En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
13 Haziran 2011

Madımak’ta ikinci yanlış



Sivas’ın Madımak türküsüne ve oyununa bayılıyorum. Fakat Madımak Otelinde 1993 tarihinde diri diri yakılan 22 Alevî vatandaşımız aklıma düştüğünde, misilsiz bir utanç duyuyorum. Madımak benim için türküsüyle, oyunuyla, yemeğiyle güzellikler demetidir; bir büyük vahşete sahne olduğu için de dipsiz bir cehalet, gaflet ve ihanet... bataklığıdır. Nitekim aynı cehalet, aynı vahşet, aynı ihanet Madımak yangınından iki gün sonra, Erzincan’ın Başbağlar Köyü’nde de, beynimizi kavurdu. Orada da, Madımak’a misilleme olsun diye 32 Sünni vatandaşımız hayvanlarıyla birlikte diri diri yakıldı. Aradan 18 yıl geçti. Değişen hiçbir şey yok. İşte her sene 2 Temmuz günlerinde, deli danalar gibi meydanlara dökülen birtakım kimseler, “Sivas’ın intikamı alınacaktır!” diye bağırıyorlar. Basınımızın Ateist-Komünist kalemleri “Madımak olayı unutulmamalı” diye yazarak yangınımıza körükle girişiyorlar. İyi ki bir başka toplulukta sokaklarımızda, caddelerimizde “Başbağlar Köyünün intikamı alınacaktır! Başbağları unutmayacağız! Unutturmayacağız!” nâralarıyla yürümüyor.
Madımak da, Başbağlar da, bizim büyük cehaletimizin veled-i zinasıdır. Mehmet Akif’in büyük bir isabetle belirttiği gibi: “Bizim en büyük düşmanımız cehaletimizdir!” Biz önce Alevi-Sünnî vatandaşlarımızı pençeleyen cehaleti ortadan kaldırmalıyız. Görüyorum ki böyle bir gayretimiz maalesef yok. Cehaletimizi ancak okuyarak, bilerek, araştırarak yok edebiliriz. Bu, hem devletimizin en büyük dâvâsı, hem de insanımızın! 1993 yılında, Madımak’ta birinci yanlış yapıldı. Şimdi (hem de devlet eliyle) ikinci yanlış yapılıyor. Gazetelerin yazdığına göre, istimlâk edilen Madımak Oteli, artık müze haline getirilecekmiş. Bana göre bu iş, kel başa şimşir taraktır. Bataklığa dokunmadan, sivrisinekleri yok etmeye çalışmaktır. Beş-on Alevî kuruluşun isteğini dikkate alarak Madımak Otelini müze haline getirmek, hatta onu, kocaman bir altın çerçeve içine almak neyi değiştirir? 1993 yılında Madımak’ı, hem de devletimizin inzibat güçleri önünde yakıp yıkan zır cahil kafalar, yarın Madımak Müzesi karşısında el-pençe divan mı duracaklar?
Sivas benim memleketim. Ben Sivas’a Sultan Şehir diyerek nice şiirler yazdım. Ama benim o Sultan şehrimde bazı Sünnî kardeşlerim Alevî kardeşlerime “kâfir” diye bakıyorlar. Bazı Alevî kardeşlerim de Sünnî kardeşlerime “Yezid” diyerek sövüp sayıyorlar. Her iki görüş de safsatalarla doludur; her iki görüş de bizim uçsuz-bucaksız cehaletimizin eseridir. Bunlar bizim “kaba softalarımız, ham yobazlarımızdırlar.”
Bin kere utanarak yazıyorum: Sivas’ta, benim oturduğum evin arkasına, Çocuk Esirgeme Kurumunun önüne, bir Alevî komşumuz ölülerine hayır için bir güzel çeşme yaptırmıştı. Benim zır cahil Sünnî komşularım da, “Bir Alevînin yaptırdığı çeşmenin suyunu içmek haramdır!” safsatasıyla o çeşmeyi yıkmışlardı. Şimdi de birtakım kimseler, Madımak’ı müze yapıyorlar. Cehaleti yok etmek çok zor! Müze yapmak çok kolay! Vah bize! Vah bize!

Madımak faciası üzerine ikinci bir kahırlanma 
 
Sivas’ta, Madımak Oteli, İl Özel İdaresi tarafından 5 milyon 601 bin lira karşılığında kamulaştırıldı. Dünkü lânetli otelin ön cephesinde, artık yeni ismi yazılı: SİVAS İL ÖZEL İDARESİ BİLİM VE KÜLTÜR MERKEZİ. Peki şimdi ne olacak? Her sene, Ankara’dan ve İstanbul’dan birtakım adamlar, 3 Temmuz günü Sivas’a gidecekler. Önce, ellerindeki üç-beş çiçek dallarıyla Atatürk heykeli önünde saygı duruşunda bulunacaklar. Oradan yeni BİLİM VE KÜLTÜR MERKEZİ‘ne doğru yürüyecekler. Etraflarındaki Sivaslılara öfkeyle bakacaklar. Aynı işi, BİLİM VE KÜLTÜR MERKEZİ önünde de yapacaklar. Arta kalan çiçekleri binanın önüne bırakacaklar. İçlerinde bir-ikisi, 1993 faciasını lânetleyen konuşmalar yapacak. Diğerleri sol yumruklarını havaya kaldırarak sözcülerini dinleyecekler. Etraflarında bir polis kordonu olacak. Böylece 3 Temmuz 1993 faciası, yeniden hatırlatılacak; yara yeniden kanatılacaktır. Bu hareketlerin beş paralık bir faydası olmayacaktır. Ama bölgedeki Alevî-Sünnî gerginliği biraz daha, biraz daha pekişecektir.
Dünyada, en cahilce, en ahmakça çekişme-dövüşme-sövüşme nedir diye bana sorarsanız, size hemen derim ki: Alevî-Sünnî dövüşmesidir. Bu çekişmenin, dövüşmenin, sövüşmenin, millet olarak, dünden bugüne çok zararlarını gördük. Peki biz bu beş para etmez kardeş kavgalarından nasıl sıyrılabiliriz? Bilmeliyiz ki, heykel önlerinde saygı duruşunda bulunarak, yumruk sıkarak, diş gıcırdatarak... bir milim bile öne gidemeyiz. Ancak, doğruları araştırarak, okuyarak, bilerek, yakamızı birtakım ahmak insanların elinden çekip kurtarabiliriz. Kardeş kavgalarından kurtulmanın zor tarafı, ama faydalı yolu budur: Mesela Madımak’ın kamulaştırılması için, 5 milyon 601 bin lira mı harcanmış? Bu iş için Millî Eğitim Bakanlığımız devreye girmeliydi. En çok 300 bin lira sarf ederek, Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin 64 sayfalık MAKALAT kitabını, tam 2 milyon adet bastırmalıydı. MAKALAT‘ı Sivas ve çevre illerimizde, hem öğrencilerimize hem de halkımıza, parasız dağıtmalıydı. Bakanlık, bütün öğretmenlerimizi seferber etmeliydi. MAKALAT‘ın okunmasını câzip hale getirmek için, demeliydi ki “Kitabı okuyarak en iyi özetleyenler arasında kur’a çekilecektir. Birinciye bir daire, ikinciye bir otomobil, üçüncüye 5.000 TL ödül verilecektir!”
Biliyorum ki, bu çok zor, fakat çok faydalı bir yoldur.
Ben, 50 yıldan beri, bu konunun içindeyim. Tesbitlerimi TÜRK’ÜN TÜRK’E DÜŞMANLIĞI isimli bir kitapta toplayacağım.

 

Not: Yazarın Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan 11-12 Haziran 20011 tarihli yazıları burada birleştirilmiştir.

 



Bu yazı 1,051 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,336 µs