En Sıcak Konular

Aziz Dolu

Atabey
Aziz Dolu
10 Nisan 2012

Türkiye-İran İlişkileri



Türkiye-İran İlişkileri

Yavuz Sultan Selim Han’ın, İran’a yönelik güttüğü siyaseti bilmeyen yoktur. Doğu Anadolu yüzünden kopan fırtına, zamanla dinî, ticarî vs. bir sürü sorun olarak çetrefil bir hâl almıştır. Bu durumu o zamanın şartlarında incelemek, değerlendirmek gerekir tabi ki. İslâm’ın sancağı için yapılan amansız bir yarış; amansız bir rekabet söz konusudur. Böyle bir ortamda Yavuz, İran’ı iktisadî yönden zayıflatmak için; bu ülke ile ipek ticaretini yasaklar. Çok geçmez, bir tüccar yasağı ihlâl eder. Ee tabi Yavuz’un hışmını çeker. Yavuz, zatın idamını ve devlet adına, mallarına el konulmasını buyruk verir. Şeyhülislâm Zembilli Ali Efendi, ticaret hukuku ve bireysel haklar konusundaki İslâmî içtihatları da delil gösterip, bu karara muhalefet eder. Sonuçta cezanın hükmü kaldırılır. Hatta Yavuz, Zembilli Ali Efendi’ye bir özür mektubu bile gönderir. Şimdi bu olayı niye anlattık? Âlemin liberali, serbest piyasa havarisi Amerika, kalkıp da Türk mallarına kota koyarken; İran’la ticaret anlaşması yaptın diyerek, Türkiye’ye baskı yapmaya çalışırken; bizim liberallerin dumura uğramış dimağlarının açılmasına dair içimizde hâlâ bir umut kırıntısı taşıdığımız için… Ne demişler, niyet hayır; akıbet hayır. O halde Batı ülkeleri için bir açık pazar olmaya ‘hayır’ diyelim cancağızlar. Hayırda, hayır vardır zira.

Son yıllarda Türkiye ile İran arasında gözlemlenen yakınlaşma her Müslüman gibi bizleri de memnun etmiştir. Niye derseniz, neredeyse iki buçuk asırdır savaşmayan; dinî, millî, insanî… birçok ortak noktası bulunan iki ülke halkının aynı duyguları paylaşması kadar doğal bir şey olamazdı elbette. Üstelik daha dün gibi bir tarihte boğaz boğaza geldiğimiz Yunanlılarla bile dost olmuşken; yarısı Türk, İran’la mı dost olmayacaktık? Ee efendim, onlar Şia; biz Sünnî’yiz… Bizim Türk Alevîlerimize ne diyeceksiniz? Ee efendim, biz Türk’üz… Elhamdülillah, Türklüğümüzle gurur duyuyoruz ama İran’daki otuz milyona yakın Güney Azerbaycan Türkü’nü; Horasan’daki Türkmenleri, ülkenin güneybatısındaki Kürtleri; dahası 1925 yılına kadar İran’a hâkim olan ve Anadolu’da hayli milliyetçi bir yönetimin işbaşına gelmesi üzerine İngiliz-Rus-Farisî işbirliği ile alelacele (çarçabuk) hâkimiyetlerine son verilen Kaçar Türkmenlerini… hangi kefeye koyacaksınız? Ha bu arada, Şiîliği, İran’ın resmi mezhebi yapanların da Safevîler yani bir başka Türk Hanedanlığı olduğunu hatırlatmamıza da gerek yoktur sanırım.

Tarihî yanılgılarımız, daha doğrusu bize ezberlettirilen lâkırdılar aksini iddia etse de, Yavuz Selim ile Şah İsmail arasındaki mesele bir Sünnî-Şiî mücadelesi değildir cancağızlar. Niye derseniz, Osmanlı ordusunun çekirdeğini oluşturan Yeniçeriler Alevî-Bektaşî tarikatından iken ve de Şah İsmail’in ordusunda da bir hayli Sünnî komutan ve asker varken bu iddiayı dillendirmek en hafif söylemle hayâlperestlik olur. Yine Mısır dönüşünde Türkistan’a ve Hindistan’a sefer hazırlığı için oralara casuslar, haritacılar gönderen Yavuz Selim ile Türkçe şiirler yazıp söyleyen bir Şah İsmail söz konusu iken kan-gen zırvalıkları da beyhûde (boşuna) olacaktır, takdir edersiniz. Velhâsıl-ı kelâm (sözün kısası) mesele sadece ve sadece ‘kırkpınar’lık bir meseledir ve gözü kara iki Türk’ün meydana çıkıp, kozlarını paylaşmasından ibarettir. Tıpkı Timur ile Yıldırım arasında geçen ve Türkistan ordusunun üstünlüğü ile sonuçlanan Ankara Savaşı’nda olduğu gibi… O halde, gülen tarafın Türkiye olduğu bir siyasî mücadeleyi tadında bırakıp; kini, nefreti bir kenara atmamızın zamanı gelmiş hatta geçmektedir dostlar. Zira iki ülkenin de yanında, yöresinde dolaşanlar -maalesef- komşunun tavukları değil; karşı dağın domuzları, tilkileri, sırtlanlarıdır. Üstelik de Yaban Hayatını Koruma Derneği ağılından kaçmış bu sürülerin, günün birinde bizim bahçeye dadanmayacağının garantisini Lozan bile veremezken! Serik–14.01.2010

Aziz Dolu Atabey

azizdolu.blogcu.com

Derkenar: Aradan geçen uzun yıllara rağmen Amerikan Senatosunun Lozan’ı hâlâ tanımamış olması bir yana; Batılı devletlerin, Türkiye aleyhine faaliyet gösteren ASALA, DHKP-C, PKK vs. ne kadar bölücü-yıkıcı örgüt varsa hepsine gizli/açık destek vermeleri de göstermektedir ki ülke sınırlarımızın güvencesi Lozan değil, Türk Silahlı Kuvvetleridir. Mademki Batılı devletler ve bölge ülkeleri tek yanlı olarak Lozan’ı ihlal etmektedirler; o halde Türkiye’nin Musul-Kerkük, Selanik… diye giden Misak-ı Millî ülküsü de kaldığı yerden başlamalıdır. Türkiye, meşru müdafaa’yı bırakıp; İslâm hukukunda yer alan kısasa-kısas düsturunu hayata geçirmelidir. Bir şairimizin de dediği gibi: Hey Anadolu’m! Sen, saksılara sığacak çınar mısın? Yeniden doğmaya var mısın? Serik–01.04.2012



Bu yazı 624 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2017 Ömer Halisdemir
    • 5 Temmuz 2017 Musul; Nureddin Zengi'nin Yadig
    • 23 Mayıs 2017 Ra, Rab, Tanrı ve Türkler
    • 7 Mart 2017 Türkiyeyi Ve Dünyayı Anlamak
    • 14 Ocak 2017 Rainadan, Radikalizme
    • 1 Ocak 2017 İslam, İslamcılar ve Anarşizm
    • 22 Aralık 2016 Kurt Ulur, Vatan Kurtulur
    • 7 Aralık 2016 Şangay Bilmem Ne Kaçlısı
    • 20 Kasım 2016 Başkanlık Tartışmaları
    • 20 Kasım 2016 Fıratın İki Yakasını Bir Araya Getirmek
    • 7 Ekim 2016 Bir Meşrep Olarak Alevilik
    • 22 Eylül 2016 Piruz Dilenci; Güney Azerbaycanın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam
    • 11 Eylül 2016 Bu da oldu; Atatürkün resmine sansür
    • 31 Ağustos 2016 Yüksekova İl Olmalı
    • 18 Ağustos 2016 Yapılandırma Ayarlarına Dönüş
    • 8 Temmuz 2016 Atatürk Türkiyesinden, Humeyninin İranına
    • 2 Temmuz 2016 Akıl ile vicdanın hasbıhali
    • 2 Temmuz 2016 Almanların Maskarası, Çerkezlerin Yüzkarası
    • 29 Mayıs 2016 Bir, Üç, Beş
    • 23 Mayıs 2016 Otizmliler, ille de AKP diyormuş

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,050 µs