En Sıcak Konular

Aziz Dolu

Atabey
Aziz Dolu
16 Ağustos 2011

İslam Dünyasında Türk Olmak



İslâm Dünyasında Türk Olmak

Tarihin en önemli dönüm noktalarından birisi hiç şüphesiz Talas Meydan Savaşında Türkler ile Arapların bir terkip (koalisyon) oluşturarak Çinlileri yenmeleridir. Bu savaşla Çin’in yükselmesi nerede ise bin iki yüz elli yıl gecikmekle kalmamış; Türklerin dolayısı ile de İslâm’ın, 'eski dünya' olarak da bilinen üç kıtada bin yüz yıl hâkimiyetini sürdürmesinin yolunu açmıştır. Bu arada İslâm’ın, Türklere ne verdiği ve Türklerin, İslâm’a neler kazandırdığı ise önemli bir husustur. Gelin şimdi bu konuyu biraz açmaya çalışalım.

Allah mutlaka nurunu tamamlayacaktır.” düsturundan ilham alan Türkler, 'Nizam-ı Âlem, İlâ’yı Kelimetullah' olarak da adlandırılan 'Cihan Hâkimiyeti' ülküsüne (idea) hukuki bir dayanak oluşturarak, bir başka deyişle resmilik kazandırarak, dünyanın bilinen her yerine hizmet veren bir hukuk bürosu gibi çalışmışlardır. Hâliyle takva kapılarını bir bir aralayarak, yüksek mevkilere erişmişlerdir. Zira Allah’ın, kullarına merhameti; bir anne güvercinin yavrularına gösterdiği merhametten bile kat be kat fazladır. Ve milletimiz bu merhamete nail olmuştur.

Türkler, İslâm kültür ve medeniyetine öyle büyük katkılar yapmışlardır ki bunlar saymakla bitmez. Misâl, İslâm ülkelerine gerçek anlamda devlet yapısını kazandıranlar Türkler olmuştur. Hatta bir Arap-İslâm Devleti olan Abbasi Devleti bile Türk’ün emeği, alın teridir. İslâm’ın özünden uzaklaştırılmasını, Emevî ırkçılığını Türkler önlemiş; Horasan’dan dalga dalga gelen Türkmenler, İslâm’a yeni bir atılım, yeni bir ruh, yeni bir güç kazandırmışlardır. Buna Yesevîleri, Mevlânaları, Birunîleri, İbn-i Sinaları, Kılıçaslanları, Fatihleri… yahut kısaca İmam Ebu Hanife ve İmam Maturidî’yi eklersek Türk’ün, İslâm kültür ve medeniyeti içerisinde hiçbir zaman 'dış kapının mandalı' olmadığı, üstüne üstlük tahtının da salonun baş köşesinde durduğu anlaşılacaktır.

Özcan Yeniçeri Bey’in de dediği gibi, birkaç bomba patlasa da şu İslâm ülkelerini yağmalasam diye her gün terör duasına çıkan bir Amerika ve destekçisi diğer Batılı ülkelere ne demeli? Şimdi bir düşünün bakalım. Türk’ün birliği, iriliği, diriliği duruyor olsaydı; ne idüğü belirsiz sıpalar Babil’in (Bağdat) asma bahçelerini talan edebilecekler miydi? Kimileriniz “Eşek hoşaftan ne anlar.” diyorsunuzdur. Doğrudur, maneviyat fakiri Batılılar İslâm’dan bir şey anlamazlar. Zira anlasalardı Müslüman olurlardı. Ama Elmalılı Hamdi Yazır Hocaefendi’nin de buyurduğu gibi, elbet İslâm’ı anlayacakları günler de gelecektir. Biz ‘ya sabır’ deyip, kendimizi bilelim. Çünkü kestiği kurbanın bile gözlerini bağlayan bir millet terörist olmaz. Olmadığı gibi, terörizme alet de olmaz.

Avrupa ve Amerika’dan müteşekkil (oluşan) Batı dünyası, Türklerin, Macar ovalarında cirit atıp; Bavyera köylerinde atlarının terini kurulamasını içine sindirebilmiş midir? Türk atlılarına geçit oldu diye, daha dün Mostar köprüsüne kin kusan bu insanlar değil miydi? Peki, ne hakla İslâm ülkelerinde olup bitenleri sineye çekmemizi istiyorlar? Üstelik daha dün Kıbrıs savaşında, bize yardım için koşup gelenler bir Pakistan, bir Libya değil miydi? Ya cephede yetip arttığı gibi, banka bile kurduğumuz Türkistan ve Hindistan (Pakistan ve Bangladeş dâhil) yardımlarına ne diyeceksiniz? 'Çırpınırdın Karadeniz' şiirinin ünlü ozanı, Azerbaycan millî şairi Ahmet Cevat’ın 'vefâlı Türk' diye seslendiği biziz cancağızlar. O Ahmet Cevat ki, Türkiye'ye olan sevgisini dizelere döktüğü için Komünist Ruslar tarafından kurşuna dizilerek şehit edilen bir alperendi. Kısacası vefâsızlık bize yakışmaz. Yakışmamalı… İslâm dünyasında, birilerinin, sırtına bindiği bir at değil; oyunu yönlendiren şah olmalıyız. Sözün özü Türk olmalıyız.

Şimdi içinizden birileri çıkıp, “Ne yani, Amerika’ya savaş mı açalım?” diyebilir. Haklıdır da. Malazgirt’i, Mohaç’ı, Akka’yı, Çanakkale’yi okumamıştır. Okumuşsa bile, taşıdığı kan, içtiği Amerikan kolaları yüzünden 'asil kan' olma vasfını yitirmiştir. Tersten okununca 'La Mekke, La Muhammed' (Mekke ve Muhammed yok olsun.) yazdığına dair rivayetler sağır sultanın bile dilinde olan kola, sadece mideyi bozacak değil ya? Yıllık kârını İsrail’e hibe etmekle kalmıyor; meret, dimağları da bozuyor demek ki. Neyse cancağızlar, İslâm’ın, Üstad Cemil Meriç Bey’in söylemiyle “hadım edilmiş İslâm” olmadığı bir devirde, Ebu Hanife ile talebeleri dar bir sokakta gidiyorlarmış. Birden azgın bir boğa sokağın öbür ucunda belirmesin mi! Talebelerin beti, benzi atmış hâliyle. Mezhep önderimiz Numan Hazretleri (Ebu Hanife’nin asıl adı Numan’dır.) öğrencilerine sırtlarını duvara dayayıp kımıldamadan durmalarını sıkı sıkıya tembih ederek kendisi öne geçmiş. Sonrasında, boğanın hışımla gelip; tam Numan Hazretlerine boynuz darbesini indireceği sırada, Hz. Numan’ın kıvrak bir vücut hareketi ile yana çekilivermesi ve boğanın geçip gitmesi bir olmuş. Şimdi bu olayı niye anlattım? Talebeler arasındaki bazı sığ dimağlılar, kalp gözünün açık olduğunu bildikleri hocalarına hitaben, boş yere kendisini tehlikeye attığını, bir keramet gösterip, bu tehlikeyi savuşturabileceğini dile getirmişler. Bunun üzerine Ebu Hanife Hazretleri hafiften gülümseyerek, şöyle buyurmuş: "Onun boynuzları var, benim ise aklım." Evet, canlar! Her şeyi Allah’tan, bekleyip; her sorunu Hz. Mehdi’ye bırakmak olacak iş midir? Tedbirin, tevekkülden önce geldiğini bilip dururken hem de… Sözün özü, Türkiye her zorluğun üstesinden gelebilir. Yeter ki aklımızı kullanmayı bilelim. Serik–27.01.2008

Aziz Dolu Atabey

azizdolu.blogcu.com



Bu yazı 963 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2017 Ömer Halisdemir
    • 5 Temmuz 2017 Musul; Nureddin Zengi'nin Yadig
    • 23 Mayıs 2017 Ra, Rab, Tanrı ve Türkler
    • 7 Mart 2017 Türkiyeyi Ve Dünyayı Anlamak
    • 14 Ocak 2017 Rainadan, Radikalizme
    • 1 Ocak 2017 İslam, İslamcılar ve Anarşizm
    • 22 Aralık 2016 Kurt Ulur, Vatan Kurtulur
    • 7 Aralık 2016 Şangay Bilmem Ne Kaçlısı
    • 20 Kasım 2016 Başkanlık Tartışmaları
    • 20 Kasım 2016 Fıratın İki Yakasını Bir Araya Getirmek
    • 7 Ekim 2016 Bir Meşrep Olarak Alevilik
    • 22 Eylül 2016 Piruz Dilenci; Güney Azerbaycanın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam
    • 11 Eylül 2016 Bu da oldu; Atatürkün resmine sansür
    • 31 Ağustos 2016 Yüksekova İl Olmalı
    • 18 Ağustos 2016 Yapılandırma Ayarlarına Dönüş
    • 8 Temmuz 2016 Atatürk Türkiyesinden, Humeyninin İranına
    • 2 Temmuz 2016 Akıl ile vicdanın hasbıhali
    • 2 Temmuz 2016 Almanların Maskarası, Çerkezlerin Yüzkarası
    • 29 Mayıs 2016 Bir, Üç, Beş
    • 23 Mayıs 2016 Otizmliler, ille de AKP diyormuş

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,247 µs