçoğunu gördüm. Batı Anadolu’muza da birkaç defa gidip geldim. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’muzda, öyle şehirlerimiz var ki; Batıdaki şehirlerimizden katiyyen geri değil. Mesela bir Malatya’yı, Elazığ’ı, Erzurum’u, Erzincan’ı, Urfa’yı, Gaziantep’i, Diyarbakır’ı... Başbakan merhum Menderes’in Aydın şehriyle karşılaştırabiliriz. Aydın o şehirlerin gerilerinde kalır. Devletimizin, Doğu ve Güneydoğuya büyük yatırımları var. Fakat bunları ortaya koyamıyor, halka anlatamıyoruz. Bir yandan Türk komünistler, bir yandan da Kürtçüler, durumu durmadan istismar ediyorlar. Bu yalan ve yıkıcı ağızlara en güzel cevap, TV vasıtasıyla verilebilir. Mesela ben, her iki bölgeyi rakamlar vererek görüntüleriyle birlikte ortaya koyabilirim. Devlet Televizyonu bir büyük fitne karşısında niçin ağızsız-dilsiz kalsın?
- Çok güzel! Çok doğru! Ben şimdi seni Devlet Bakanımız İlhan Öztrak‘ın yanına göndereceğim. TRT ona bağlı. Git anlat Öztrak’a. Sana yardımcı olsun!
Mehmet Turgut benim yanımda İlhan Öztrak’a telefon açtı. Ben de çıkıp ona gittim. Bakanla âdeta diz dize yakın oturduk. Öztrak’a konuyu uzun uzun anlattım. Hem Ermenistan‘ın, İsrail‘in, büyük devletlerin Türkiye üzerindeki siyasetlerinden, hem de bizim komünistlerimizin ve Kürtçülerimizin, kırk türlü yalanla dolanla devletimizin Doğu ve Güneydoğu illerimize sahip çıkmadığına dair iddialarından örnekler verdim. İlhan Öztrak, sağ eliyle dizlerimi avuçladı:
- Yahu bu anlattıkların, aynı zamanda hükümetimizin programıdır. Ben şimdi TRT Genel Müdürüne telefon açıp söylerim. Git görüş kendisiyle, dedi.
TRT Genel Müdürü, 1980 askerî darbesinin alıp getirdiği Macit Akman isimli bir generaldi. En iyi, ama en iyi, çok iyi bildiği tek konu “Elekt-ro manyetik dalga” hareketiydi. Konuyu, makamından ona da uzun uzun anlattım. Beni çok büyük bir dikkatle dinledi. Bana 3-4 cümle söyledi. Dedi ki: “Senin o ANADOLU’DA ESKİ TÜRK BAŞKENTLERİ dizini ben de seyrettim. Orada öyle komünizm propagandası yoktu yahuuu!” Sonra dedi ki: “Bak şimdi. Ben sana Doğu ve Güneydoğu Anadolu üzerine program yapma imkânı tanırsam, kurumdaki 500 yapımcı, gider beni Başbakan’a şikâyet ederler. Derler ki; efendim biz dururken Akman paşa Yavuz Bülent’e program yaptırıyor. Yaaa! Sen şimdi özel kalemime telefon numaranı ver. Ben sonra seni ararım...” Aradan 21 yıl geçti. Akman Paşa, beni hiç aramadı.
Bizi bugünlere gafletimiz, cehaletimiz ve ihanetimiz alıp getirdi.

 

Not: Yazarın,Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan 20-21 Ağustos 2011 tarihli yazıları burada birleştirilmiştir.


 

 



Bu yazı 401 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,978 µs