En Sıcak Konular

Prof.Dr.Mustafa Erkal-Aydınlar Ocağı Genel Başkanı
Konuk Yazar-Aydınlarocagı.org
Prof.Dr.Mustafa Erkal-Aydınlar Ocağı Genel Başkanı
23 Mayıs 2010

Yine Kalkınma Ajansları ve Anayasa



Yaşadığımız dönem, küreselleştirmenin iktisat ve inanç dünyaları da dahil her alanda gelişmekte olan ülkeler üzerinde baskı ve yönlendirmelerini hissettiğimiz bir dönemdir. Küreselleştirme parçayı bütünün karşısına diken, parçayı ayrı düşünen, mahalli ile milliyi farklı ve çatışması gereken unsurlar olarak ele alan bir yaklaşıma sahiptir.
Genelde ülke çapında uygulanan iktisat politikalarını ve sonuçlarını bölgelerden ayrı düşünemeyiz. Bir ülkenin genel ekonomik sorunları bölge seviyesinde de kendisini hissettirir. Nitekim, Türkiye’deki işsizlik oranındaki artış, ülkenin az gelişmiş yörelerinde de artışa sebep olmuştur. Geleneksel olarak bölgelerarası eşitsizlikleri gidermek ve mümkün olduğu kadar dengeleyici politikalar uygulamak, milli ekonomik büyüme içine konuyu oturtmak esas alınır. Bölge plânları yapılsa dahi, bunlar milli plânları dışlayarak gerçekleştirilmez.
Ancak, son yıllarda küreselleştirmenin doğurduğu etkiler yeni modelleri gündeme getirmekte, bölgelerarası eşitlik ve dengeden çok; bölgelerarası rekabeti, milli ekonomik büyümeden ayrı bölgesel ekonomik büyümeyi öne çıkarmaktadır. Henüz ekonomik gelişmede mesafe kat etmemiş, kalkış sağlayamamış bir yöre veya bölgenin diğerleriyle nasıl rekabet edebileceği çok tartışmalıdır.
Son yıllarda AB’nin dayatması olarak gündemde tutulan, belki de demokratikleşmenin bir gereği olarak(!) pek de tartışılmadan benimsenen ve 14 Temmuz 2009’da yasalaştırılan bölge kalkınma ajansları, ABD, İngiltere, Almanya ve Polonya gibi bir çok ülkede kurulmuştur. Bizde de 3 veya 4 ili kapsayan 26 kalkınma ajansı gerçekleştirilmiştir. Henüz sonuçları ortaya çıkmamakla beraber, birçok soru işareti bulunmaktadır. DPT’nin eşgüdümünde faaliyet gösterirken, mahalli ve iç kaynakları harekete geçirirken, uluslararası fonlardan ve bilhassa AB fonlarından da istifade edileceği anlaşılmaktadır. Yabancı fonların bir ülkeye hele o ülkenin sermaye-hasıla katsayısı düşük, az gelişmiş yörelerine gelmesinin bir beklentisi vardır. Bunların kâr amacı gütmemesi ve kamu yararını hesaba katması nasıl beklenebilir? Bu kadar aşırı iyimser olmak, ülke çıkarlarını göz ardı etme sonucunu doğurabilir. Ancak, bazılarına göre milli çıkarları korumak, milliyetçilik yapmak çağdaş bir suç haline sokulmuş; uysal ve evrenselci bir garip sömürge aydını tipi makbul bir nesne gibi takdim edilmiştir; edilmeye de devam etmektedir. Ülkeyi yönetenlerin bu yönde maalesef bazı beyanları vardır.  
Ülkelerin politik gücü ve siyasi tesirliliği bu ajansların faaliyetlerini etkileyecektir. Meselâ; Almanya’da kurulan ajanslarda sınırlı sorumlu olan şirketler, diğer bazı ülkelerde ne ölçüde sınırlı sorumlu olabilecek ve kamu denetimi dışında düşünülebileceklerdir? Dünya kaynaklarını denetim altına alma iddiaları geçerliliğini korumaktadır. Türkiye gibi ülkelerde kamu kuruluşlarının özelleştirilmesinden sonra sıra bizzat Devletin özelleştirilmesine gelmiştir.
Aslında Anayasa değişikliklerini diğer birçok uygulama ve konudan ayrı ve bağımsız düşünemeyiz. Türkiye’ye yeni bir rota çizilmeye çalışılmakta ve bu rotanın tayin edicileri de maalesef biz olmuyoruz. Başbakanlıkta Ergun Özbudun ekibine hazırlattırılan taslak unutulmamıştır. Acaba Devletle ve Türklükle kavgalı bu ekibe neden taslak hazırlattırılmıştır? Asıl hedef; Anayasanın temel giriş maddeleri ve bunlarla bağlantılı diğer bazı maddeler değil mi? Engel görülen Yargıyı ve askeri sindirme hedeflenmiyor mu?
 Anayasa değişiklikleri mutabakat gerektirir. Her iktidara göre Anayasa hazırlanmaz ve değişiklik yapılmaz. Devletin Anayasası olur; partilerin değil... Bu bizde ters işletilmeye çalışılmaktadır. Liberal diktaya götürücü, demokrasiyi tanınmaz hale getirici bu yolda ısrarlı olunduğu anlaşılmaktadır.


 



Bu yazı 351 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Mart 2020 Virüslü Genel Manzara
    • 4 Şubat 2020 İstanbul Kanalı Üzerine
    • 1 Ocak 2020 Milli Marşımıza Ve Türkçeye Yapılan Saygısızlık ve Bir Sapıklık Örneği
    • 26 Kasım 2019 Aranan Bir Kayıp: İnsan Hakları
    • 7 Şubat 2019 Türk Dünyasının Bazı Sorunları
    • 9 Ocak 2019 Ümmet Soslu Yeni Türkiye Oyunu
    • 21 Aralık 2015 Türklüğün Gururu Prof.Dr. Aziz Sancar
    • 24 Kasım 2015 Iğdır'da 42. Şura
    • 5 Eylül 2015 Psikolojik Savaş ve İstikrar
    • 14 Temmuz 2015 Koalisyon Mecburiyeti
    • 23 Nisan 2015 Seçim Öncesinin Gündemi
    • 9 Şubat 2015 Başkanlık Sistemi Tuzağı
    • 1 Aralık 2013 1920 Ve 1923 Ruhları
    • 4 Ağustos 2013 İleri Demokraside İlerlerken !
    • 12 Haziran 2013 Kosova ve Balkan Gerçeği
    • 30 Nisan 2013 Çözüm ve Barışın Arka Planı
    • 8 Nisan 2013 Çelişkiler Yumağı
    • 30 Mart 2013 Ters İşleyen Barış Süreci
    • 10 Mart 2013 Türke Karşı Irkçılık
    • 15 Ocak 2013 Teröre Ödül mü Veriliyor?

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    11,408 µs