En Sıcak Konular

Yavuz Bülent Bakiler
Konuk Yazar-Türkiye
Yavuz Bülent Bakiler
27 Aralık 2010

Mehmet Akif’ten korkanlar, onu okumayanlar



Mehmet Âkif Ersoy’un vefatı üzerinden tam 74 yıl geçti. Onu, devlet törenleriyle ilk defa, 1986 yılında andık. Vefatının 50. yıl dönümü dolayısıyle, Türkiye içinde ve işçilerimizin yaşadıkları Avrupa ülkelerinde çeşitli programlar düzenlendi. O yıllarda, ben, Kültür Bakanlığında vazifeliydim. 42 şehrimizde Âkif için kürsülere çıktım. Sonra, Almanya’da, Belçika’da, Hollanda’da, İsviçre’de, Fransa’da yaşayan işçilerimize büyük Vatan Şairimizi anlatmaya çalıştım. Hayretle ve dehşetle gördüm ki, bizim münevver bilinen kimselerimiz, Mehmet Âkif Ersoy’u, yeteri kadar bilmiyorlar, tanımıyorlar. Halkımızın da (okumadığı, araştırmadığı için) Âkif’ten haberi yoktur. Birçok yerde şahid oldum: M.Âkif’i olduğu gibi anlatınca, aydın bilinen, öyle geçinen kişiler, hayretler içinde kaldılar. Bana gelerek dediler ki:
“-Bizim bildiğimiz Âkif’le, sizin anlattığınız Âkif arasında, dağlar kadar fark var. Şaşırdık kaldık! Bu Âkif, başındaki fesi çıkarmamak için kaçıp Mısır’a giden adam değil mi? Âkif, başından fesi çıkardığı takdirde gâvur olacağına inanıyordu. Halbuki siz, bu iddianın kat’iyyen doğru olmadığını, İslâm düşmanları tarafından uydurulduğunu söylüyorsunuz.”
-Evet öyle dedim. Çünkü fesin Türklükle ve İslâmiyetle milyarda bir nisbetinde bile ilgisi yoktur. Fesi önce Frigyalılar yaparak kullandılar. Frigyalılar, M.Ö. 1000-2000 yılları arasında yaşayan putperest bir kavim. Fes, Frigya’dan Doğu Roma’ya, oradan Fas’a yayıldı. 1832 yılında ise, 2. Mahmud zamanında, bizim başımıza yerleşti. Halk, 2. Mahmud’un fes inkılâbını kat’iyyen kabul etmedi. Hatta ona, “Gâvur padişah” diye bir isim bile taktı. Fes, zorla başımıza oturdu. O hadiseden 93 yıl sonra, Atatürk, Kastamonu’da, halkımızı şapka ile selamladı. Garabete bakınız: İkinci Mahmud zamanında, fesi kat’iyyen kabul etmeyen, fes yüzünden, başındaki hâlifeye “Gâvur padişah” diye isim takanların torunları, 1925 yılında fese sımsıkı sarıldılar ve şapkayı giyinmek istemediler. Şapka yüzünden idamlar oldu ve şapka, başımıza zorla oturdu.
Doğu ve Batı dünyasını çok, ama çok iyi bilen, Fransızca, Arapça ve Farsça ile geniş araştırmalarda bulunan ve aynı zamanda müsbet ilimler okuyan M.Âkif, nasıl olur da İslâmiyeti getirip fesin dar kalıpları içine sokar? Âkif’i fes dolayısıyle suçlayan cahil veya inkârcı kafalar, onun -yine Batıdan gelen- Frenk gömleği giyinmesini, kravat takmasını, ceket ve pantolon kullanmasını nasıl izah edecekler acaba?
M.Âkif, bizim Meşrutiyet ve Cumhuriyet devrimizin, en büyük âbide şahsiyetlerinden biri.
Âkif, bin yıl sonra bile, ikibin yıl sonra bile, yine âbide bir şahsiyet olarak selamlanacak mütefekkir şairlerimizin başında bulunuyor.
Cehalete, taassuba, geriliğe, yanlış bir tevekkül anlayışına Âkif kadar düşman olan kaç şairimiz var?
Türkiye’nin kalkınması, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması aynı zamanda, Âkif’i çok iyi tanımamıza, onun büyük aydınlığından istifade etmemize bağlı.
M.Âkif, SAFAHAT isimli 536 sayfalık muhteşem eserinde, yüzümüzü, Batının ilmine ve san’atına dönmemizi sık sık hatırlatmaya çalışıyor. Bizim şiirimizde, atom ilminden ilk defa bahseden şairimiz odur. Gençlerimize, Âsım’ın şahsında anlatmayı istiyor ki kaba kuvvetle, hükümet darbeleriyle vatana hizmet etmek mümkün değildir. Çıkış yolu, en kısa zamanda Berlin’e gitmek, orada atom ilmini öğrenmek, böylece bir damla kömürden namütenahi güç elde ederek onu insanlarımızın sağlığı-saadeti için kullanmaktır. Türkiye’yi ağır sanayiye kavuşturmaktır.
Âkif’ten korkanlar, bizim din düşmanlarımız, ham yobazlarımızdır.

Bu yazı 765 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Mart 2013 Allaha ısmarladık
    • 10 Mart 2013 Anıtkabir'de Kral Abdullah'ın gözyaşı
    • 4 Mart 2013 Hocalı'da Ermeni ve Rus vahşeti
    • 25 Şubat 2013 Ah Enver Ağabey!
    • 24 Şubat 2013 Sinoplu gençleri kim tahrik etti?
    • 18 Şubat 2013 Kemalizmin millet anlayışında dinin yeri yoktur
    • 4 Şubat 2013 Türk Olmak Şereftir
    • 21 Ocak 2013 Nazım Hikmet'e niçin saygı duyayım? -ll-
    • 14 Ocak 2013 A. Menderes'e tekme tokat dayak, Apo'ya renkli televizyon
    • 13 Ocak 2013 Terör biter mi dersiniz?
    • 31 Aralık 2012 Soner Yalçına Açık Mektup
    • 25 Kasım 2012 Turan Yazgan Hoca da...
    • 23 Ekim 2012 Fazıl Say cayırtısı
    • 21 Ekim 2012 MHP Devlet Bahçeli'yle büyümüyor, büyümeyecek!
    • 8 Ekim 2012 Atsız Şaman mıydı?
    • 1 Ekim 2012 Balyoz davasının hakimi ben olsaydım...
    • 9 Haziran 2012 Abdurrahim Karakoç (1932-2012)
    • 9 Nisan 2012 Ordumuzu siyasete bulaştırmamak
    • 1 Nisan 2012 Türk Ocakları 100 yaşında
    • 5 Mart 2012 Hocalı mitinginde bir yanlışımız

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,800 µs