En Sıcak Konular

Aziz Dolu

Atabey
Aziz Dolu
26 Temmuz 2013

İstanbul, Sadece İstanbul Değildir



İstanbul, efsanelere konu olmuş; efsane olmuş bir şehirdir. Şehirlerin emîri; şehirlerin şahı, padişahı olan bu kent hakkında yüzlerce, binlerce eser kaleme alınmıştır. Tarihin her anında bir cazibe, bir çekim merkezi olan İstanbul, ilk çağlardan bu yana doğulusuyla, batılısıyla, kuzeylisiyle, güneylisiyle insanların meftun olduğu, uğruna canlar feda ettiği zorlu bir sevgili olagelmiştir. Ta ki “Ya ben İstanbul’u alırım; ya İstanbul, beni!” diyen şahin bakışlı Fatih Sultan Mehmet Han’a yâr olana dek!.. 

İstanbul’un geçmişiyle ilgili yapılan araştırmalarda, her gün yeni bulgular elde edilmektedir. Her defasında da şehrin tarihi sil baştan yazılmaktadır. Ama kesin olan bir şey vardır ki o da, Asya ile Avrupa arasında paylaşılamayan, paha biçilemeyen bir elmas gibi ışığını, parlaklığını hiçbir zaman kaybetmemektedir. Zaman zaman Latin istilâsı vs. gibi talihsizliklerden ötürü kirlense, lekelense de bir ufak rötuşla, bir ipek mendille tekrar eski güzelliğine kavuşmaktadır. Bu rötuşların, ipeğe sarıp-sarmalamaların ilkini 1453’de cennet-mekân Fatih Sultan Mehmet Han eliyle yapmış olan milletimizin nazarında İstanbul, elde edilmiş bir ‘kızıl elma’dır. Sonraki yıllarda eski önemini kaybeder gibi olmuş; hatta 60’lı-70’li yıllarda anarşiye, 80’li-90’lı yıllarda kapkaç bilmem ne türü onca zillete maruz kalmışsa da eski parlak ve şaşaalı günlerine hızla dönmektedir.


İstanbul’u, İstanbul yapan en önemli sebeplerden biri de hiç şüphesiz Son Peygamber’in, Âlemlerin Sevgilisi Hz. Muhammed (sav) Efendimizin hadis-i şeriflerinden birine konu olmasıdır. Bu bile, milletimiz açısından başlı başına bir iftihar vesilesidir. Dahası mazluma Yûnus, zalime Yavuz olmasını bilen necip milletimiz buradan hem Doğu’yu, hem Batı’yı, hem Kuzey’i hem de Güney’i yönetmiştir. Padişahlarımız Doğu’nun halifesi, Batı’nın imparatoru olagelmişlerdir asırlarca.

İstiklal Harbi yıllarının jeopolitiğinin dayattığı gerekçelerle bir süre geri plana düşen İstanbul çok geçmeden bilim, kültür, sanayiî, ticarî vb. birçok alanda ülkemizin lokomotifi olmuş, gizli başkent görevi görmüştür. Zamanın ne göstereceği bilinememekle birlikte, bir gün dünyanın da başkenti olmaya aday olduğu, bu birikimi (potansiyel) taşıdığı aşikârdır.


Boğaza 3. köprü tasarısı (proje) ve Yavuz-Şah mücadelesi ile ilgili olarak bir hususa dikkatinizi çekmek istiyoruz. O da şudur: Biz, mücadeleyi -Avşar’ın, Karahacılısı olmamız hasebiyle- ceddimizin de destek verdiği Türkmen şeyhi Şah İsmail’in değil de, Yavuz Sultan Selim Han’ın kazanmasının, Türk tarihi açısından daha hayırlı olmuş olabileceği ihtimali üzerinde duruyoruz. Neden derseniz, Şah’ın üstünlüğü ile neticelenecek bir mücadelede Avrupa’daki Türk varlığının ve dahi Arnavut, Boşnak gibi diğer Müslüman halkların varlıklarının tehlikeye düşebileceğinin göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizmek istiyoruz. Yakın tarihte yaşanmış bir Bosna faciasının acı hatıraları hâlâ tazeliğini korurken hem de. Hatta ve hatta Macarların bile varlıklarını Osmanlı’ya borçlu olduklarını, başta hâlihazırdaki Macaristan Cumhurbaşkanı olmak üzere bizzat Macar tarihçiler ifade etmektedirler. Ha, Yavuz’un kazanmasıyla da Anadolu ve Azerbaycan’ın birleşmesi sekteye uğramıştır o da ayrı mesele… Lâkin bu durum adı üstünde bir sektedir yani gecikme!.. Ve bu gecikme -inşallah- fazla uzun sürmeyecektir. Duamız da, temennimiz de bu yöndedir. Ortak ordu, ortak ticarî girişimler… diye giden; doğal olarak kardeşliğin de gereği olan bunca çaba, nihayetinde Oğuz (Türkmen) birliğinin kurulmasıyla neticelenecektir. Efsâne lider Ebulfez Elçibey hastane odasında ömrünün son demlerini yaşarken, kendisini ziyarete gelen ünlü sanatçı Fatih Kısaparmak’a aynen şöyle demiştir: “21. asır Türk asrı olacaktır. Ok, yaydan çıktı bir kere!” Allah-û âlem.


İstanbul’a 3. köprü haberlerinin gündemde olduğu bu zaman diliminde, taktik (strateji) açıdan, ondan çok daha önemli olan Kanal İstanbul tasarısı (lâyiha) kamuoyu nezdinde hak ettiği ilgiyi, alâkayı görmemiştir. Oysa bu tasarı ülkemiz açısından çok daha önemli bir hamledir. Bildiğiniz gibi 15. asırda Türk hâkimiyetine geçen İstanbul Boğazı aşama aşama gelen netameli bir sürecin son halkası olan Montrö Anlaşması ile uluslararası bir konuma (statü) tevdi edildiği için savaş hali dışında, Boğazlar üzerinde fazla bir egemenlik hakkımız bulunmamaktadır. Bu noktada, Kanal İstanbul tasarısı ülkemiz için hayati öneme sahip hamlelerden biri olarak kabul edilmelidir. Görünürde kültür varlıklarının korunması, ticarî kazanç, doğal hayata duyarlılık gibi gerekçelerin dillendirildiği kanal tasarısının perde gerisinde Montrö Anlaşmasını geçersiz kılmaya yönelik siyasî bir gayenin yattığı aşikârdır.


İstanbul’a dünyanın en büyük havaalanının yapılacak olması da küçümsenemeyecek bir tasarıdır. Zira Asya-Avrupa-Afrika kıtalarının kesişme noktasında bulunan ülkemiz bu fırsatı iyi değerlendirdiği takdirde, havayolu taşımacılığında dünyanın bakım ve ikmal merkezi olmaya doğru gidecektir. Bu merkez, -şimdilik- Fransa ve İngiltere gibi Batı Avrupa ülkeleri iken, yakın bir gelecekte ağırlık Türkiye’ye kayacaktır. Dahası hava taşımacılığının lideri konumundaki Lufthansa’yı tahtından indirmeyi kafaya koymuş; bu uğurda çılgınca (agresif) bir büyüme hamlesi başlatmış olan Türk Hava Yollarını da yabana atmamalısınız.


“Kadın dediğin İstanbul gibi olmalı; fethi güç, fatihi tek!” diyen şaire; “İstanbul’dan ziyade, İstanbul’u özledim .” diyen ozana ve daha nicelerine hak vermemek elde mi? Zira İstanbul bir Paris -asla- değildir; hele Bürüksel hiç değildir. Üstad Necip Fazıl gibi ‘vatanım da vatanım’ çekenlerin dergâhı; nizâm-ı âlem, i’lâ-yı kelimetullahın kıblegâhıdır. İstanbul, şamanıyla-Müslüman’ıyla Türk’ün madde ve mânâ özlü ruh iksiridir. Onun içindir ki Altay’dan kopup gelen akıncıların yolu bir şekilde hep İstanbul’a düşmüştür. Hunlar, Sabarlar (Sibirler) - Hazarlar, Avarlar, Bulgarlar, Peçenekler, Kumanlar son olarak da Oğuzlar “Mehlika Sultan’a âşık yedi genç” gibi hep bu kutlu sevdaya at sürmüşlerdir. İstanbul, Fatih Sultan Mehmet Han’ın, ordusuyla birlikte harabelerini ziyaret ederek “Bu belde halkının öcünü almak bana nasip oldu.” diye dua ettiği Truva’nın da rövanşıdır. Gâzi Mustafa Kemal Atatürk de Çanakkale ve Dumlupınar zaferlerinin sonrasında sarf ettiği “Truva’nın intikamını aldım.” sözleriyle, en çok hayranlık duyduğu Osmanlı Padişahı olan Fatih Sultan Mehmet Han ile aynı tarih bilincine sahip olduğunu göstermiştir.


Velhâsıl İstanbul, sadece İstanbul değildir.

 

Serik-17.07.2013

Aziz Dolu Atabey

http://azizdolu.blogcu.com/

 

Derkenar: Okumuş olduğunuz bu yazı, İstanbul mevzulu iç siyaset mülâhazalarımızı dile getirdiğimiz “Yavuz, Taksim ve Demokrasi” adlı yazımızın devamı niteliğindedir..

http://www.mirhaber.com/artikel.php?artikel_id=1818



Bu yazı 465 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2017 Ömer Halisdemir
    • 5 Temmuz 2017 Musul; Nureddin Zengi'nin Yadig
    • 23 Mayıs 2017 Ra, Rab, Tanrı ve Türkler
    • 7 Mart 2017 Türkiyeyi Ve Dünyayı Anlamak
    • 14 Ocak 2017 Rainadan, Radikalizme
    • 1 Ocak 2017 İslam, İslamcılar ve Anarşizm
    • 22 Aralık 2016 Kurt Ulur, Vatan Kurtulur
    • 7 Aralık 2016 Şangay Bilmem Ne Kaçlısı
    • 20 Kasım 2016 Başkanlık Tartışmaları
    • 20 Kasım 2016 Fıratın İki Yakasını Bir Araya Getirmek
    • 7 Ekim 2016 Bir Meşrep Olarak Alevilik
    • 22 Eylül 2016 Piruz Dilenci; Güney Azerbaycanın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam
    • 11 Eylül 2016 Bu da oldu; Atatürkün resmine sansür
    • 31 Ağustos 2016 Yüksekova İl Olmalı
    • 18 Ağustos 2016 Yapılandırma Ayarlarına Dönüş
    • 8 Temmuz 2016 Atatürk Türkiyesinden, Humeyninin İranına
    • 2 Temmuz 2016 Akıl ile vicdanın hasbıhali
    • 2 Temmuz 2016 Almanların Maskarası, Çerkezlerin Yüzkarası
    • 29 Mayıs 2016 Bir, Üç, Beş
    • 23 Mayıs 2016 Otizmliler, ille de AKP diyormuş

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,096 µs