En Sıcak Konular

Aziz Dolu

Atabey
Aziz Dolu
21 Haziran 2013

Yavuz, Taksim ve Demokrasi



Son günlerde ülke gündemini meşgul eden olaylara baktıkça aklı başında her insan gibi biz de üzülüyoruz canlar. Zira Türkiye gemisinde bir garip yolcuyuz malûm. Türkiye'nin, büyük Türkiye olacağı günlerin özlemiyle yanıp tutuşurken, bu olaylar hiç de iyi olmamıştır. Umarız olaylar tez zamanda durulur da, güzel ülkemiz hasret kaldığı huzura, barışa kavuşur.

 

Boğaz'a 3. köprü muhabbeti ile başlayan sürecin içte ve dışta birilerini rahatsız ettiği ortada. Biz, dış etkenleri pek umursamıyoruz. Bizi, içteki yansımaları daha çok ilgilendiriyor ve bu nedenle muhabbetimize Yavuz Sultan Selim Han'la devam etmek istiyoruz. Bildiğiniz gibi Selim ve İsmail, Sultan ve Şah, Yavuz ve Cihangir ne derseniz deyin, iki cihan hükümdarı arasındaki rekabet tarih, edebiyat, ilahiyat, toplumbilimi (sosyoloji) diye giden birçok sahada araştırma konusudur. İki hükümdar da hırslı ve inatçıdır. İkisi de Oğuz Kağan neslidir. İkisi de Türkmen'dir. Biri, İslâm halifesidir; diğeri, Türkmen şeyhi… Biri Hanefî'dir, diğerini Câferî olarak adlandırabiliriz. Ama aralarındaki meseleyi birtakım sığ akıllılar gibi basit bir Şiî-Sünnî çekişmesi gibi görmemelisiniz. Mesele, bir iklime iki hükümdarın sığmaması meselesidir. Zira ekseriyetle Hanefî olan Avşarlar da İsmail'in safında yer tuttuğuna ve Osmanlı ordusunun neredeyse resmî tarikatı olan Bektaşîliğin de Alevî meşrepten geldiğine bakarsanız bu durum apaçık ortadadır. Dahası Çaldıran'da, Şah İsmail'in ordusunun sol kanadına -mensubu olmaktan gurur duyduğumuz- Karahacılı aşiretinin beyi Mehmet Han'ın kumanda ettiğine dair rivayetleri ve Karahacılıların Hanefî oluşlarını da belirtmeden geçmeyelim.

 

Tarihî olayları abartmanın, saptırmanın kimseye bir fayda sağlamayacağı; olsa olsa üç-beş yarım akıllı taraftar kazanılacağı unutulmamalıdır. Bize göre, Anadolu ve Azerbaycan'ı birbirine bağlayan Doğu Anadolu üzerinde bir hâkimiyet ve Oğuz (Türkmen) birliğini kurma mücadelesidir asl'olan. Yaşanan süreçte bir Alevî katliamından (toplukıyım) bahsetmek yersiz ve mesnetsizdir. Zira söz konusu olan Alevî katliamı değil; biri Anadolu'da, diğeri Azerbaycan'da kurulmuş olan iki Türkmen devleti / hanedanlığı arasında yaşanan siyasî rekabette ister istemez ortaya çıkmış elem verici bir Türkmen kıyımıdır. Anadolu'da, Şah yanlıları takibata (kovuşturma) uğramışken; Türkmenistan-Özbekistan taraflarında da Şah karşıtları büyük acılar çekmiştir. Bize kalırsa, Anadolu'da 40 bin Şah yanlısı ile Batı Türkistan'da 200 bin Şah karşıtının kılıçtan geçirildiğine dair rakamlar abartılıdır. Velhâsıl Yavuz Selim Han ile hem hısım hem de hasım bir kültürden gelen Yörük Türkmeni olarak, köprüye adının verilmesini isabetli bulduğumuzu belirtelim. Neden derseniz, Yavuz adı, Ortadoğu'da at koşturan; Babil'in asma bahçelerini talan eden modern zamanların Haçlı gürûhuna verilen yerinde ve gecikmiş bir cevaptır da ondan. Türkiye'nin, "... gidin ülen arka bahçemden!" demesidir bir yerde. Ha, Doğu Anadolu'da; misal Güney Azerbaycan'ın Avşar şehri Urmiye ile omuz omuza vermiş gibi duran Yüksekova'da bir üniversite kurulur; adı da Şah İsmail olursa ne mutlu bize!..

 

İstanbul / Taksim'deki gezinti alanı üzerine koparılan fırtınanın ülkeyi ne hâle getirdiğini görüyorsunuz. Birileri, Türkiye'ye rezil oldu; Türkiye de, dünyaya…  Olayın, incir çekirdeğini doldurmayacak bir nedenden çıktığını söylemek güç olmakla birlikte;  abartıldığı da ortada. Bu hususta da kaynağımızı (referans) tarihten alalım canlar. Padişahlarımızın resmî tatil olan Cuma günleri halkın arasına katıldığını, bu merasimlere de Cuma selâmlığı dendiğini biliyorsunuz. Bu selâmlık merasimlerinde halk, yollara dizilir; "Padişahım çok yaşa!" nidâlarıyla ortalığı inletirmiş. Akabinde ikinci bir nidâ duyulurmuş:"Mağrur olma Padişahım. Senden büyük Allah var!"  Birincisinde dua eden halk, ikincisinde de nasihat edermiş hâl dilince. Yani birincide 'hayda bire' deyip; ikincide 'destur'u çekerlermiş anlayacağınız.

 

Gezi Parkı eylemlerine gelince… Biz, göstericilerin hepsinin de çapulcu olduğunu iddia etmenin safdillik olacağını düşünenlerdeniz. Gördüğümüz kadarıyla içlerinde, iyi niyetle ağaçları korumak isteyenler de var, yasadışı yahut uçuk-kaçık (marjinal) çeteler de… Hatta bilinçaltına işlemiş komün paranoyası ile nutuk atan 'kurtarılmış bölge' meraklılarını da sıkça görmekteyiz. Adı bizde saklı bir TV kanalında, ağzının suyu aka aka "Taksim'i kurtardık." diyen; hızını alamayarak, diğer illerdeki eylem alanlarını da kurtarılmış bölge ilân eden yarım akıllıya bile tanık olduk. Dahası beş şehidin, bir Memedali etmediği ülkemizde İstanbul'un Taksim meydanındaki ağaçlara verdikleri değeri, Antalya'nın Çallı kavşağı civarındaki ağaçları sökerek, olmadı dallarını kırarak gösterenleri istihza ile karışık bir tebessümle seyrettik. Yoldan geçen sivil araçları taş yağmuruna tutan vahşileri de tabi!..

 

Biz, Taksim olaylarının birtakım hayırlara da vesile olabileceğini düşünüyoruz canlar. Neden derseniz, 'sizin şer bildiğinizde hayır vardır' diyen bir îmana sahibiz de ondan. Peki, bu hayırlar neler olabilir? Öncelikle iktidar olmanın, hatta geçmiş hükümetlerin hiçbirisine nasip olmamış bir muktedirliğin verdiği sarhoşlukla dengesini kaybeden Hükümetin ayağının yere basmasının zamanı gelmişti. Aşırı güç yüklenmesinden devreleri ısınmaya başlayan; zaman zaman Cumhurbaşkanına bile ayar çeken Sayın Başbakan'ın, Şeyh Edebalı'nın öğütlerini alıp, kulağına küpe yapması gerekiyordu. Kimisi dua niyetiyle, kimisi yalakalık gayesiyle "Başbakanım çok yaşa!" diye bağırıp-çağırırken; birilerinin de çıkıp "Mağrur olma Başbakanım. Senden büyük Allah var!" demesinin zamanı gelmiş hatta geçmişti bile. Dahası oğulların yat, kat, gemi alıp, AVM'ler açması; yeğenlerin makam-mevki kapıp, devlet kurumlarını doldurması da bir rahatsızlık doğuruyordu ister istemez. Belediye başkanı, olmadı aday adayı yahut da partili diye giden bir takım zevatın hazine arazisi, 2/B vs. peşinde koşmaları; buralara oteller, çiftlikler kurmaları da cabası.

 

Bir diğer hayra gelince; seçim sürecine giren ülkede, Cumhurbaşkanlığı seçimleri vb. meselelerin ülkeyi gerebileceği hatta daha kötü olayların çıkabileceği ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Gezi eylemleri sayesinde, öfke kontrolü konusunda zaafı olan kitlelerin de gazı alınmış oldu diyebiliriz. Dahası bir yıldan az bir süre kalan seçimlerde, sandıkları ziyaret edecek seçmen sayısında epeyce bir artışın olacağı da öngörülebilir. Bu artış, çoğulcu demokrasi için sevindirici bir gelişme olacaktır şüphesiz. Hükümet açısından ise misâl Uludere'de, Kürt kökenli kaçakçıların yanlışlıkla bombalanması hadisesini bile 'kürtaj' muhabbetleri ile geçiştirecek kadar polemik ustası olan Sayın Başbakan'ın, ayağına kadar gelen gollük pası değerlendirip değerlendiremeyeceğini; seçim günü, topu 90'a takıp takamayacağını ise bekleyip göreceğiz.

 

Bir başka hayır ihtimali: Vefasızlığın da, namertliğin de bir bedelinin olduğu gerçeğidir. Partisinin oy oranını % 28'lere çıkarmış bir Deniz Baykal'a kurulan tuzağın, yapılan vefâsızlığın âhını birilerinin çekmeye başlamasıdır. 'Ali Dibo' mevzulu yolsuzluk iddiaları ile iktidarı suçlarken, SSK ile ilgili şaibelerin üstünü örten bir zihniyetin halka güven vermediği, bundan sonra da veremeyeceği ortadadır. CHP oylarının % 20'lere düşmesi, son olaylarla -belki de- en az 2 puan daha kaybedecek olması da gösteriyor ki devlet adamlığı vasfı ve sorumluluğu olan Sayın Deniz Baykal'ın tekrar partinin başına geçmesi hem ülke hem de CHP için daha hayırlı olacaktır. Zira 1923-1950 yılları arasında bilfiil iktidarda kalmış olan CHP'nin bu zaman diliminde meydana gelmiş bir Dersim meselesi ile yüzleşmekten kaçınırken; Avrupa başkentlerinde Uludere çığırtkanlığı yapması da ucuz siyaset olarak telâkki edilecektir. Dahası hâlihazırdaki CHP yönetiminin, Şebbiha milislerinin masum halka karşı uyguladığı vahşeti, katliamları görmezden gelmesi de ayrı bir ironi kaynağıdır takdir ederseniz.

 

Bir ihtimal de, son olaylardan en kazançlı çıkan partinin MHP olduğu gerçeğidir. Ülkemiz, son çeyrek asırda Oğuzlar (Türkmen), Kürtler, Çerkezler, Zazalar… diye alıp başını giden ayrıştırmalara sahne olmuş ve bu sürecin neticesi olarak bölücü terör olayları istenmeyen can ve mal kayıplarına yol açmıştır. Ayrılıkçı terör olaylarının sonuna gelinirken yeni bir tehlike baş göstermiştir. Birtakım odaklar, İslâm ülkelerinde Şiî-Sünnî ayrılığını kaşımaktadırlar. Bu süreçte oylarını arttırmış ve fiyaskoyla sonuçlanan koalisyon hükümeti tecrübesinin olumsuz izlerini üzerinden atmış bir MHP'nin, Anadolu'da yaşayan Hanefî Oğuzlar ile Azerbaycan'daki Câferî Oğuzlar arasında zaten var olan kardeşlik bağlarının daha da güçlenmesine büyük katkı sağlayacağı aşikârdır. Suriye konusunda pasif kalan MHP'nin, Güney Azerbaycan'ın özgürlüğü söz konusu olduğunda aktif bir siyaset izleyeceğine dair emareler ise -maalesef- henüz ortaya çıkmamıştır. Partinin tüzüğüne, bilmem nesine bakılırsa bu emarelerin çıkacağı da yok gibidir. Oysa MHP'den beklenen Bakü, Tebriz, Kerkük, Halep, Girne, Gümülcine, Deliorman, Üsküp, Budapeşte, Bahçesaray gibi şehirlerde resmî ve/veya gayri resmî temsilcilikler açması; Müsavat, Türkmen Cephesi, Haklar ve Özgürlükler Hareketi, JOBBİK gibi partilerle ortak çalışmalar yapması dahası Mustafa Cemil Kırımoğlu, Rabia Kadir, İsa Kamber, Dr. Çehreganlı, Gabor Vona gibi siyasetçilerle dirsek temasında olması ve büyük Türkiye kaygısını, gayesini kitlelere yansıtmasıdır. Oysa MHP, rahmetli Türkeş sonrasında ufuk çizgileri daralan, Ankara ve civarına hapsolan bir fırka görünümü sergilemektedir. Haliyle bu durum, MHP'nin başarısını gölgeleyecektir.

 

Yavuz, Taksim ve demokrasi söz konusu olduğunda biz böyle düşünüyoruz canlar. Siyasete, at terbiyeciliği (seyislik); politikaya, ikiyüzlülük diyeniniz olabilir. Hızını alamayıp, "iki ucu … değnek'' diyeniniz de çıkabilir. Bizim, bu mevzuda da kaynağımız -doğal olarak- Türk tarihi, Türk töresi, Türk devlet geleneğidir. Ülkenin efendisi değil, ancak hizmetkârı olunabileceği düstûrunu kulağına küpe yapan Yavuz Sultan Selim Han gibi; "Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır." diyen Gâzi Mustafa Kemal Atatürk gibi biz de, asl'olanın halka hizmet olduğuna inanıyoruz. Dahası halka hizmetin, Hakk'a hizmetin ilk basmağı olduğuna da... Allahû âlem!..

 

06.06.2013 Perşembe

Aziz Dolu Atabey

 

Büyük Türkiye

http://www.facebook.com/groups/azizdolu/

Güzel Ülke

https://www.facebook.com/groups/guzelulke/




Bu yazı 775 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2017 Ömer Halisdemir
    • 5 Temmuz 2017 Musul; Nureddin Zengi'nin Yadig
    • 23 Mayıs 2017 Ra, Rab, Tanrı ve Türkler
    • 7 Mart 2017 Türkiyeyi Ve Dünyayı Anlamak
    • 14 Ocak 2017 Rainadan, Radikalizme
    • 1 Ocak 2017 İslam, İslamcılar ve Anarşizm
    • 22 Aralık 2016 Kurt Ulur, Vatan Kurtulur
    • 7 Aralık 2016 Şangay Bilmem Ne Kaçlısı
    • 20 Kasım 2016 Başkanlık Tartışmaları
    • 20 Kasım 2016 Fıratın İki Yakasını Bir Araya Getirmek
    • 7 Ekim 2016 Bir Meşrep Olarak Alevilik
    • 22 Eylül 2016 Piruz Dilenci; Güney Azerbaycanın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam
    • 11 Eylül 2016 Bu da oldu; Atatürkün resmine sansür
    • 31 Ağustos 2016 Yüksekova İl Olmalı
    • 18 Ağustos 2016 Yapılandırma Ayarlarına Dönüş
    • 8 Temmuz 2016 Atatürk Türkiyesinden, Humeyninin İranına
    • 2 Temmuz 2016 Akıl ile vicdanın hasbıhali
    • 2 Temmuz 2016 Almanların Maskarası, Çerkezlerin Yüzkarası
    • 29 Mayıs 2016 Bir, Üç, Beş
    • 23 Mayıs 2016 Otizmliler, ille de AKP diyormuş

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,363 µs