En Sıcak Konular

Sabahattin Talu

Düşünü-Yorum
Sabahattin Talu
20 Ocak 2011

Faili Meçhullerde Madalyonun Öteki Yüzü



 

Faili meçhuller konusu bugünlerde yeniden gündeme geldi.

Bu konuda yazmış olduğum “Faili Meçhul Sakızı” başlıklı yazımın hemen sonrasında, geçmişte bölgede görev yapmış rutbeli-rutbesiz birçok kişiden e-mailler aldım.

Bu e-maillerin ortak noktası genellikle şu idi;

“Bölgede 25 yıldır artarak devam eden resmen bir savaş var. Özellikle 1990-1993 yılları arasında PKK neredeyse tüm bölgede hakimiyet kurmuş durumda. Hemen hemen her gün çatışma, karakol baskınları ve şehitler. Gündüzleri Devlet var, geceleri ise tamamen örgüt. Bazı il ve çoğu ilçelerde eli silahlı teröristler faaliyet gösteriyorlar, Devlet’e kurşun atıyorlar. Bölgede tam bir kaos yaşanıyor. Örgütün ‘kurtarılmış bölge’ dediği birçok yerleşim birimi, örgütün dağ kadrolarındaki teröristler ve halkın içindeki silahlı milis kadroları tarafından ele geçirilmiş. Nerdeyse örgüt bir canavara dönüşmüş ve Devlet ise adeta sinmiş bir kuzu gibi savunmada. Artık bölge tamamen elden çıkıyor gibi”.

İkinci ortak nokta ise şu;

“Bazı insanlar, sanki orada böyle vahim bir durum hiç yokmuş, olmamış ve Devlet orada keyfinden önüne geleni asmış-kesmiş-öldürmüş gibi bir durum yaratıyor. Evet, 25 yılı aşkın bir süredir orada resmen bir savaş var, kimsenin elinde çiçek yok. Doğru değildir, insanlık dışıdır, ancak ne yazık ki olmuştur ve bazı faili meçhuller yaşanmıştır, belki de mecbur kalınmıştır. Ama hiç öyle denildiği gibi bu keyfi olmamıştır. Ayrıca faile gidenler de hiç öyle melek de değillerdir. Neredeyse hepsi, birçok kez uyarılmalarına rağmen örgüte malzeme ve istihbarat sağlamış, sağlamaya devam etmiş ve eylemlerde bizzat yer alarak askerlerin şehit edilmesinde önemli rol oynamışlardır. Hem bu sayı böyle abartıldığı gibi de değildir. Devletin durumu ciddiye aldığı dönem, yumruğunu masaya vurduğu dönem 1994 yılı ikinci yarısıdır. Zaten örgüt yandaşları da faili meçhuller dönemini bu dönem olarak gösterirler. Yani onlara göre 1.5 yıl içerisinde 20 bin faili meçhul cinayet işlenmiştir. Akıl var, yakın var, bu tamamen büyük bir abartı ve tamamen bir yalandır. Bu yalanın söylenmesi/söyleyenler değil, buna inanılması/inananlar ve birer cani gibi gösterilmemiz bizi üzüyor, kahrediyor. Bizler kanımızla, canımızla, gece-gündüz, kar-kış demeden son derece zor şartlarda mücadele ettik, şehit ve gazi olduk, yine oluruz. Bizler taşın altına, değil elimizi, canımızı, bedenimizi, ruhumuzu koyduk, yine koyarız. Ama, bize yapılan bu haksızlık, bu iftira, hatta neredeyse düşmanlık her gün bizi üzüntüden öldürüyor”. 

Evet, savaş gerçekten çok kötü bir şey, ama ne yazık ki oluyor, olabiliyor. Bu, sadece bizde ve sadece bugün değil, tüm dünyada ve geçmişte oldu ve maalesef dünya döndüğü sürece de olacak. Anlaşılacağı üzere, savaşın da kendine özgü farklı bir psikolojisi ve gerçeği var. Bu bir sportif müsabaka değil, bu bir mücadele. Ne yazık ki savaşların bazen kanunları olmayabiliyor, çünkü burada çiçek verilmiyor, kan akıyor, can veriliyor.

Bir tarafta Devlet var, diğer tarafta eli silahlı bir örgüt. Devlet’in hukuku, kanunu var, örgütün yok, ama savaş halindeler, can pazarındalar. Gerçekten çok zor bir durum olsa gerek.

Geçmiş dönemde bölgede görev yapmış bir üst rütbeli komutan; “1992-93 yıllarında örgüt dağda 10 bin kişiydi. Ancak köy ve kasabadaki silahlı milisleri 10 binleri aşmıştı. Çoğu, gündüz köylüydü, gece terörist. Dağı besleyen, eylemleri yapan ve yaptıran da bunlardı. Dağdaki 10 bin ile savaşır, yenersiniz, ama şehirdekini, köydekini bilemez ve göremezsiniz, çünkü kimsenin alnında yazmıyor. Birçok faaliyetin, silahlı eylemin altından hep bunlar çıkarlar, ama içimizde yaşarlar. Milisler, dağ kadrosundan daha tehlikelidirler. Çünkü, sanki halktanmış gibi içinizde yaşar, arkanızdan vururlar. Asıl tehlike işte bu milislerdir. Çünkü milisler, örgütün gözüdür, kulağıdır, tetik çeken parmağıdır” şeklinde bir açıklamada bulunmuştu.

Bütün bu olup bitenleri birleştirip bir değerlendirme yaptığınızda çıkan sonuç şu gibi görünüyor.

Bölgede gerçekten son derece kanlı yaşanan/yaşanmış bir savaş var ve oldu.

Terör ve terörist sadece dağda, kırsalda değil, içimizdeydi.

Bir dönem (1992-93) bölgede hakim olan-olmaya çalışan güç örgüttü ve Devlet sadece savunmada kalmıştı.

Bu bir savaştı ve gerçekti ve maalesef faili meçhul bazı cinayetler de ne yazık ki yaşandı. Belki de mevcut vahim durum nedeniyle yaşanmak zorunda kalındı, ama “her önüne geleni” anlamında keyfiyet asla yoktu.

Sayı ise bu kadar abartıldığı gibi 20 bin falan da değildi, olamazdı da. Çünkü, yaklaşık 30 yıldır süren bu savaşta toplam can kaybı 35 bin civarındayken, Devletin işi ciddiye aldığı o 1-1.5 yıllık dönem içerisinde 20 bin kişinin faili meçhul cinayete kurban gitmiş olması mümkün olmayıp, akla ve mantığa yatkın değildi, olamazdı da.

Faili meçhule gidenler, öyle denildiği veya gösterilmeye çalışıldığı gibi mazlum, saf, temiz, sade vatandaş, melek de değillerdi.

Ancak bütün bunlara, o son derece zor şartlara, her türlü vahim mevcut durumlara rağmen, her ne şekil ve şartta olursa olsun, işlenmiş olan veya işlendiği iddia edilen faili meçhul cinayetleri haklı göstermek, gerekçe göstererek haklılık kazandırmaya çalışmak, insanlık adına kabul edilir bir durum asla değildir, olamaz da.

Ve ancak, ancak ve ancak, burada özellikle anlatılmak istenen, vurgu yapılan, altı çizilen; yaşananların çok daha doğru ve net anlaşılabilmesi adına, sadece “meçhul”un değil, biraz da gündeme dair şartları ortaya koyup “malum” gerçeklerin, sadece “madalyonun görünen yüzü” değil, az da olsa, biraz da olsa, azıcık da olsa, öteki “gerçek yüzü”nün ortaya konulmasıdır.

 



Bu yazı 684 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Şubat 2012 Demokrasi Getirmek!
    • 13 Ocak 2012 Sıra SURİYE’de mİ?
    • 29 Aralık 2011 Düşmanımın Düşmanı Dostumdur
    • 22 Aralık 2011 Canlı Kalkan
    • 8 Aralık 2011 ROJ TV, Gören Gözlere Kel'i Gösteriyor
    • 2 Aralık 2011 Kürt Sorunu’nun Çözümüne İlişkin Beyin Jimnastiği
    • 24 Kasım 2011 KCK Ve Asrın Hukuk Bürosu
    • 17 Kasım 2011 Çözüm mü Dediniz!
    • 11 Kasım 2011 Ne Çare (N.Ç.)
    • 28 Ekim 2011 Sen Olma Haslanım Cemal
    • 27 Ekim 2011 PKK Terörü ve Van Depremi
    • 21 Ekim 2011 Hırsızlık Şebekesi
    • 14 Ekim 2011 Kürtçülere Sorulması Gereken Sorular
    • 7 Ekim 2011 Artık Şuna Net Olarak İnanıyorum
    • 4 Ekim 2011 Barışı Kim İstemez?
    • 23 Eylül 2011 BİR MAÇ NASIL KAZANILIR?
    • 14 Eylül 2011 Analar Ağlamasın da!
    • 8 Eylül 2011 Artık Bir Karar Verin!
    • 26 Ağustos 2011 Cılız Da Olsa İlk Kez Farklı Bir Ses
    • 25 Ağustos 2011 Batman’dan Bodrum’a Özerklik

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,400 µs