En Sıcak Konular

Aziz Dolu

Atabey
Aziz Dolu
10 Mart 2013

Avrupa Hunları ve Sekeller - 1



AVRUPA HUNLARI SEKELLER-
TÜRK BİLİM DÜNYASININ YAYINLARI  
 

Federal republic of Sekelistan

Röportaj: Hüseyin Kocabaş - 

Sekelistan Türklerinden Ressam Julia DAVİD ile Sanat Tarih ve Kültürel içerikli bir röportaja başladık.Kaybettiğimiz özümüzü Sekelistanda bulduk.Enteresan olan bu güne kadar bize İslamla geldigini sandığımız arap kültürü olarak bildigimiz bazı adetlerin orta asya kaynaklı Göktanrı inancına ait oldugunu hayretle gördük.Röportajı yaparken şunu öğrendik Millet olmak başka bir şey hiç bir din Millet olmayı ortadan kaldıramıyor.İster Hristiyan olsun ister İslam aslolanın Milliyet olduğunu gördük görmeyenlere de buradan sesleniyoruz.Mevlam iki göz vermiş gör diyerek;

H.K : Ne zaman nerede doğdunuz. Anne ve babanızın mesleği nedir?

J. D : Transilvanya Sekelistanda doğdum 31 Aralık 1961 de Marosvásárhely şehrinde doğdum. Babam elektrik mühendisi. Rahmetli oldu. Annem ev hanımı gençken sekreterlik yapıyordu bankada çalıştı. İlk zamanlar Annem bana çok eski hun tarihi öğretiyordu. Okullarda duymadığım bilgileri çok ilginç olayları kendisinden duymuştum ilk kez.

H.K: Ne anlatıyordu hatırladıklarınız neler?

J.D: O da dedesinden duyduğunu söyledi. Birinci dünya savasındaki hatırladıklarından bahsetmiş bir de sekellerin nerden geldiklerini. Macaristan çok büyük bir ülkeymiş. 4 Haziran 1920'deki Trianon Barış anlaşmasından sonra dörde bölündü. Biz simdi o yüzden Romanya da yaşıyoruz. Okullarda tabi Romen dili mecburiydi. Ders olarak sınıflarda. Babam beni dağlara, Karpatlara götürmüştü çok güzel geziler yaptık ve orada da tabi tarihimizi anlatıyordu. 
H.K: Size Anneniz hiç Osmanlı Türk İmparatorluğundan bahsetti mi?

J.D: Evet.

H.K: Neler anlattı nasıl bahsetti?

J.D: 1541'den sonra Transilvanya bağımsız bir devlet olarak kurulmuştur. Süleyman sultan bağımsızlık tanımış fakat vergi ödettirmiş. János Zsigmond ilk Transilvanya prensiymiş.

H.K: Erdel Prensliği olarak tarihte 1526 da Osmanlı idaresine bağlı iken 1683 yılında Osmanlı'dan ayrıldı. O dönemde yaşayanlar memnun muymuş, anlattılar mı?

J.D: Dediler ki Türkler Macaristani çok ağır savaşlarla yenerek aldılar fakat hiç bir zaman zararlar vermediler. Habsburglar, ve Ruslar bize çok büyük zararlar verdiler. Hem Romanya Sekellerine ve Macarlara.

J.D: Eski tarihi olayları anlatan Annem kral Atilla'nın efsanelerini anlatırdı ve Csaba genç Kral'ın Saman yolunu gösterdi gökyüzünden. 
H.K: Örf adet ve törelerinize göre ne tür alışkanlıklarınız var? Mesela biz kötü bir şey konuşuldu mu tahtaya vururuz elimizle. Nazar boncuğu takarız çocuklara siz ne yaparsınız?

J.D: Eski geleneklerimiz ve inançlarımız hala yaşamaktadır. Biz bunlara "babona " diyoruz. Türkiye'de yaşadığım senelerde çok kez gördüm ki aynı bizim köylerimizdeki gibi inançlar var.

H.K: Eskiden kalan dokuma kilimleriniz var mı?

J.D: Mesela göz değdiğinde veya birisi çok korktuğunda zaman kursun dökerlerdi veya kapıların köşelerine kül sürerlerdi.

J.D: Kilimler var ve jeometrik motifler dokuyorlar.

H.K: Motifleri dikkatinizi çekti mi, Türkiye'dekilere benziyorlar mı?

J.D: Çok benzerlik gördüm Türkiye'de gördüklerim kilimlerle neredeyse aynıydı. En çok Gyimes tarafındaki motifler ve müzikler halk giyimleri ve Torockó tarafi.

H.K: Bizde bir de gökkuşağı renginde atkı, eşarp başörtüleri var eskiden gelen sizde de mevcut mu?

J.D: Çok benziyor köylerde kızlar taç "PÁRTA " takarlar saclarına evlendikten sonra eşarp Párta zaten Güneşi sembolize eder. Günesin parlaklığı ve boncuklarla süslerler.

H.K: Siz de bizim gibi ölenlerinizi gömüyorsunuz ve mezar başların da ay ve yıldız güneş motifleri var bunun nedeni nedir?

J.D: Kalotaszeg tarafında bu Erdelin tam ortasında bulunan bir bölge kadınların etekleri iki taraftan bir siyah kaldırım süslüyor. Bu da ata binen eskilerden kalmıştır. Hunlar at binmede savaşmada ve avlamada çok iyilermiş. Kadınlar da bunu kıyafetlerinde muhafaza etmişler.

J.D: Sordunuz ay ve güneş sembolleri

H.K: Evet ne anlama geliyor?

J.D: Kusanlar ve ve heftalitlarin sembolleri

H.K: Bu ne demek?

J.D: Kusanlar kendilerini aydan geldiklerini anlatıyorlar.

Eser : Ressam Julia DAVİD

J.D: Heftalitler de Güneşten geldiklerini anlatıyorlar. Ordos bir bölgede yasamış heftalit halkı eski bir İskit halkıdır ve bunlar Oğuzlardan akrabalarıdır. Sekellerin atalarıdır. Balambérin ataları. Bu semboller çok eski sembollerdir. Şimdi de gök renkli bayraklarımızın sembolleridir.

H.K: Çok enteresan bizde de Sirius yıldızından geldiğine inananlar var

J.D: Korkudan anlatamadım ben bunu duydum ve okudum. Anlatmaktan çekindim. Aslında ben inanıyorum Siriustan inmiş tanrıçamız var ANAHITA bizim inancımıza göre eski Göktürk alfabesini o öğretmiştir. Gökten gelen çok özle bilgilere sahip bir halktır Hun halkı. Dünyadaki İlk kültür bize Hunlara aittir. Hala onun imajını Orion'da görüyoruz YAY çekerek. Tablolarımda çok kez bu motifleri yerleştiriyorum. Eski sembolleri kanatlı güneşi, eşit kollu çarpı yıldız motifleri ve runik yazılardan oluşmuş motifleri ve bu sembolleri bizim kapılarımızda bol bol görürsünüz veya oymaklarda dokunmuş kilimlerimizde görürsünüz.

H.K: Çocukluğunuz nasıl geçti sizde çocukların oynadığı oyunlar nelerdir?

J.D: Ben çocukken uzun, uzun zamanlar Babamın köyünde geçirdim. Babaannem, dedem ve oradaki arkadaşlar komsular çevresinde. Benim orada geçirdiğim yaz tatillerin de ve ufakken oynadığım oyunlar bütün hayatıma renk vermişler. Bir birinden güzel anılar kaldı aklımda. Orada doğayı tanıdım, Doğa ve tertemiz bir dünya, belki sonradan resimlerini çizmeye başladım, bu güzelliklere borçluyum. Bahçe vardı ve kocaman tarlalar, kırlar. Bahçemizin kenarında bir küçük nehir vardı, ismi Nyárád.Nyárád nehirinde yüzmeyi öğrendim. Bir gün dedemin ufak bir alet kutusu varmış onun içine resim malzemelerimi koydum ve o şahane ve mükemmel doğayı çizmeye başladım. Sabah kayboldum ve keşfetmeye yollara düştüm. Hayvanları çok severdim, çiftçilik vardı orada zaten, bir de sebzeler üretiyorlardı. Vakit yoktu ki benlen uğraşsınlar. ÖZGÜRDÜM. O özgürlük ruhuma işlenmiş. Kimse değiştirememiş beni. Komsu çocuklarıyla sabah erkenden akşamlara kadar ağaçlara tırmanırdık. Mısır toplardık ve kızartırdık. Salıncaklara binerdik ve Kurumuş samanlara atlardık yükseklerden heyecan ve mutluluk verici günlerdi.

Babaannem kışları kilimler dokurdu ve "búboskemencede " evfirini 'da ekmek hazırlıyordu. O Ekmeğin nefis bir kokusu vardı. Unutulmaz. 

Sekel Kilimi

Ailede kuzenler vardı dayım vardı herkes sağdı yaşıyordu. Toplandığımız zaman mutfakta uzun bir masa vardı ve çok neşeli bir aileydik çok kalabalıktık. Hayat vardı.

H.K: O fırın ekmeklerinin tarifini verir misiniz nasıl yapılıyordu? Ne isim veriyordunuz?

J.D: ilk önce unu mayayla karıştırırdı babaannem ve o hazırladıktan sonra bütün hamur ve tabii pişmiş sıcak pastırılmış patatesleri bir Tahta yalak içine koyardı.

H.K: Çocuk oyunları demiştim.

J.D: Aslında çocukken oyunları kız erkek birlikte oynardık. Erkek çocuklar ve kızlar aynı oyunları oynarlardı. Çamurdan kaleler yapardık. Mısırları koyduğumuz tahta barakalar yerler vardı. Genellikle evcilik oyunları oynardık.

H.K: Evlenmeler nasıl olur sizde kız isteme (Dünür olma) gibi bir adetiniz var mıdır?

J.D: Eskiden genç erkek bir kizin evine gitti zaman ve tabi niyetini belirtmeden önce ceketini asar bir yere. Eyer kız onu beğenmemişse ceketini alır evin dış kısmına asar. O zaman erkek anlar ki o kızdan yar olmaz.."kitették a szűrét" hala bu bir söz kalmıştır.

Ayrıca yün eğirme yerleri vardır. İplerle kilim dokuruz.


Sekel Çifti Gelin&Damat

Orada kızlar birlikte neşeli sarkalar söylerler bir kız elindeki bir aleti yere düşürürse gördüğü erkeği beğenmiş demektir. Erkek onu yerden alır ama kızdan bir öpücük almak şartıyla verir.

H.K: Diyelim ki kız oğlanı beğendi evlenme adetleri nasıldır. Oğlanın Babası ve Annesi Kızın Ailesinden kızı oğullarına istemeye gider mi?

J.D: Çok değişikti bu adetler. Erdel bölgesi büyük ve çok renkli bir dünya. Hemen hemen vilayette ayrı ayrı adetler vardır. Ama tabii bizde her şey toplu olarak gerçekleşir. Köydeki tanıdık çevre kızın evin önünde şarkılar söylerler Şiir söylerler. En önemlisi kızların çeyizini de "tulipánosláda" diye bir kocaman tahta kutu içine yerleştirirler. Siz buna herhalde çeyiz sandığı diyorsunuz. Çok süslüdür. Her çeyiz bir at arabasının üstünde köyde dolaştırılır. Bunun amacı herkesin görmesini sağlamaktır.

Bir de çok güzel keramiklerimiz vardır.

H.K : Keramik ne?

J.D : Keramikler Korond bölgelerinde yapılır vazolar tabaklar ve fincanlar.

H.K : Topraktan mı yaplır?

J.D : Evet topraktan yapılır ekmek ve yemek pişirecek kaplar yapılır.

H.K : Boyama ve süslememi?

J.D : Evet çok eski laleli motiflerle boyarlar dışlarını
 

Erdel Seramikleri 

H.K : Düğünler de gelin Oğlan evine giderken ata biner mi Gelinlik ve duvak adeti var mıdır.Sizde de başlık parası âdeti var mıdır?

J.D: Paralar düğünde verilir. Bir de hediyeler verilir. Herkesin önünde yüksek sesle şakalar yapılır maniler söylenir şiirler okunur. Kalotaszeg Szék Torockó Gyergyó tarafında bir de Gyimes bölgelerde hala bu adetler devam eder. Şehirleşme ve kentleşme bu güzel adetlerimizi katletmiştir.

Kalotaszeg ve Székely köyler çok derin bir kültüre sahiptir. Oradaki halk hala eski el sanatlarını devam ettirmektedir. Gençler keramik ve dokuma isleri yaparlar.

Dokuma Tezgahı 

J.D : Duvak ne demek?

H.K : Gelinin yüzünü öreten ince kırmızı tül ve başına tavuk tüyleri dikilir. Gelinin yüzü kapalı olur. Oğlanın evine giderken. Oğlan açar altın takmadan gelin yüzünü açmaz.

J.D : Kızların başında evlenmeden önce párta vardır taç sonrada tabi topuz yaparlar saçını örerler ve topuz şekilde toplarlar evlendikten sonra eşarp takarlar. Bunun renkleri de değişiktir. Yeni evli genç kadının ismi "menyecske" açık renkli eşarbı kırmızı renk de olur yaşı ilerledikten sonra koyu renk olur.

 

Sekel türk kızı ve milli kiyafetleri 

H.K : Sizde dini nikah var mı?

J.D : Evet var. Nikâh kıyarlar sonra da kiliseye giderler. Gelin gelinliğini giyer damat damatlığını giyer. Bütün akrabalar törende bulunur. Papaz onların nikah törenlerini yaptıktan sonra kutsallaştırdıktan sonra bütün nikah toplumu topluca yemek yemeye eğlenceye giderler. Düğünler eskiden köylerde 3 gün sürerdi. Eğlenceler halk danslarıyla devam eder.

 

Ceyiz Sandığı 

H.K : Sizler Hristiyanlığın hangi mezhebine tabisiniz?

J.D : Bizler protestanız. Unitárius bir de Romalı Katolikler var. Bölgeden bölgeye değişir. Tabi bir takım eski gelenekler var çok önceki Hristiyanlaşmadan öncedeki adetlerimiz vardır. Bunlar eski Göktanrı inancından kalmadır.

H.K : 1981-1985 yıllarında Sanat Kolejin de okumuşsunuz? Bizdeki resim ve güzel sanatlar akademisi gibi bir Okul mudur?

J.D : Evet güzel sanatlar fakültesini Kolozsvár seherinde bitirdim Erdel'in kültür semtindedir orada ben textil bölümünde okudum ama daha grafi monumental resim heykel traslik Seramik ve design bölümler de varmiş ben textil bölümünü seçtim çünkü çocukken beni çok etkilemişti köylerde gördüğüm kıyafetler. Fakültede tabi çok soyut modern kilimler yaptık kompozisyonları kendimiz yarattık. Yünlerimizi bile kendimiz boyaladık ve kuruttuktan sonra hazırladık dokumaya bu kilimleri büyük boy mesela 2 x 2 metre bile vardı. Çok çalıştık, bazen saat 12'lere kadar. Bir de dersler vardi. Sanat tarih, filozofi, estetika. Sınavlar vardı bir fakülteye girmek için çok zordu çünkü biz Macar asıllıydık ve Romenler daha avantajlıydılar 7 yer vardı ve 140 kişi imtihana girdik. Benim sınıfımda 4 kişi Macar vardı ve 3 Romen sınıf arkadaş. Yani çok çabaladık ve resimlerimizi çok tecrübe kazanmak için önceden hazırlandık daha sınıfa girmeden…

H.K: Doğum adetleriniz nasıldır çocuğa nazar değmesin diye nasıl bir uygulamanız vardır. Bizde doğum yapan anneye al basmasın diye kırmızı eşarp takarlar. Çocuğa da sarı kıyafetler giydirirler sizde de buna benzer adetler var mıdır?

J.D: Eskiden köylerde kadınlar doktora gitmezlerdi. Köydeki ebeler yardım ederdi. Bazen o da olmayınca, mesela tarlada çalışırken, tek başına doğururlardı bebeklerini. Bebekleri yıkarlardı ve ebenin yardımıyla çocuğun doğum sonrası bakımını yaparlardı. Doğum yaptıktan sonra bu bir gelenektir hiç ev isi yaptıramazlar yemekleri diğer aile fertleri yapar. Genelde kimyon çorbası içirilir.

H.K: Bizde yeni doğan çocuğu tuzlu suda yıkarlar vücudu kokmasın diye sizde böyle bir adet var mı?

J.D: Hatırlamıyorum. Biz de doğum yapan Annenin kırkı çıkana kadar hiçbir iş yaptırmazlar kuyudan su bile çektirmezler.Derlerki Kuyudan su çekersen su kurtlanır derler bir tabir olarak.Bebeye nazar demesinler diye kırmızı kurdele takarlar. Beşiğine de sarımsak koyarlar. Sarımsak zehirli akrep ve yılanlara karşı dır. Kuyudan temiz su çekerler bir bardağa koyarlar bardağa ısıtılmış kömür parçası atarlar o suyu içirirler kalan suyu da başından aşağı dökerler. Suyun kalan bir kısmını kapının kösesine dökerler.Bizde yine sizde olduğu gibi birebir aynı nazara karşı koruma amaçlı kurşun döktürme adetimiz vardır.Bu adette Orta Asya dan gelen bir kültürümüzdür.

Nazara karşı kurşun döktürme

 

Kurşun Döktürme Merasimi
 

Lohusalara musallat olan bu kötü ruh, al karısı, albastı, albis, almis, adlarıyla da anılır. Albastı iki surette görülür. Sarı albastı ve kara albastı. Sarı albastı sarışın bir kadın suretindedir. Bazen keçi ve tilki suretine de girer. Kara albastı daha ağırbaşlı, ciddi, sarı albastı hoppa ve şarlatandır.

(Devam edecek)



Bu yazı 2,200 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2017 Ömer Halisdemir
    • 5 Temmuz 2017 Musul; Nureddin Zengi'nin Yadig
    • 23 Mayıs 2017 Ra, Rab, Tanrı ve Türkler
    • 7 Mart 2017 Türkiyeyi Ve Dünyayı Anlamak
    • 14 Ocak 2017 Rainadan, Radikalizme
    • 1 Ocak 2017 İslam, İslamcılar ve Anarşizm
    • 22 Aralık 2016 Kurt Ulur, Vatan Kurtulur
    • 7 Aralık 2016 Şangay Bilmem Ne Kaçlısı
    • 20 Kasım 2016 Başkanlık Tartışmaları
    • 20 Kasım 2016 Fıratın İki Yakasını Bir Araya Getirmek
    • 7 Ekim 2016 Bir Meşrep Olarak Alevilik
    • 22 Eylül 2016 Piruz Dilenci; Güney Azerbaycanın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam
    • 11 Eylül 2016 Bu da oldu; Atatürkün resmine sansür
    • 31 Ağustos 2016 Yüksekova İl Olmalı
    • 18 Ağustos 2016 Yapılandırma Ayarlarına Dönüş
    • 8 Temmuz 2016 Atatürk Türkiyesinden, Humeyninin İranına
    • 2 Temmuz 2016 Akıl ile vicdanın hasbıhali
    • 2 Temmuz 2016 Almanların Maskarası, Çerkezlerin Yüzkarası
    • 29 Mayıs 2016 Bir, Üç, Beş
    • 23 Mayıs 2016 Otizmliler, ille de AKP diyormuş

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,272 µs